İMO Eskişehir Şubesi, deprem riskinin zemin, yapı ve deprem tehlikesinin birlikte ele alınmasını gerektiren çok disiplinli bir mühendislik konusu olduğuna dikkat çekti. Açıklamada, "Bir ilin veya ilçenin tamamı için 'zemini sağlamdır' ya da 'zemini elverişsizdir' şeklinde yapılacak değerlendirmelerin bilimsel bir karşılığı bulunmamaktadır" ifadelerine yer verildi.

“Her yapı için parsel bazlı etüt zorunlu”

Açıklamada, yürürlükteki deprem yönetmeliklerinin her yapı için parsel bazında zemin ve temel etüdünü zorunlu tuttuğu hatırlatıldı. Aynı cadde üzerinde yan yana bulunan iki parselin bile farklı jeolojik özelliklere ve deprem davranışına sahip olabileceği belirtilerek, güvenli yapılaşmanın temelinin ayrıntılı jeoteknik çalışmalar olduğu ifade edildi.

Sıvılaşma, ani oturma, taşıma gücü kaybı, deprem sırasında zeminin yumuşaması, gizli dere yatakları ve yapay dolgular gibi risklerin ancak parsel bazlı incelemelerle tespit edilebildiği vurgulandı.

“Eskişehir yerel zemin davranışları açısından dikkatle değerlendirilmeli”

İMO Eskişehir Şubesi, Eskişehir'in bulunduğu deprem tehlikesi, genç jeolojik formasyonları, alüvyon zeminleri, yeraltı suyu koşulları ve geniş vadi yapısı nedeniyle yerel zemin davranışlarının ayrıntılı şekilde incelenmesi gereken kentlerden biri olduğunu belirtti.

Açıklamada “Eskişehir de bulunduğu deprem tehlikesi, genç jeolojik formasyonları, alüvyon zeminleri, yer altı suyu koşulları ve geniş vadi yapısı nedeniyle yerel zemin davranışlarının ayrıntılı olarak değerlendirilmesi gereken kentlerimizden biridir. Bu durum herhangi bir kaygı oluşturmak için değil, bilimsel veriler ışığında doğru planlama yapılabilmesi açısından önem taşımaktadır” denildi.

Geçmiş depremler örnek gösterildi

Açıklamada, Türkiye'de son 100 yılda meydana gelen 7 ve üzeri büyüklükteki 14 büyük depremde ağır can ve mal kayıplarının önemli bölümünün genç alüvyon zeminlerin bulunduğu vadi tabanlarında yaşandığı belirtildi.

Kahramanmaraş, İzmit, Düzce, Van ve Elazığ depremlerinden elde edilen verilerin, zemin büyütmesi, vadi etkisi, basen etkisi ve sıvılaşma gibi yerel zemin koşullarının deprem hasarını doğrudan etkilediğini ortaya koyduğu ifade edildi.

“Gereksiz endişe oluşturma riski taşımakta”

İMO Eskişehir Şubesi, yapı güvenliğinin yalnızca zemin ya da yalnızca bina kalitesi üzerinden değerlendirilemeyeceğini belirterek, güvenli yapı için doğru zemin etüdü, doğru mühendislik tasarımı, kaliteli malzeme ve doğru uygulamanın birlikte sağlanması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada, il veya ilçe genelini kapsayan zemin değerlendirmelerinin toplumda yanlış güven duygusu ya da gereksiz endişe oluşturabileceği ifade edilerek, deprem gibi hayati öneme sahip teknik konularda kamuoyunun jeoloji, jeofizik ve inşaat mühendisliği alanındaki uzmanların ortak görüşleri doğrultusunda bilgilendirilmesi gerektiği belirtildi.

İMO Eskişehir Şubesi, toplumun can güvenliğini ilgilendiren konularda bilimsel gerçekleri savunmayı temel sorumluluk olarak gördüklerini belirterek, afetlere dayanıklı kentlerin ancak bilimsel veriler ve mühendislik ilkeleri ve ilgili uzmanlık disiplinlerinin ortak aklı doğrultusunda oluşturulabileceğinin altını çizdi.

Kaynak: İhlas Haber Ajansı