AK Parti Eskişehir Milletvekili Nebi Hatipoğlu ile Bolu’da bir araya geldik.
Daha doğrusu ben onun için Bolu’ya gittim.
Eskişehirspor’u Bolu kampında ziyaret eden Hatipoğlu’nu ben de kampta sıkıştırdım.
Dağın ortasında bir otel…
Etraf yemyeşil…
Bir çardağa geçtik.
Bir yandan rüzgâr esiyor…
Bir yandan ben gündeme dair sorularımı yöneltiyorum.
Eskişehirspor’dan siyasete, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a verdiği destekten parti içindeki tartışmalara, Yılmaz Büyükerşen’e yönelik eleştirilerinden Barlar Sokağı çıkışına, Eskişehir’in çevre yolundan Hava Hastanesi’nin geleceğine kadar birçok başlığı konuştuk.
Nebi Bey’in keyfi çok iyi.
Herkes onu muhakkak hep ciddi biliyor ama sürekli kahkaha atıyoruz.
Sorularım ise zor.
O ise duraksamadan birer birer yanıtlıyor.
Kimi zaman ciddileşiyor, kimi zaman gülüyor, kimi zaman da Eskişehir’e ilişkin mesajlarını oldukça net veriyor.
Bolu’nun yemyeşil doğasında, Eskişehirspor kampının sakinliği içinde siyasetin en çok konuşulan başlıklarını masaya yatırdık.
Şimdi sözü fazla uzatmadan, sizi o çardağa götürelim…
Nasılsınız Vekilim?
İyiyiz. Bolu kampındayız. Kampları özlemişiz. En son Manavgat maçından önce kamp yapmışlardı, oraya gitmiştik. Ondan sonra Eskişehirspor'un Bolu kampındayız. Burası da çok güzel, yeşillik. Sizi de burada yakalamak çok güzel oldu. Bu röportaj bence güzel olacak.
Valla çok şanslıyız, Vekilim. Biz de burada yakaladık.
Evet, aynen.
Sizin de söylediğiniz gibi bugün Bolu'da, Eskişehirspor'un kampında beraberiz. Kampı ziyaret ettiniz ve aynı zamanda Europen olarak kulüple yeni bir sponsorluk anlaşması imzaladınız. Her sezon olduğu gibi bu sezon da Eskişehirspor'a desteğinizi sürdürüyorsunuz. Eskişehirspor'un sizin için anlamı nedir ve bu desteği neden bu kadar önemsiyorsunuz?
Ya şimdi ben Eskişehirspor başkanıyken, başkanlığı bıraktığımda Eskişehirspor Süper Lig'deydi. Sonra milletvekili oldum, amatörde buldum takımı. Tabii yönetimimiz, camiamız, bizler de uğraştık; takımı amatörden bir üst lige çıkardık ama geçen sene maalesef bir üst lige daha çıkamadık.
Tabii vatandaşa sözümüz var. Ben milletvekili olmadan önce de, olduktan sonra da her platformda "Eskişehirspor'u Süper Lig'e çıkaracağız, bunun için çalışacağız" diye söz verdim. Sözümüzün arkasında duruyoruz. Tabii biz geçen sene devre arasında Europen, Eskişehirspor'la forma sponsorluğu anlaşması yaptı. Aslında bu anlaşma bu yılın yarısını da kapsıyordu ama Eskişehirspor'un bugün desteğe ihtiyacı var. Onun için sponsorluk anlaşmamızı uzattık. Bununla da ilgili bir maddi katkı sağlayacağız. Bu da Eskişehirspor'un işte bu yeni yapılan transferlerinde falan kullanılacak, bir can suyu olacak.
Yani Eskişehirspor hani ailemizden biri gibi. Benim evimde de öyle; çocuklarım, hanım... Bizim evde Eskişehirspor konuşuluyor: Yenildi, yendi, çıktı, çıkamadı... Yani bizim artık nasıl söyleyeyim sana, hani Eskişehirspor'a sponsor olmamız artık bir haber değeri taşımamalı, her sene oluyoruz çünkü. Eskişehirspor'un Eskişehir'de ne kadar sevildiği, Türkiye'de Eskişehir denildiği zaman ilk akla gelen markanın Eskişehirspor olduğu ve Eskişehir'in en büyük markası olduğunu hani burada söylememe bir daha gerek yok herhalde.
Ben biraz siyasete geçeyim o zaman olur mu?
Hızlıca siyasete geçtik.
Aynen, evet.
Nebi Hatipoğlu'nun siyasetteki temel çizgisini tek cümleyle nasıl tarif edersiniz Vekilim?
