Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt ve Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç ile ilgili davalar Eskişehir kamuoyunda gündemini koruyor. Kurt ile aralarında başkan yardımcısı ve belediye çalışanlarının da bulunduğu 10 kişi hakkında “ihaleye fesat karıştırma” iddiasıyla dava açılırken, Ataç, belediye başkan yardımcısı ve eski yapı kontrol müdür vekili hakkında ‘görevi kötüye kullanma’ suçuyla ilgili hazırlanan iddianame mahkemece kabul edildiği bildirilmişti. CHP Eskişehir İl Başkanı Talat Yalaz, davalarla ilgili açıklamalarda bulundu.
“İki dava da hukuki değil siyasidir” diyen Yalaz, “Ahmet Başkanın da Kazım Başkanın da bu davalarda yargılanan bürokratlarında yanındayız. Alnımız açık başımız diktir” ifadelerini kullandı.
Yalaz açıklamasında şu ifadelere yer verdi;
“Tepebaşı ve Odunpazarı Belediyelerimize karşı yapılan bu itibarsızlaştırma operasyonunun altını açıkça çizelim: Ortada kesinleşmiş bir mahkeme kararı yoktur. Ortada hüküm yoktur. Ortada yalnızca iddialar vardır. Hukukun en temel ilkesi olan masumiyet karinesi hiçe sayılarak, henüz yargılama dahi başlamamışken kamuoyu nezdinde bir mahkûmiyet algısı oluşturulmaya çalışılmaktadır.
Buna rağmen bazı çevreler, bahse konu iddiaları fırsata çevirmeye çalışarak daha yargılama süreci başlamadan hüküm dağıtmakta; belediyelerimizi itibarsızlaştırmaya, kamuoyunda algı oluşturmaya ve siyasi rant üretmeye çalışmaktadır. Bu tutum, hukuk devletinin değil, siyasallaşmış bir düzenin dili ve yöntemidir”
Tepebaşı Belediyesi’ne ilişkin dosyanın ruhsata aykırı eklentilere yönelik yapılan işlemler üzerinden şekillendiği ifade eden Yalaz süreçle ilgili şöyle konuştu;
“Davaya konu yere ilişkin yoğun şikayetler vardır. CİMER başvuruları vardır. Kolluk kuvvetlerinin tespitleri vardır. Belediye, yürürlükteki mevzuat çerçevesinde gerekli uyarıları yapmış, denetim görevini yerine getirmiştir. Bir belediyenin asli sorumluluğu olan imar düzenini sağlama görevi bugün suç gibi sunulmaktadır. Oysa kamu düzenini ve şehir planlamasını korumak, belediyelerin görevidir; keyfiyet değil, kamusal sorumluluktur.
Dava son derece ilginç bir davadır. Müşteki benim taşınmazımı neden yıktınız demiyor. Yıkmamanız gerekirdi demiyor. Yıkmasaydınız da demiyor. Diyor ki: benim binam kaçak yapıydı eyvallah yıktınız. Peki diğerlerini neden yıkmadınız diyor.
Tepebaşı Belediyemiz de diyor ki: başkalarını da yıktık. Senin taşınmazınla ilgili yürütmenin durdurulması istedin reddedildi. Diğerlerinden bir kısmı yürütmenin durdurulması aldı. Acil olan yerlerin bir kısmında doğrudan teminle yıkım yapıldı. Bir kısmında şartlar gereği yıkım ihalesi açıldı. İhaleye giren olmadı yıkılamadı. Ya da sonra ihale edildi ve bir kısmı daha sonra yıkıldı. Konu bu kadar basittir.
Yani bakınız özetle şunu diyorum. Ahmet Başkan ve bazı bürokratları; yıkmaları gereken kaçak bir yapıyı yıktıkları için yargılanıyorlar. Buradan hareketle biz biliyoruz ki mesele hukuki değil; buradan siyasi sonuç üretme çabasıdır”
Odunpazarı Belediyesine yönelik iddialara da değinen Talat Yalaz, “Teknik bir olayın “ihaleye fesat” gibi ağır bir suçlamaya dönüştürülmesidir” dedi.
