Kılıç, şu an için ciddi bir su sıkıntısı yaşanmadığını ancak önümüzdeki dönemde özellikle yeraltı su kaynaklarına bağımlı üreticilerin büyük sorunlarla karşılaşabileceğini söyledi.
Üreticilerin yaklaşık yüzde 80’inin yeraltı suyu kullandığını belirten Kılıç, yağışların yetersiz seyretmesi ve Porsuk Barajı’ndaki su seviyelerinin düşüklüğü nedeniyle ilerleyen günlerde su temininde ciddi sıkıntılar yaşanabileceğine dikkat çekti.
“ÇİFTÇİLERİN YAŞ ORTALAMASI 60’IN ÜZERİNDE”
Kılıç’ın açıklaması şöyle:
“Eskişehir'de tarımsal üretim açısından şu anda büyük bir su problemimiz yok ama ilerleyen günlerde su sıkıntıları bizi bekliyor. Çünkü bizim üyelerimizin yüzde sekseniyeraltı suyu kullanıyor. Malum yağışlar aşırı olmadığı için Porsuk Barajı'nda su olmadığından dolayı ilerleyen günlerde su problemi bekliyoruz.
Eskişehir genelinde Devlet Su İşleri Üçüncü Bölge Müdürlüğü yirmi iki mayıstan sonra müracaat edilen su arama izinlerini vermiyor. Kuyu açmasına müsaade etmiyor. Dolayısıyla o yönden çiftçilerimiz şu anda mağdur. İleriye doğru da mağdur olacak diye düşünüyoruz yani.
Bu biraz keyfi bir uygulama gibi. Devletin de tedbir alması lazım ama orada şu anda halihazırda üretim yapılan insanlar var. Günler önce bunların duyurulması lazım. Veya Eskişehir'de su yetersizse üretim kısıtlaması olması lazım.
Eskişehir Eskişehirli üreticiler damlama su da yeterince bilinçli. Sıkıntı bu değil. Eskişehir'deki üretim fazla olduğu için biz şu anda sıkıntı yaşıyoruz. Dolayısıyla ilerleyen günlerde su problemleri de bizi bekliyor. Mesela mısır çok su tüketen bir ürün. Mısır ekiliyor ama devletin şöyle bir tedbiri var. İki yıl üst üste ektikten sonra üçüncü sene aynı arazide aynı yerde müsaade etmiyor. Ha bu çözüm mü. Bu da çözüm değil. Şu anda mısır ciddi anlamda su tüketiyor. Bunun ne yapılması lazım. Belki hani ÇKS başına en azından üretici idare edecek kadar bir dönüm belirlenmesi lazım. Veya mısır yasaklanması lazım. Hayvan üreticileri üretmesi lazım. Özellikle sebzeyi de söylemek isterim. Biz şu anda Eskişehirli üreticiler olarak Eskişehir'in sebze ihtiyacını karşıladıktan sonra yaklaşık on iki vilayete sebze gönderiyoruz. Bu da aslında çok. Niye. Şu anda Eskişehir'de üretilen sebze normal bizim kapasitemizin beş katı üzerinde. Bu da yeraltı sularına yükleniyoruz. Haliyle tükenecektir. Dolayısıyla bu yönde bir planlama yapılması lazım ciddi bir anlamda.
Türkiye'de çiftçilik yapanların yaş ortalaması 60'ın üzerinde. Bu rakam çok çok yüksek. Gençlere bu meslek cazip gelmiyor. Son 4-5 yıldır bu iş para kazandırmıyor. Ben bu işi 43 yıldır yapan bir insanım. Yeni nesil bunu tercih etmiyor. Neden. Çünkü cazibesi kalmadı. Ha ciddi bir tarım politikası olması lazım. Şöyle bir zihniyet var. Memlekette üretim ne kadar bol olursa o kadar ucuzluk olur ama üretici de nereye kadar dayanır onu da bilmiyoruz. Bakın normal şartlarda bizim üreticimizin zarar etmesi için dolu, afet, sel gibi şeyler olması lazım. O olmadıktan sonra eğer zarar söz konusuysa ki iki yıldır üyelerimiz zarar ediyor. Demek ki burada bir sıkıntı var. Bunun tedbirinin alınması lazım. Neden. İlerleyen günlerde daha zor günler bizi bekleyecek. Vatandaşın zaten ucuz sebze yeme şeyi kalmadı. Şu anda belki mevsimine göre bol üretim olursa hesaplı olabilir ama eğer böyle gider tedbir alınmazsa kesinlikle sebzeyi de artık et gibi pahalı yiyeceğiz.
Ciddi anlamda üretim planlaması olması lazım. Yani nedir. Havza bazında atıyorum Eskişehir'de ne olacaksa, ne üretilecekse, ne kadar Türkiye genelinde aslında bunun yapılması lazım. Eğer bunu yapmadığımız takdirde bakın şu anda biz akaryakıtın yüzde doksanını, ilaç, kimyevi gübrenin yüzde doksanını dışarıdan ithal ediyoruz. En önemlisi suyumuz gidiyor. Ürettiğimiz ürünlerin geçen yıl yüzde ellisi tarlada kaldığı halde vatandaş çok pahalı fiyatlara sebze tüketti mesela. Bu aradaki makas nedir işte. Tüccar, pazarcı vesaire onlar faydalandı halci. Halbuki ciddi anlamda bir üretim planlaması olsa, denetleme olsa hem üretici zarar etmez hem de vatandaş hesaplı fiyata sebze tüketir.
Bilinçaltındaki gerçek ne. Üretim ne kadar bol olursa vatandaş o kadar ucuza yer. Halbuki öyle değil. Bakın bu su imkanlar sınırsız değil. Eninde sonunda tükenecek. Dediğim gibi hani nasıl ki eti dışarıdan ithal ediyorsak belki sebzeyi de edeceğiz ama sebzeyi etme şansımız da yok. Kolay bir şey değil o. Günlük tüketilen yeşil aksam olan ya da suyla ayakta duran gıda maddeleridir sebze meyve. Yani dolayısıyla bunu ciddi anlamda üretim planlaması olması lazım. Üretim planlamasına göre üretim yapılacak. O aradaki vatandaşa ulaşana kadarki makasta da iyi bir denetim olması lazım ki vatandaş da buradan ucuza çıkan ürünü pahalıya mutfağına sokup tüketmesin."