Yani benim tek cümleyle tarif etmem gerekirse, ben makam meraklısı bir insan değilim. Yani Eskişehirspor, Eskişehir, sanayi... Hayatım boyunca çalışarak geçti. Ben milletvekili olmadan önce de gece gündüz çalışan, üreten, Eskişehir'e faydalı olmaya çalışan, millî-manevi değerlerine değer veren, sanayide hep verimliliğin, üretimin, Ar-Ge'nin, ihracatın önemini vurgulayan, Eskişehir'deki sanayicilere önayak olmak isteyen, üreten ve Eskişehir'de bir taşı taşın üstüne koyan bir insandım.
Eskişehir'de milletvekili olduktan sonra da benim hayatımda hiçbir şey değişmedi, yine çalışıyorum. Eskişehir'de, Eskişehir'in ihtiyaçlarının dışında sadece bunlar maddi ihtiyaçlar değil; ben kendimi şöyle görüyorum: Eskişehir'de ve Türkiye'de manevi ve millî değerlerin korunması da çok büyük bir konu bence. Yani sadece işte yol yaptı, köprü yaptı, şunu yaptı, bunu yaptı değil; manevi ve millî değerlerin korunması da önemli ve ben bunun bir savunucusuyum. Her konuda, her platformda hem Eskişehirliliği hem Türk milletinin millî-manevi değerlerini koruyan bir insanım.
“ESKİŞEHİRSPOR’UN BİRİNCİ LİGE ÇIKMASINDA CUMHURBAŞKANIMIZIN ÇOK BÜYÜK DESTEKLERİ OLDU”
Sayın Cumhurbaşkanımıza da desteğinizi her daim gösteriyorsunuz Sayın Vekilim. Sizi Erdoğan liderliğine bu kadar inandıran şey nedir?
Bu millî ve manevi duygular çok önemli. Millî, manevi, ülkemizin hassasiyetlerine sahip çıkan bir Cumhurbaşkanına sahibiz ve benim partimin lideri. Ve bu bende ciddi bir aidiyet oluşturuyor ki Cumhurbaşkanımızla muhabbetimiz 25 yıl öncelerine dayanıyor. Ben Eskişehirspor başkanıyken de Eskişehir'e geldiğinde, İstanbul'da, Ankara'da defalarca bir araya geldik. Eskişehirspor'a da Kemal Unakıtan vasıtasıyla Cumhurbaşkanımızın çok büyük destekleri oldu ve o dönem 1. Lig'e çıkmamızda da Cumhurbaşkanımızın çok büyük destekleri oldu. O günden beri Cumhurbaşkanımızla muhabbetimiz devam ediyor.
Bugün geldiğimiz noktada da Türkiye'nin içinde bulunduğu durumu herkes görmek istediği noktadan görmeye çalışıyor. Yani muhalefet başka bir çerçeveden görüyor, biz başka bir çerçeveden bakıyoruz, devlet başka bir çerçeveden bakıyor. Ama bugün geldiğimiz noktada alternatifsiz bir liderle karşı karşıyayız. Yani şimdi bugün eğri oturalım doğru konuşalım, kime sorarsak soralım; Türkiye'de diyoruz işte ekonomiyi soruyoruz, emekliyi soruyoruz, anketlerde her şeyi soruyoruz, vatandaş hepsine bir cevap veriyor, hükümeti eleştiriyor. Ama önümüzdeki dönemde kimi cumhurbaşkanı görmek istediğiniz dediğinizde; işte bugün kim muhtemel aday? Recep Tayyip Erdoğan, işte Özgür Özel YENİ Parti’siyle, işte kim diyelim Müsavat Dervişoğlu İYİ Parti'de... Bunları ve buna benzer isimleri koyduğumuzda açık ara vatandaş hükümeti eleştirse de, "Emekli maaşım düşük" dese de, "Hayat pahalılığı var" dese de dönüyor, dolaşıyor; bu isimleri gördüğü zaman ülkede, ülkeyi teslim edeceği, ülkeyi dünya çapında, uluslararası arenada temsil edeceği kişiyi açık ara Recep Tayyip Erdoğan olarak görüyor ve bir istikrar görüyor.
İnsanlar yaşıyor ama bence şöyle yapmalı: Bir yukarı doğru çıkıp bir duruma bakmalı. Yani şimdi yukarıda bir savaş var, aşağımızda bir savaş var ve bizim önümüzdeki dönemde İsrail'le bir çatışma riskimiz var Suriye'de. Dünyanın tamamında bir enflasyon sıkıntısı var. Bunların hepsini üst üste koyduğunda çok dalgalı bir denizde gidiyoruz. Bu dalgalı denizde gemiyi kime emanet edeceğiz? Cumhurbaşkanımızın arkasındayız her platformda. İnşallah önümüzdeki dönemde alternatifsiz olarak seçime girecek ve seçimleri kazanacak. Biz de vatandaşımızın hayatını kolaylaştıracak, vatandaşımızın refah seviyesini arttıracak projeleri yapmaya devam edeceğiz.
“TRANFSER KULÜPLERDE OLUR, PARTİLERDE OLMAZ!”