Davaya konu akaryakıt ve petrol istasyonuna ilişkin ihalede ihalenin şartnamesi ilgili müdürlük tarafından hazırlandığını ve gerekli yasal prosedürler yerine getirilerek ihaleye çıkıldığını kaydeden Yalaz, şu ifadeleri kullandı;
“İhalenin olduğu gün ve saatte ihaleye katılacak olan istekliler ihale salonunda hazır olur ve teklif mektubunu da içeren belgelerini zarf içinde komisyona sunarlar, komisyon da zarfın içindeki belgeleri kontrol eder, belge kontrol tutanağına kaydeder. Belge kontrol tutanağının 13 nolu bölümünde “EPDK Akaryakıt Lisansı” başlığı bulunmaktadır. İhaleye katılan iki firmanın da lisansı ve ekinde ihale şartnamesinin 7.2. maddesinde belirtilen ilk beş akaryakıt firması ile çalışacağına dair taahhütnameleri de bulunmaktadır. Taahhütnamelerinde yazmış oldukları akaryakıt kuruluşlarının (Petrol Ofisi, Shell, Opet, BP, Güzel Enerji) 2022 yılı Haziran ayına ait EPDK Petrol Piyasası Sektör Raporu’na göre satış miktarı itibarı ile ilk beş firma olduğu görülmüştür. Bayiler bağlı oldukları veya bağlanmayı taahhüt ettikleri dağıtıcının lisansı altında faaliyet gösterir ve faaliyetleri dağıtıcı lisansının kapsamındadır. İhaleye katılacak olanların dağıtım lisanslı olabileceği gibi bayi lisanslı olması halinde ise mutlaka dağıtım lisanslı bir firma ile entegrasyon halinde olması gerekir. Katılımcı firmaların sundukları lisans ve taahhütname bu kapsamda değerlendirilerek, şartnameye uygun olduğu görülmüş ve ihale üstün kamu yararı da gözetilerek sonuçlandırılmıştır.
İhale sırasında herhangi bir itiraz veya sonrasında ihalenin iptali için herhangi bir başvuru da olmamıştır. Netice olarak söz konusu ihalenin muammen bedeli aylık 65.000,00 TL olarak belirlenmiş olmasına rağmen aylık kira bedeli en yüksek teklif itibarı ile 130.000,00 TL’ye yükselmiştir. Söz konusu ihalede 5 milyon TL peşinat alınmış ve sayıştay raporlarında da kamu zararı olmadığı açıkça ortaya konulmuştur. Keza ihaleyi alan firma taahhüt ettiği akaryakıt kuruluşlarından biri ile anlaşma sağlamıştır. Bu hali ile herhangi bir kamu zararı olmadığı aksine kamunun menfaatinin olduğu açıktır. İhaleye birden fazla katılımcı olması da rekabetin olduğunun göstergesidir. İhale şeffaf şekilde gerçekleşmiş olup, hem yerel kanallarda hem de belediyeye ait sosyal medya hesaplarında canlı olarak yayınlanmıştır. İhalede görev yapanların rekabetin ortadan kaldırılması, engellenmesi veya sınırlandırılması yönünde bir çaba veya kastı bulunmamaktadır. Tüm bunlardan özetle ihale kapsamında yapılan iş ve işlemler hukuka ve mevzuata uygundur”
“Şimdi bu iki başarılı belediye başkanı üzerinden bir algı inşa edilmek istenmektedir. “Kayyum” gibi gerçek dışı senaryolar bilinçli bir şekilde dolaşıma sokularak hem yerel yönetimlere hem de seçilmişlere gözdağı verilmek istenmektedir. Yurttaşlarımızın takdirini defalarca sandıkta kazanmış başkanlarımızı seçimle yenemeyenlerin, masa başı senaryolarla yıpratma çabası kimseyi şaşırtmamaktadır” diye sözlerine devam eden Talat Yalaz şöyle konuştu;
“Belediyelerimiz görevini yapınca suçlanıyor. Gelir artırınca suçlanıyor. Denetim yapınca suçlanıyor. Şeffaflık sağladığında hedef alınıyor. Sosyal belediyecilik anlayışıyla halkın yanında durduğunda rahatsızlık yaratıyor.
Bu tablo hukuk devleti refleksi değildir; bu tablo siyasetin yargı üzerinden dizayn edilmeye çalışıldığının en somut örneğidir.
Tepebaşı’nda da Odunpazarı’nda da halkın iradesi vardır. Sandıkta alınmış güçlü bir meşruiyet vardır. Tüm Türkiye’ye örnek olmuş, sosyal adaleti ve kamusal yararı önceleyen bir belediyecilik anlayışı vardır. Bu iradeyi yok saymaya yönelik her girişim, yalnızca iki belediyeye değil, doğrudan demokrasiye ve Eskişehir halkına yöneliktir.
Son olarak açıkça ifade ediyorum. İki davada hukuki değil, siyasidir. Buradan bu davaların çığırtkanlığını yapan AKP’lilere sesleniyorum. En iyi hukukçularınızı, en iyi avukatlarınızı bulun getirin. Canlı yayında hukuki boyutuyla tartışalım.
Eskişehir AKP İl başkanı benimle canlı yayına çıkmaya çekiniyor. En iyi politikacılarınızı getirin. Canlı yayında siyasi boyutu ile de değerlendirelim. Kamuoyu önünde tartışmaktan korkmayın. En büyük terazi de en büyük tartı da halkın vicdanında ki tartıdır. Biz o tartıdan da hukuki yargılamalardan da korkmayız.
Ahmet Başkanın da Kazım Başkanın da bu davalarda yargılanan bürokratlarında yanındayız. Alnımız açık başımız diktir. Korkmadan yılmadan Eskişehir halkına hizmet etmeye ve mücadeleye devam edeceğiz”





