Evet dostlar, bu haftanın başında da konuğumuz Yeni Parti Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan.
Ben, kendileri ile hiç tanışmadığım için hakkında bir araştırma yapmak istedim.
Büyüdüğü ve ikamet ettiği mahallede şöyle birkaç kişiye sorduğumda gözlerimi dolduran cevaplar aldım.
“O hâlâ bu mahallenin çocuğu, o hâlâ bizim kardeşimiz, o hâlâ sıklıkla toplu taşıma kullanır, esnafı ziyaret eder, o gerçekten milletin vekili…” denilince bu sohbeti bizzat gerçekleştirebilmek, tanışabilmek için sabırsızlandım.
Ve o gündeyiz…
Kendilerini bugün gazetemizde misafir ediyoruz.
Şehir Gazetesi’nin kapısından samimiyetle ve süratle girdi sayın vekil.
Dikkatle inceliyorum. Eşi hanımefendi Semra Hanım da tüm zarifliği ile misafirimiz bugün.
İtiraf ediyorum benim için normal olan, bir gazetecinin bir siyasetçiyi iş edinip dikkatle takip etmesi ama bir siyasetçinin aksatmadan titizlikle benim yazılarımı takip ettiğini bilmek, hatta eşi hanımefendinin “Ben normalde böyle çok katılmam programlara ama sizinle tanışmak için geldim, çünkü kaleminiz ve tarzınız bana sıra dışı geliyor gerçekten merak ediyordum.” demesi beni hem gururlandırdı hem de daha ciddi bir sorumluluk yükledi.
Bir ara bu haklı gururu yaşayacağım umarım ama şimdi vaktim yok, soru sormam lazım.
Başlıyoruz.
“Sayın Vekilim, kıymetli hanımefendi hoş geldiniz, sefalar getirdiniz efendim nasılsınız?”
“Hoşbulduk Asalet Hanım, burada olmaktan mutluyuz sağ olun.”
“Efendim Cumhuriyet Halk Partisi’nde uzun yıllar siyaset yaptınız ve bugün geldiğiniz noktada ‘Ayrıldım çünkü…’ sorusunun cevabı ne olur?”
“Ayrıldığımız parti, kurucu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün bize emanet ettiği, ilke ve değerlerine bağlılıktan hiçbir zaman gocunmadığımız, kurumsal ve tüzel kişiliğine saygı duyduğumuz Cumhuriyet Halk Partisi değil, butlan yönetiminin etkisi altında olan bir Cumhuriyet Halk Partisi’nden ayrıldım.”
“Peki bu durum sizin için siyasi bir zorunluluk muydu Sayın Vekilim?”
“Elbette öyle, siyasetçiler olarak temel sorunun millete karşı olan sorumluluğumuzdu. Cumhuriyet Halk Partisi’nde butlan kararının alındığı tarih, 21 Mayıs. Biz 21 Mayıs’tan 24 Temmuz’a kadar Yeni Parti’nin kuruluş takvimi arasında aslında Cumhuriyet Halk Partisi içerinde kalıp mücadele etmenin çok fazla yolunu aradık, çok yol denedik. Çok fazla hukuki mücadele verdik. Milletimiz bize önce bu mücadeleyi işaret etse de sonrasında “Ya yeni bir yol bulacaksınız ya yeni bir parti kuracaksınız. ”dedi. Yani bizim ne yapacağımıza yine milletimiz yön verdi.”
Bunları söylerken “Zorunda kaldık.” ifadesini de kullanmadan edemiyor Sayın Arslan. Ve aslında bu geçişi anlatırken arkada bıraktıkları kalın bir anı defterinin kapağını zor da olsa nasıl kapattığını anlatıyor.
Yıllarca verilen emeği, atlatılan badireleri, yol arkadaşlarını ve onca seneyi… Vaktiyle en büyük lideri Kılıçdaroğlu’nun birden bire nasıl butlancı olduğunu… Hakikaten ne kadar süratle değişti her şey. Ülkenin ana muhalefet partisi ciddi bir deprem yaşadı.