Peki, "AK Parti transfer siyaseti yapıyor" eleştirilerine ne diyorsunuz?
Ya şimdi bu futbol takımı kampındayız; yani transferler kulüplerde olur, transferler partilerde olmaz. Herkes bir partiyi seçerken iyi niyetle seçiyor. Kimse "Ben bu partiye gireceğim, yarın bu partiden ayrılırım, başka partiye geçerim" diye bir planla girmiyor. Bugün gördük Eskişehir'de; işte Cumhuriyet Halk Partisi’nin, 3 tane mi vekili var Eskişehir'de? 3 tane vekili vardı. Bunlardan 2 tanesi parti değiştirdi. Ne oldu şimdi, niye değiştirdiniz? Demek ki her şey istediğiniz gibi gitmiyor bazen. Bazen çok doğru olduğunu düşündüğünüz şeyde fikir ayrılığına uğrayabiliyorsunuz.
Eskişehir'de ben hayatım boyunca hiç eğilmedim, dik durdum. Sözümü de çok rahat söyledim, bunu herkes bilir. Ben o gün AK Parti'ye geçerken ne dediysem bugün de bunu söylüyorum. O gün sorunlar vardı ve ben Eskişehir'e hizmet yolunda vatandaşın ihtiyacını karşılamayı bu şekilde buldum. Bugün görüyorsunuz, Eskişehir'de bütün vatandaşlar CHP'ye oy verdi, ne yaptı? 3 tane milletvekili seçti. E CHP'ye oy verenler, Yılmaz Hoca da Yılmaz Hoc da orada, Kazım Kurt da orada, Ayşe Ünlüce de orada; hepsi CHP'nin adamları değil mi bunlar? Belediye başkan adayları, belediye başkanı, milletvekili... E ne oldu şimdi? İki tanesi yeni bir parti, Yeni CHP'ye geçti. Jale Hanım kaldı. Dün, bugün Jale Hanım'ın röportajını okudum; çok kötü, ağır laflar söylüyor.
Bize söylemişti, "Siyasi hırsızlık" dedi.
Evet, yani "Siyasi hırsızlık" dedi. Ya şimdi ne oldu hani sizin söylediğiniz laflar? İşte "Vatandaşın verdiği oydan başka partiye geçmezdim", işte "Başka partiye geçenlere kullandığınız laflar"... Aynı şeyle siz de karşılaştınız.
Sizi eleştirdikleri her şeyi aslında kendileri yaptılar.
Kendileri yaptılar.
“BEN ÖNÜME BAKARIM, KİMSENİN DEDİĞİNE BAKMAM”
Haklı çıktığınızı düşünüyor musunuz peki bu konuda?
Yani ben şöyle: Ben önüme bakarım, ben kimsenin dediğine bakmam. Ben ne düşünüyorsam doğru bildiğim yolda ilerlerim ve bugün benim haklılığım ortaya çıktı. Niye haklılığım ortaya çıktı? Demek ki sen bir partiyle giderken bir şeyler oluyor ve o partide senin istemediğin noktada bir yere geliyorsun. O zaman parti değiştirmek zorunda kalıyorlar.
Bir de çok enteresan bir durum var: Yani şimdi herkesi, Cumhuriyet Halk Partisi’ne gönül vermiş hemşehrilerim Eskişehir'de herkesi linçliyorlar. Yılmaz Büyükerşen o kadar laflar söyledi, geçmedi YENİ Parti’ye? Geçmiyor. Niye geçmiyor? Çünkü Özgür Özel'e güvenmiyorlar, YENİ Parti’ye güvenmiyorlar, YENİ Parti’de bir gelecek görmüyorlar. DSP'den CHP'ye geçti Yılmaz Büyükerşen. Şimdi niye geçmiyor? Hani ne oldu "Hak, hukuk, adalet" diye sabah akşam bağırıyorlardı?
“YILMAZ BÜYÜKERŞEN BENİM SİYASİ VE TİCARİ RAKİBİM DEĞİL”
Yılmaz Büyükerşen demişken Kendisini oldukça sert eleştiriyorsunuz. Bunun kişisel bir tarafı var mı?
Yılmaz Büyükerşen'i eleştirmemde kişisel bir şey olamaz. Çünkü kızı benim arkadaşım, torunları benim çocuklarımın arkadaşı. Ben konuyu kişisel olarak algılamıyorum. Kişisel olarak da Yılmaz Büyükerşen benim siyasi rakibim değil, Yılmaz Büyükerşen benim ticari rakibim değil. Yılmaz Büyükerşen'le benim bir ileriye dönük bir rakiplik ilişkim olmadığı için bunu kişiselleştirmem zaten mümkün değil.
Ben hakkaniyet konusunda konuşuyorum. Şimdi bugün herhangi bir konuda bile mahkemeye gittiğiniz zaman mahkeme hep şöyle karar verir: "Hayatın doğal akışına aykırı mı, değil mi?" Yılmaz Büyükerşen'in mal varlığı dünyada hayatın doğal akışına aykırı. Benim söylediğim şeyleri tekrar söylemek istemiyorum. Üniversitenin, Çağdaş Okulları ve Alanya'daki Turizm Otelcilik için yapılan 5 yıldızlı oteli getirecek, Eskişehir Anadolu Üniversitesi’ne iade edecek. Bunları haksız şekilde kendi şirketlerine, kendi vakıflarına ve aile vakıflarının üzerine geçirmiş. Nasıl yapmış? Öyle yapmış, böyle yapmış, bir şekilde yapmış. Bunları getirsin geri versin, ben bunu söylüyorum.
Zaten bu konuda mahkeme kararları var, mahkemede yargılanıyor kendisi. Bunlar tespit edilmiş konular, benim söylediğim konular değil. İkincisi, ben Eskişehir'de yaşıyorum. Zaten Eskişehir'de bu konuyu bilmeyen var mı? Yani burada gece gündüz hak-hukuktan bahsedip, işte kul hakkından bahsedip, işte vatandaşın gelirleri düştü, emekli işte çok düşük maaş alıyor diye hükümeti eleştirirken haksız olarak kamu mallarını üzerine geçirdiğin zaman bu bir tezat oluşturuyor.
İkincisi, bu Eskişehir'de bazı müzelerin gelirlerinin ve ESKİ'de oluşan—daha önceydi, şu an bitti ama belli bir dönem—gelirlerinin üzerindeki şaibeler konusunda Yılmaz Hoca'yı eleştirdim. Yoksa onun şahsında benim bir sıkıntım yok açıkçası.
“İNSANLAR BU KADAR BEKLENTİ İÇİNDE OLMAMALI”
AK Parti il örgütü içerisinde bazı partililer "Bizi dışlıyorlar" şeklinde serzenişte bulunuyorlar. Siz buna katılıyor musunuz?
AK Parti’nin Eskişehir'de 25 yıllık çok uzun bir hikayesi var. Ve 25 yıl iktidarda olan bir partinin bir sürü yönetimleri olmuş Eskişehir'de. Sadece bizim Eskişehir'e mahsus değil; başka illerde de aynı sorunlar, benzer sorunlar var. Ve insanlar yıllar içinde, parti içinde Recep Tayyip Erdoğan'a ve AK Parti'ye destek verdiler ve her zaman bir yerde olmak istiyorlar. Ama şimdi bir yerde dediğimiz şey ne var? Yönetim kurulu var, işte Vefa Grubu var, işte eski başkanlar...
Yani insanlar da bu kadar beklenti içinde olmamalılar bence. Verdikleri desteğin karşılığında bir şey beklememeli. Siyaset öyle bir şey. Ben mesela milletvekili oldum; ben milletvekili olarak partimden bir şey mi bekliyorum şahsi olarak? Ben ne istiyorsam şehrim için istiyorum. Onun için ben AK Parti Eskişehir yönetiminde veya camiasında bize yansıyan çok büyük bir sorun görmüyorum. Ama kişisel olarak bazı kişilerin dışlanmış hissetmeleri normal, bu hayatta olan şeyler.
CHP'yle yeni CHP'nin durumuna baktığın zaman yani biz çok iyi durumdayız. Eskişehir'de en iyi durumda olan biziz. Çünkü YENİ Parti'nin, eski CHP il başkanını, yeni CHP il başkanı yolsuzlukla suçluyor.
“YILMAZ BÜYÜKERŞEN BUNLARA GÜVENMİYOR!”
Tam oraya değinecektim ben de, AHBAP tartışmalarına ne diyorsunuz?
Ben şimdi AK Parti teşkilatını görüyorum Eskişehir'de; işte il başkanlığı, büyük ilçeler Tepebaşı, Odunpazarı, diğer ilçelere baktığında bizde bir çizgide devam ediyoruz. Ama bir bakıyorsun, yani bunlar bir günde çıkmaz ki! Demek ki sizin kendi içinizde büyük sorunlarınız varmış, bununla bu sorunlar ortaya çıkmış. Bugün CHP'nin eski il başkanı... İşte yeni bir AHBAP dosyası ortaya çıkıyor. Bilmiyorum bu mahkemeye, savcılığa yansıdı mı, yansımadı mı, hani çok beni ilgilendiren bir konu değil. Ben de medyadan takip ediyorum ama yeni gelen il başkanı diyor ki: "Bunlar" diyor, "paraları toplamışlar, cebine atıp kaçmışlar" diyor değil mi? Bunu diyor. Bunu ben demiyorum.