Sayın Arslan ciddi bir ifade kullanıyor ve diyor ki:
“Buna bir ‘dağılmak’ dememek lazım. Çünkü biz omurga ile ana gövde ile yeni bir parti kurduk.” diyor.
“Yani geride omurgası olmayan bir parti mi bıraktınız? Gövdesi olmayan bir Cumhuriyet Halk Partisi mi var şimdi?” diye sormadım.
Biraz yoruma açık, buraya bırakıyorum.
“Efendim o dönem çok gürültülü gerçekleşti. Sayın Arslan, her iki tarafta da birbirlerine karşı herkesi şaşırtan üzen çok sert ithamlar keskin cümleler sarf edildi. Mesela “Bizim seçmenimizi çalıp gittiler.” ifadesinde muhatap Yeni Parti mi, çalındığı iddia edilen seçmen mi? Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?”
“Çok sert... Hem de çok sert... Ben, kendim ile beraber birçok arkadaşımız mecbur kalmadıkça bu tür polemiklere hiç girmedik.
Ama her iki tarafta da öylesine ağır ifadeler kullanıldı ki üzülmemek elde değil.”
“Sayın Arslan, her ne kadar Yeni Parti’ye geçmek bir tasarruf ise Cumhuriyet Halk Partisi’nde kalıp siyasete aynı zeminde devam etmek de bir tasarruf değil mi?”
“Elbette elbette Asalet Hanım. Tabii ki Cumhuriyet Halk Partisi’nde kalan arkadaşlarımızın da gerekçeleri vardır. Yeni Parti’de siyaset yapmak isteyen arkadaşlarımızın da gerekçeleri şüphesiz var. Ama Yeni Parti ile alakalı kurulan ‘bölücülük ve gasp’ ifadelerini kullanan arkadaşlarımıza da bu ifadeleri iade ediyorum. Bunlar, doğru şeyler değil. Aslolan birbirimizi doğru anlamaktır. Ben AK Partili bir arkadaşımı gördüğüm zaman, MHP’li bir arkadaşımı gördüğüm zaman sarılıp hal hatır sorabiliyorum.” derken
Ben, cümleye “Bakın, bugün benimle röportaj yapıyorsunuz mesela.” diyorum ve aslında biz çok acı bir algının altını çizerken gülüyoruz.
“Öyle tuhaf ve anlaşılması zor ki aslında, ’bazı’ siyasetçiler ‘gazeteci’ seçerken özellikle kendi ideolojileri ile örtüşmeyen gazetecileri muhatap alıyorlar bunda bir beis yok. Ama siz gazeteci olarak, meslek etiği olarak hemen herkes ile işinizi olması gerektiği gibi yapmaya çalışıyorsunuz ve güya eleştiriliyorsunuz. Ve bu eleştiriyi de yine kendilerine göre karşı mahallenin gazetecilerini daha çok muhatap almak isteyenler yapıyor sayın vekilim.” diyorum.
Yine gülüyoruz ve “Biz sizin ve yaptığınız işin kalitesinin çok farkındayız.” diyerek insan merkezli siyasetin ‘bizden’ anlayışına adeta ayar vererek…
Hem üzgün hem mahcup devam ediyorum.
“Efendim siz Eskişehir’de en etkili milletvekillerinden birisiniz. TBMM’de en çok soru önergesi veren, sonra da ardını bırakmayan. Hatta sizin için ‘öz vekil’ ifadesi çok kullanılıyor. Sanırım bu biraz meseleler ile dertlenmekten kaynaklanıyor. Vekil dertlenmeli neticede. Yeni Parti’de daha etkili bir milletvekili olacağınızı düşünüyor musunuz?”