Bakın, şimdi yeni CHP'nin ve eski CHP'nin şöyle bir huyu var: Başına gelen her şeyi hükümetten ve hükümetin etrafındaki yöneticilerinde arıyor. Ya şimdi ikisi de CHP'li! Birbirlerini suçluyorlar. Biri diyor ki "Paraları çalmış" diyor, biri diyor "Ben çalmadım, öyle bir para toplamadık" diyor. Sonra canlı yayında topladığı ortaya çıkıyor falan... Yani İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde ne gördüysek Eskişehir'de de aynıları var. Yani bu olayın biz dışındayız, bizi ilgilendiren bir konu değil. Gitsinler birbirlerini savcısı var, hâkimi var; gitsinler oralara şikâyet etsinler. Ama vatandaş bunları görüyor ve vatandaş bunlara güvenmiyor. Bırakın vatandaşı, bunların bir numaralı savunucusu Yılmaz Büyükerşen bunlara güvenmiyor. Yani kendi adamları bunlara güvenmiyor, kendi adamları bunları hırsızlıkla suçluyor.
Şimdi bu konuda vatandaş da tabii ki bunları görüyor. Diyor ki: "Ya bunlar bırakın devleti yönetmeyi, kendi partilerini yönetemiyor." Bir de şöyle bir şey var, biz muhalefetten şunu duyması gerekmez mi? Ben mesela YENİ Parti'yi, yeni CHP'yi ve eski CHP'yi destekleyen bir muhalif olsam partime şunu sorarım: Ya arkadaş, ben bıktım sizin kavgalarınızdan ya! Siz ekonomi için ne söylüyorsunuz? Tamam, çok düşük maaşlar; sen ne yapacaksın? Sen kaç para yapacaksın ve bunu yaparken bunun kaynağını nereden bulacaksın? Beğenmiyorsun ya! Ben de öyle düşünüyorum, maaşları çok düşük, arttırmaya uğraşıyoruz. Ama sen ortaya bir plan, proje koy. Bugün diyor ki: İşte tarım, hayvancılıkta sorun var. Sen ne yapacaksın? Hani bir proje görmüyorum ben! Bir proje görmüyorum. İşte Recep Tayyip Erdoğan'ın dış politikasını beğenmiyorsun; sen geldiğinde nasıl bir politika izleyeceksin? Yani ne yapacaksın, Doğu'ya mı yanaşacaksın, NATO'ya mı yanaşacaksın? Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Mekke Anlaşması yapıldı. Bunun için ne düşünüyorsun? Sen hangi ülkelerle bir birliktelik yapacaksın? Türkiye'yi bu dalgalı denizlerde nasıl yüzdüreceksin, ondan sonra limana nasıl yanaştıracaksın? Hiçbir plan, proje yok.
Tamamen Recep Tayyip Erdoğan düşmanlığı ve AK Parti düşmanlığı üzerinden bir siyaset konuşuluyor. Ve onun dışında işte eski il başkanı çalmış, paraları götürmüş; yeni il başkanı o ona bir şey söylüyor, o ona bir şey söylüyor... İşte milletvekillerinin bir kısmı "Hayır" diyor, bir kısmı "Evet" diyor; kendi aralarında bir birlik beraberlik yok. Yani benim gördüğüm görüntü bu ve bir muhalif olarak, bir muhalif olsam parti yöneticilerime bunu sorarım: "Ya siz ne yapıyorsunuz arkadaş? Hani ülkeyi tamam eleştiriyorsunuz da siz ne yapacaksınız?" Buna bir cevap veremiyorlar.
“BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI SEÇİLSEYDİM BİR GÜNDE HEPSİNİN RUHSATINI İPTAL EDERDİM”
"Barlar Sokağı kaldırılmalı" diye bir söz söylediniz...
Barlar Sokağı meselesi çok net. Barlar Sokağı'na ben şöyle bakıyorum: Şimdi beni, ben bu kelimeleri konuştuktan sonra linç ediyorlar sosyal medyada. Etsinler, önemli değil; ben doğru bildiğim şeyi söylerim. Şimdi hiçbir milletvekilinin, hiçbir belediye başkanının çocuğunu, torununu göndermediği yere vatandaşın çocuğunu niye gönderelim? Ben işin burasındayım. Ve organize şekilde kurulmuş bu tür barlar sokaklarının Türkiye'nin her yerinde sorun olduğunu gördük. Şimdi bunlar ayrı ayrı bir yerlerde... Yani bir kere şundan bir emin olalım: AK Parti; vatandaşın içtiğine, yediğine, gezdiğine hiçbir yerde karışmıyor. Bizim iktidar gücümüz var; karışıyor olsak buna, deriz ki bir kanun çıkarırız, deriz ki "İçkili yerlerin tamamı kapatılsın" deriz. Biz bunu demiyoruz ki, o bizi ilgilendiren bir şey değil.
Yani bu vatandaşın özel hayatı, herkesin özel hayatı var. İster yer, ister içer, ne yaparsa yapar. Ama bunların organize şekilde bir sokakta toplaştırılması, ayrıca üniversiteye çok yakın olması ve üniversite öğrencilerinin yaşadığı bir muhitin tam ortasında olması bu öğrencileri bu tür alkol alışkanlığına ve gece hayatına özendirici bir rol oynuyor. Ben buna karşıyım ve Büyükşehir Belediye Başkanı seçilseydim bir günde hepsinin ruhsatlarını iptal edecektim. Açıkça söylüyorum buradan. Yarın bir gün Eskişehir'de hangi belediye başkanı olursa olsun ondan da isteğim budur: Burayı kapatalım. Burayı ne yapalım? Öğrenciler için kafe yapalım, öğrencilerin sanat atölyelerini yapalım. Madem sen öğrenciye bir hizmet etmek istiyorsun; illa bar açarak hizmet edemezsin ki öğrenciye! Öğrencinin sosyalleşeceği, sanat faaliyetlerini yapacağı, bir araya geleceği, alkol olmadan da, gece kulübü olmadan da, bar olmadan da bir şeyler yapabilirsin.
Ki ben oraya arkadaşlarımı gönderdim; orada bir kere yer altına, özellikle bodrum katlarında birçok barı da aşmış artık hani eski tabirle pavyon mu diyelim, işte bu tür yerler açılmış oraya. Bu tür yerleri Eskişehir kaldırmaz. Ayrıca ben emniyetten de alıyorum; her gün orada kavga oluyor, her gün bıçaklama oluyor. Vatandaş diyor ki: "E ne yapalım, devlet önlemini alsın." Ya kardeşim devlet önlemini de alsın; devlet akşama kadar sizin peşinizde mi gezecek sarhoşların? Yani onlar kavga etti mi, etmedi mi; bıçakladı mı, bıçaklamadı mı bununla mı uğraşacak?
Yani bu tür yapılar belki ilk başlangıçta iyi niyetli yapılmış olsa da yıllar içinde orayı belli gruplar ele geçiriyor. İşte bunda uyuşturucu olabilir, işte bunda alkol olabilir, işte başka türlü kötü, kızlarımızı belli noktalara çeken durumlar olabilir. Biz buna karşıyız. Hükümet olarak, Eskişehir milletvekilleri olarak biz buna karşıyız. Münferiden açılsın; Eskişehir'in dışına, belli çevre yollarına gitsin açsın. Ama Eskişehir'in göbeğinde, üniversitelerin yaşadığı mahallenin içinde bu Barlar Sokağı olmaz.
“ESKİŞEHİR’DEKİ ÇEVRE YOLU YAPILACAK!”
Eskişehir'deki çevre yoluyla ilgili bir gelişme var mı Vekilim?
Eskişehir'deki çevre yolu yapılacak. Bunu artık ben de söylemek istemiyorum; söyledikçe hani şöyle bir şey: "Ya bunlar da söylüyor söylüyor, hiçbir şeyi beceremiyorlar" gibi bir algı oluşuyor ama tabii bu yapılacak iş 500 milyon dolar civarında bir yatırım, ufak bir yatırım değil. Belki Eskişehir'e bugüne kadar yapılmış en büyük yatırım olacak. Bu doğrultuda bunun millî bütçeyle mi, Yap-İşlet-Devret’le mi yapılması konusunda bir ayrım aşamasındayız. Bu karar verilip hızlıca bu işe başlayacağız.
Eskişehir'in çevre yolu yapılacak. Eskişehir'in çevre yolunun rahatlatılmasıyla ilgili de bazı lokal çözümler yapıyoruz. Mesela Tepebaşı kavşağını kapattık, orada transit geçiş devam etsin, trafik aksın diye. Bugün bu tür şeyler yapmaya çalışıyoruz. İşte organize sanayiye giden servis otobüslerinin güzergâhının ayrılması gibi bu tür bir şeylerle uğraşıyoruz ama kalıcı çözüm Eskişehir'in çevre yolunun yapılması inşallah bize nasip olacak.
“HAVA HASTANESİ’NİN ÖZELLEŞTİRİLMESİ BİR BÜROKRAT HATASINDAN KAYNAKLANDI”
Hava Hastanesi’nin özelleştirilmesi konusu gündemdeydi bir ara Vekilim. Siz de bu konuda bayağı söz vermiştiniz.
Buranın özelleştirilmesiyle ilgili bir durum olmadığını söyledik. Yani bunun teknik bir hata olduğu, bir bürokratın hatasından kaynaklandığı ve Eskişehir'deki bu hastanelerin özelleştirilmesinin mümkün olmadığını hem Sağlık Bakanımıza, diğer milletvekillerimizle beraber hem Cumhurbaşkanımıza aktardık. O da bunun yapılmayacağını söyledi. İşte bir Cumhurbaşkanı kararnameleri çıkıyor her hafta; orada Cumhurbaşkanımızın imzasında bekliyor. İnşallah bugün, yarın çıkacaktır ama biz olduğumuz sürece burada inşallah vatandaşlarımız merak etmesin, oraların özelleştirilmesi falan mümkün değil.