“Kesinlikle. Umarım elimden geleni yapıyorumdur ve daha iyisini yaparım. Yasamanın gereği neyse onu yapmaya çalışıyorum. Yeni Parti’de yine vatandaşlarımızın bize emanet ettiği bu sorumluluğun gayretini üzerine katlayarak devam edeceğiz. Ve inşallah yapılacak ilk seçimde Yeni Parti’mizin iktidarı iddiası ile yolumuza daha çok inanarak devam edeceğiz. Hatta Yeni Parti iktidarında artık soru sorma, önerge verme ve o önergelerin peşine takılma değil Eskişehir’in de tüm ülkenin sorunlarını da çözerek hayata geçiren olacağız.”
“Peki Sayın Arslan, Eskişehir özelinde siyasi liderlik söz konusu olduğunda hangi parti lider sizce?”
“Hiç tereddütsüz Yeni Parti... Bunu, şuna dayandırıyorum Asalet Hanım: Beni tanıyanlar bilir, ben seçim istatistiği üzerine çok çalışmış biriyim. Eskişehir ve Türkiye’yi çok çalıştım. Seçmenin tavrı, tarzı, bu şehrin ve ülkenin demografisi, dinamiği vs. hepsini çalıştım. Benim iddiam odur ki yapılacak ilk seçimde Yeni Parti, hem Eskişehir de hem Türkiye de iktidar olacaktır.
“Peki Sayın Arslan, meseleye Eskişehir ile dertlenmek, bu şehre hizmet etmek, vatandaş penceresi diye bakarsak iktidar muhalefet ayrışmadan bu şehrin siyasetçileri olarak bir araya gelip istişarelerde bulunulamaz mı? Eskişehir özelinde sizce de çok sert bir siyaset yapılmıyor mu?”
“Üzgünüm. Aslında hepimize bir sorumluluk yüklendi. Bir araya gelip hep beraber bu sorumluluğun yerine getirilebilmesi için birlikte mücadele edebilmeyi çok isterdim.
Burada herkesi birbirinden ayrıştıran biraz da yoğurt yeme tarzı… Herkes farklı kurumsal yapılarda farklı ideolojilere sahip olduğu için farklılaşıyoruz. Eskişehirli, kronikleşmiş sorunlarının çözümünü bekliyor.
Mevcut sistemde, iktidar milletvekilleri ile muhalefet milletvekillerinin yapabilecekleri arasında dağlar kadar farklar var. Halka dokunmayan, temenniden öteye geçmeyen, gündemini yakalayamayan bir siyasetin çok da önemli olduğunu düşünmüyorum. Sıfatınızın milletvekili, il ya da ilçe başkanı olmasının da hiçbir önemi yok. Hatta buna sivil toplum örgütlerini de katabiliriz. Önemli olan halka dokunmak ve halkı muhatap alıp derdi ile dertlenmek.”
Benim aklıma şu, en yakın birlikte hareket etme durumu geliyor ve soruyorum:
“O zaman Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce’nin, Kurtuluş kapalı pazar yeri ve kentsel dönüşüm ile alakalı AK Parti İl Başkanı Gürhan Albayrak ile birlikte organize olarak bu meseleyi çözüme kavuşturmasına gelen eleştirileri de reddediyorsunuz değil mi Sayın Vekilim?”
“Şimdi şöyle Asalet Hanım, tabii ki tüm belediye başkanlarımız hizmet etmek için, hizmette ayırma, ayrışmama için belediye başkanı oluyorlar. Ama neticede temellerinde seçildikleri bir siyasi parti var.
Bir de iktidar var. Hangi parti iktidar olursa olsun, benim ayağıma geleceksin, benden rica edeceksin, benim süzgecimden geçecek ve uygun görürsem sana yol açarım zihniyeti olursa biz buna da muhalifiz. Bu anlayışın millet ve hizmet anlayışına asla uygun olmadığının da hepimiz bilincindeyiz. Biz ‘parti devleti’ anlayışını asla kabul edemeyiz. Hizmeti tartışmaya döndürüp, “Benim babam senin babanı döver.” gibi çocuksu bir anlayış ile ötelememek lazım.”
Derken Sayın Arslan es vermeden kentsel dönüşüm mevzusuna biz sormadan geçti, zira aslında, malumdur ki en ciddi sorun bu.