Özelleştirmeye karşı değiliz ama Eskişehir'deki vatandaşımızın ihtiyaç dışı olan bir şeyi özelleştirebiliriz. Vatandaşımızın kullanacağı, yeni yatırım yapacağımız rezerv alanlarımızı özelleştirmemiz falan mümkün değil. Neyi özelleştirebiliriz? İşte verimsiz, Eskişehir'in dışında, vatandaşımızın şu anda ihtiyacı olmayan, konuşmayan şeyi özelleştirebiliriz ama vatandaşımızın kullandığı hiçbir şeyi özelleştiremeyiz.
Yani bunları siyasi polemik malzemesi yapıyor. Şimdi Mecliste biliyorsunuz bizim Genel Kurulumuz var. Genel Kurulda devamlı işte çıkar milletvekilleri konuşur, önerge verir. Şimdi bazı gazeteci arkadaşlar şey yazıyor: CHP'li mi şimdi karıştırıyorum da, yeni CHP, eski CHP hangisi yeni CHP'de kaldı, hangisi CHP'de kaldı onları da tam bilemiyorum bizim Eskişehir'de... İşte ikisine de ben CHP diyeyim; CHP'li vekiller çıkıyor, diyor ki işte: "Hiç önerge vermedi." Ya kardeşim iktidar önerge vermez, iktidar yapar! Muhalefet önerge verir. Onun için biz iktidar vekilleri olarak bizim vereceğimiz bir önerge yok. Muhalefet vekilleri Genel Kuruldaki konuşmaları sosyal medyalarına malzeme çıkarmak için yapıyor.
Bizim vekillerimiz de çıkıyor ikide bir: "Eskişehir'deki sağlık alanlarını sattırmayacağız, peşkeş çekecek..." Ya biz niye peşkeş çekelim ya? Bir vekil Eskişehir’in bir malının satılmasını ister mi? Kesinlikle sattırmayacağız. Öyle bir şey olabilir mi?
“KILIÇDAROĞLU CAMİYE GİTMEZDİ AMA MEZARLIKTA DA İÇKİ İÇMEZDİ”
Peki, bir de ulusal bir meseleye girmek istiyorum Vekilim. CHP özellikle büyükşehirlerde beyaz yakalı ve yüksek eğitimli seçmenden ciddi destek alıyor. Siz buna nasıl bakıyorsunuz?
Ya şimdi ben buna çok şaşırıyorum. Yani eğitimli, akıllı, kültürlü bir insanın CHP'ye oy vermesi demek, yani inanamıyorum buna. Çünkü CHP lideri tarih bilmiyor, coğrafya bilmiyor, politika bilmiyor, dış dünyayı bilmiyor, dış dünyadaki liderleri tanımıyor, Türk tarihini bilmiyor, Osmanlı tarihini bilmiyor... E şimdi bunları bilmeyen bir adamın arkasından sen nasıl koşabilirsin ya?
Benim birinin arkasından koşabilmem için ona aidiyet duygumun, ona duyduğum saygıdan ve onun bilgisinden gelmesi lazım. Eğitimli bir adamın yani yeni veya eski CHP'nin liderlerinin peşinde... Birinin lideri Kemal Kılıçdaroğlu, birinin lideri Özgür Özel. Ya bunların hiçbir konuda hiçbir fikri yok ve insanları aldatmaya çalışıyorlar.
Bugün mezarlıkta rakı içen birinin ertesi gün gidip bütün basının içinde cuma namazında abdest alıp namaz kılması çok büyük bir tezattır. Yani ikisini birden yapıyor isen senin kalbinde bir bozukluk vardır. Ha birini yapabilirsin, kimse karışamaz sana; mezarlıkta içki de içersin, ne istersen yaparsın mezarlıkta. O senin fıtratına kalmış, senin millî-manevi duygularına kalmış bir şey mezarlıkta içki de içersin. Ama Özgür Özel hem gidip mezarlıkta içki içiyor, dönüyor geliyor basına göstermek için işte muhafazakâr camiadan oy kapmak için abdest alıp namaz kılıyor. Ya şimdi bu bana samimi gelmiyor açıkçası.
Kılıçdaroğlu tamam, camiye falan gitmezdi ama mezarlıkta da içki içmezdi yahu! Yani millî-manevi değerleri daha yüksekti. Yani vatandaşlar bunları görüyor, herkes bunları görüyor. Yani bunlara vatandaş karar verecek. Ama vatandaş da şöyle bir sıkışmışlık içinde: AK Parti'ye oy vermeyi bazı eğitimli ve kültür seviyesi yüksek kişiler kendilerine bir özür gibi görüyorlar. Yani şimdi arkadaş çevresinde gittiği zaman üst düzey bir eğitimli, kültürlü birinin "Ben AK Parti'ye oy verdim" dediği zaman hani orada bir böyle bir soğuk hava esiyor. Bundan kurtulması lazım.
“NATO ZİRVESİNİ GÖREN HAYRAN KALDI”
Muhalefet tarafından Cumhurbaşkanlığı Külliyesi "saray" ve "israf" gibi söylemlerle anılıyor, eleştiriliyor. Sizse dünya liderlerini ağırlayan önemli bir diplomasi merkezi olduğuna dair geçtiğimiz aylarda bir açıklamada bulunmuştunuz. Biraz bu konuyu açalım istiyorum.
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nin yapılış amaçlarından bir tanesi de bu darbe girişiminde görüldü. Türkiye artık çok büyüdü ve Türkiye'de o dönem için lider kim olursa olsun ciddi bir koruma altında olması lazım. Bir kere Külliye'nin en önemli konularından bir tanesi de liderin koruma altında olması.
Ayrıca bu NATO Zirvesi'nde her gören hayran kaldı. Yani gerçekten Türkiye çok ciddi bir, tarihi bir NATO Zirvesi atlattı ve bu zirvede Cumhurbaşkanlığı Külliyemiz ciddi bir sınav verdi ve bütün basın kuruluşları—çünkü dünyadaki bütün basın kuruluşlarını Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ndeki kütüphanede ağırladı—ve dünyada bütün basın kuruluşları bununla ilgili paylaşım yaptı: "Ortam çok güzel, inanılmaz güzel bir yerdeyiz, inanılmaz güzel yemekler yiyoruz..."
Türkiye'nin dünya çapında tanınırlığı, bilinirliği, güvenilirliği ve saygı duyulması için çok önemli bir gösterge. Bu yüzden ben hani Cumhurbaşkanı sarayda oturuyor... Cumhurbaşkanımız Allah uzun ömür versin ama bunlar gelip geçici. Yarın başkası gelip oturacak oraya. Yani Cumhurbaşkanımız Külliye'yi alıp cebine koyup götürecek hâli yok. Orası Cumhurbaşkanlığı Külliyesi. Bugün liderimiz oturuyor, yarın başka bir lider oturur ama Türkiye Cumhuriyet’i yaşadığı sürece orası liderlerimize ev sahipliği yapacak.
Bir de tabii şöyle bir şey var: Herkes kendi tarafından bakıyor. Şimdi işte bu algı operasyonları İstanbul Büyükşehir Belediyesi CHP'ye geçtikten sonra çok büyük bir yolsuzlukla sosyal medyada ciddi algı operasyonları yapılmış. Hepsi paralı; parayı veriyor, tweet atıyor.
Yani şimdi mesela diyor ki: "Cumhurbaşkanının makam arabasının kapısını açan adamın kapısını açan adam" gibi işte böyle paylaşımlar yapıyor. Yani diyorlar ki... E bugün Özgür Özel geldi, ben videoyu seyrettim; Özgür Özel'in kapısını açan adamın da kapısını açan adam var. Yani bu bir koruma taktiği ve yöntemi. Yani bu CHP'nin Genel Başkanı da olsa, bakan da olsa, Cumhurbaşkanı da olsa bu tür bir sistem var. Algı operasyonuyla şöyle bir şey yaratmaya çalışıyorlar: Yani Cumhurbaşkanımız, liderimiz saraylarda yaşıyor, işte uçaklarda geziyor...
E kardeşim, onun kadar çalışan biriniz var mı? Yıllardır, 25 yıldır Recep Tayyip Erdoğan kadar... Ben o kadar çalışamıyorum. Ben utanıyorum onu gördüğüm zaman. Biz toplantıdan geliyoruz ertesi sabah ben biraz geç kalkıyorum, televizyonu açıyorum Cumhurbaşkanımız çıkmış dünyanın başka bir yerinde, daha dün beraberdik, başka yerinde toplantıya katılmış. Yani bırakın o Külliye'de 2 saat yatıyor, 3 saat yatıyor günde. Uçakta da uçarken yani toplantılardan, görüşmelerden keyif yapacağı bir zamanı mı var insanın?
Bunları bir algı olarak oluşturuyorlar. Yani algı şöyle yapıyorlar yıllardır: "Cumhurbaşkanı ve şey çok iyi yaşıyor, siz çok kötü yaşıyorsunuz vatandaş." Ya böyle bir şey yok! Yani bu algılardan kurtulması lazım insanların, doğruları konuşması lazım.
Vekilim çok teşekkür ederiz. Keyif verdi sohbetiniz.
Ben çok teşekkür ederim. Çok güzel oldu. Bir de Eskişehirspor'un kampında olmamız çok güzel bir yerde yaptık röportajı.