“Asalet Hanım, bu şehrin en büyük sorunu kentsel dönüşüm ve TÜİK’in elindeki veriler de güncel değil maalesef. 350.000’in üzerinde bina, deprem yönetmeliği öncesi yapılmış ve ciddi risk altında. Yerel yönetimler de bu meselenin sorumlusu, şüphesiz iktidar da. Rakamlar o kadar büyük ki yerel yönetimleri de aşan ciddi bir resim var ortada. Bu konu “Vay efendim sen niye yapmadın? Sen o zaman ne yaptın? Öteki o zaman o yıllarda niye yapmamış?” gibi birbirini suçlayarak vakit kaybedilecek bir konu değil ki… Ne yapılması gerekiyorsa bir an önce yapılması gerekiyor. Eskişehir’in en az yarısı 99 depremi öncesinde yapılan kritik binalar. Bunu ötelememek lazım.”
“Yani Sayın Vekilim, bu şehrin öncelikli sorunu ‘kentsel dönüşüm’ diyebiliriz değil mi?”
“Hiç şüphemiz yok Asalet Hanım.” diyor Sayın Vekilim.
“Ama burada asıl mesele şu: Mazeret üretmek yanlış. 99 depreminin çok şey öğretmiş olması lazım. 2022 itibarı ile göreve gelmiş bir iktidar var. Ve bize bu konu ile alakalı ayrılmış bütçeden bahsedilmiyor. Deprem olup bittikten sonra ne yapılması gerekeni biz 99’ dan sonra öğrenmiş olmalıydık ama biz hep afetten sonrasını hatta 6 Şubat’tan sonrasını konuşuyoruz. Tedbiri konuşamıyoruz.”
“Kentsel dönüşüm deyince masamızda taptaze başka bir mesele var aslında: ESOGÜ… Sayın Vekilim, ESOGÜ Rektörümüz Prof. Dr. Emine Gümüşsoy ile daha çok yeni bir röportaj gerçekleştirdik ve bu konuyu konuştuk. Hatta bu konu Eskişehir Valisi Erdinç Yılmaz’ın da işareti ile daha da önem kazandı. Siz bu konuda neler söylersiniz?”
“Bu konu, benim de yakından takip ettiğim bir konu. Hiç tartışmasız aciliyet gerektiren bir yenilenme söz konusu. Henüz yanıt da alamıyoruz ama titizlikle takibimizi sürdüreceğiz. Ama eksik gidiyor. Herkes sorunu tarif ediyor, temennisini iletiyor ama çözüm yok ve zaman sabun gibi eriyip gidiyor. Ben o bölgenin, o mahallenin çocuğuyum. O hastanenin, o üniversitenin temelinin atılışından, o binanın yükselişi gözlerimin önünde oldu.”
Şimdi hastaneye eski derken Sayın Vekilimize de “yaşlı” demiş gibi olmadık inşallah, diye de içimden geçiriyorum.
Umarım böyle anlamamıştır. :)
“Asalet Hanım, Eskişehir bu konuyu 2023’ten beri tartışıyor. Teknik bir rapor var ve bu rapora göre iki seçenek üzerinde tartışılıyor: Bir tanesi ‘güçlendirilmesi’, diğeri de eski binaların yıkılması ve yenilerinin yapılması. Ama dahası, tam da altından aktif bir fay hattı geçiyor olması. Ee şimdi bu fay hattının üzerine yeniden bir bina mı yapılacak? Yapılsa olur mu? Ben, o andan itibaren konuyu meclise taşıdım ve bu konuda birden fazla soru önergem var. Şimdi, bu meselenin acil olarak yatırım planına girmesi lazım. Yatırım planına giren kısım ‘güçlendirme’ ile alakalıydı. Önce 2025’te dört yüz milyon bütçe ayırıldı ve yüzde onu, yani kırk milyonu ödenek olarak ayrılmıştı. Sonra 2026 yılında altı yüz milyona yükseltilmiş ve yine yüzde onu, yani altmış milyonu ödenek olarak ayrılmış ama teknik raporların hazırlanması dışında hiçbir hazırlık ve harcama yapılmadı. Yazışmalar, dilekçeler falan dışında ortada bugüne kadar hiçbir çalışma yapılmadı. Yani üniversite yönetimi şunu açıklamalı: Ortada bir teknik rapor var ama bu rapor sadece poliklinik binasına mı aittir? Yoksa yerleşkenin tamamına mı aittir? Ama bizim tercihimiz şüphesiz, hizmet ve eğitim kalitesi ve can emniyeti açısından güçlendirme değil, yeni bina yapılması yönündedir. Ve aciliyeti olan bir konudur. Bakın, bunu biz değil bilim söylüyor.”
Geldik o kritik soruya:
“Sayın Arslan, özelleştirme kapsamına alınan ve sonrasında kamuoyu baskısı ile bu kapsamdan çıkarılan hastane arazileri ile alakalı neler söylemek istersiniz?”
“Asalet Hanım, bu konu ile o kadar enteresan ki bu şehrin aslında en önemli problemleri ile iktidarın elinde nasıl savrulduğunu bir kez daha görmüş olduk. İnanılır gibi değil ama meseleyi yakından takip etmesi gerekenler, konuya hakim olması gerekenler, yani böyle bir özelleştirmeye mahal vermemesi gerekenler “Aman efendim biz de sizin gibi bunu Resmi Gazete’den öğrendik.” dediler. Bu durum, aslında bu kentin nasıl yönetildiğinin ya da nasıl yönetilemediğinin delilidir. Sonrasında Eskişehir kamuoyu tepkisini ortaya koydu. Sesler yükseldi ve bir girişimde bulundular.
Dediler ki “Bakan ile görüştük 15 gün içinde bu kapsamdan çıkarılacak ve yazı gelecek.” dendi. Sonra üzerinden beş ay geçti. AK Parti milletvekilleri ve il başkanı Albayrak, 20 Ağustos’ta 11720 sayılı Cumhurbaşkanı kararnamesi ile bu alanların özelleştirme kapsamımdan çıkarıldığını kamuoyu ile paylaştılar. Tüm basın da bunu haber yaptı.
Ama bu sabah itibari ile yine Sayın Cumhurbaşkanı 11782 sayılı kararı Resmi Gazete’de yayımlandı. Yani, o son karardan sonra daha altmış karar Resmi Gazete’de yayımlandı ama bu özelleştirme kapsamından çıkarılma kararı henüz Resmi Gazete’de yayımlanmadı. O nedenle ben hâlâ takibimi sürdürüyorum. Sayın Hatipoğlu “Bir bürokrat hatası.” dedi ama ben bir açıklama yapmıştım. Bu alanların özelleştirilmesi ile alakalı herkes konuştu ama bir tek İl Sağlık Müdürü konuşmadı, konuşmuyor demiştim. Ama bugüne kadar da cevap alamadım. Ben buradan soruyorum: O bürokrat kimdir? Açıklayınız. O bürokrat ile alakalı ne yaptınız? Soruşturmanız var mı?”
“Bu soru Nebi Hatipoğlu’na mı Sayın Arslan?”
“İlgili muhataplarına… Çünkü sıradan bir konudan bahsetmiyoruz. Çünkü sağlık bakanımız şöyle bir cümle kullanmıştı:
“Aktif olan hiçbir hastane özelleştirme kapsamına alınamaz.” Hava hastanesi hâli hazırda hizmet veren aktif bir hastane. Hatta bina, kültür varlıklarını koruma kurulunca da korunan bir bina. Burada bir aktif pasif ayıramama durumu mu var? Bir bürokratın hatası denilerek geçiştirilemez ve o nedenle gereği yapılmalıdır.”
“Peki, Sayın Vekilim, Eskişehir’in Ankara’dan daha fazla yatırım alabilmesi için sizce eksik olan ne? Siyasi güç mü, lobi mi, ortak akıl mı?”
“Şimdi bakın Asalet Hanım, Eskişehir’in dört tane ilçe bağlantı yolunu yıllardır konuşuyoruz değil mi?
Eskişehir-Alpu-Mihalıççık
Eskişehir -Sarıcakaya-Nallıhan
Eskişehir - Sakarıbaşı- Mihalgazi
Eskişehir -Seyitgazi- Kırka
Yani bir araya gelsek; AK Parti, Cumhuriyet Halk Partisi, Yeni Parti, Milliyetçi Hareket Partisi ve diğerleri… Ya da sivil toplum örgüt başkanları, ki geliyorlar. Yahu neyi yeniden keşfediyoruz? Yapılması gereken net ve ortada. Projeler var, sadece yatırım planına koyulmalı.”
“Peki efendim ne eksik?”
Geldi o yankılanan cümle:
“ESKİŞEHİR’E ŞAŞI BAKIYORLAR! HATTA UZAKTAN BAKIYORLAR!
BU KENTİN SEÇMEN İRADESİNE AÇIKÇA TAVIR ALIYORLAR!
Merkezi idareye Eskişehir’den aktarılan rakamları da ayrıca konuşuruz. Mesele burada değil. Mesele, arkadaşlarımızın kesintisiz olarak yönetmiş oldukları 24 yıllık iktidarda daha otuz yıl önceki meseleleri çözememişlerse, kentsel dönüşüm anlamında mesafe katedilememişse ve tüm bu eksikler temenniden öteye gidememişse başka ne söylemek lazım? Şimdi bakın, önümüzdeki günlerde çevre yolu müjdesi gelecek ama bir şey değişmeyecek. Yap, işlet, devret mantığı ile yapılacak.”
“Peki Sayın Arslan, sizin kararname çıkarma yetkiniz olsaydı ilk hangi konudan çıkarırdınız?”
“İlk yapacağımız iş emeklilerimizin gelir seviyelerinin yükseltilmesi olurdu. Ve bunu yaratmak için de bir iki noktaya dokunmak ve gelir elde etmek lazım tabii.”
“Peki Sayın Arslan, Eskişehir’in gelecekteki siyasi dengesini nasıl görüyorsunuz?”
“İktidar olacağımızı gördüğüm için çok sıkıntılı görmüyorum.”
“Efendim, Eskişehir’de iktidar olmaktan mı bahsediyorsunuz, yoksa Türkiye geneli mi?”
“Eskişehir’de de Türkiye’de de Yeni Parti birinci parti olacaktır. Hatta, Cumhurbaşkanlığı seçiminde de biz başta olmak üzere birlikte yol yürüyeceğimiz arkadaşlarımız ile beraber göstereceğimiz adayımız kazanacak.”
Dikkat ettiniz mi? “Göstereceğimiz adayımız…” Aleni bir Ekrem İmamoğlu işaret edilmedi. Önceden keskin bir Ekrem İmamoğlu diktesi vardı ama o oldukça kırılmış, diye düşünüyorum. Hatta İmamoğlu’na verilen siyasi yasak kararı da hemen ertesi gün gündemdeydi. Dolayısı ile yeni bir Cumhurbaşkanı adayı belirlenecek diye düşünmek lazım.
Ve son soru, aslında tüm konuklarımız için aynı:
“Şehir Gazetesi okuyor musunuz Sayın Vekilim, bizi takip ediyor musunuz?”
“Ben çok teşekkür ediyorum Şehir Gazetesi’ne. Gerçek anlamda objektif ve tarafsız bir gazetecilik anlayışı olduğu için.
Gazetecilik meslek etiği içerisinde taviz vermediği yayın politikasından dolayı tebrik ediyorum. Sayın Keskin başta olmak üzere siz değerli yazar kadrosunu titizlikle takip ediyorum ve oldukça başarılı buluyorum.
Zaman zaman istifade de ediyorum ve başarılarınızın artarak devam etmesini diliyorum.”





