Efendim inanın kaleme almak istediğim kadar kaleme almaktan imtina ettiğim,
Kantarın topuzu kaçar diye düşündüğüm,
Bazı şeyleri zaten birileri kendine ödev addetmişçesine yazıyor konuşuyor diyerek uzak duruyorum.
Bazen de kendime yakıştıramıyorum.
Hayatta en uzak durmak istediğim durum ise zanda bulunmak.
Şimdi meseleye yine neden bilmem kimsenin bakmadığı yerden bakmak istiyorum.
O da bana kaldı evet.
Benim de farkım burada.
Herkes gibi bakma sıradanlığı benlik değil.
Hele hele gündemi belirliyorsak farklı bakış açılarını da kaleme almalıyız ki bizim de farkımız yine ortaya çıksın..
Efendim AK Parti İl Başkanı Gürhan Albayrak’ın Brüksel’e gerçekleştirdiği iş gezisi bitmedi.
Başkan geziden geleli çok oldu ama aslında hala devam ediyor.
Talihsiz, isimsiz, işaretten ve kanaatten ibaret bir açıklama adeta zaman ayarlı bombayı Eskişehir’e kurdu.
Herkes de patlamasını bekledi.
Buradaki “herkes” cümlesini yemin ederim öylesine kurmuyorum.
Telefon trafiği hiç durmadı.
Kuytu köşe, çay, kahve…
Üzücü olanı yazayım mı ellerim titreye titreye…
Bir Allah’ın kulu da “Başkan bunu demez arkadaş “demedi.
Herkes çok emindi.
Bana sence diyen herkese yek kanaat bildirmeden özellikle “sence” sorusunu sordum.
Herkes aynı fikirdeydi.
Oysa Albayrak ben değilim demişti.
Sessizce.
Sesli açıklama bugün o saatli bombayı kurup gönderen Cüneyt Özdemir’den geldi..
Şimdi meselenin Albayrak’tan bağımsız bir tarafı var.
Efendim AK Parti Eskişehir özelinde güçlü mü?
Kime göre neye göre güçlü?
Seçim sonuçlarına göre bu değerlendirme ortada zaten.
Hadi buyurun başka bir tarafa bakalım,
Neden kimse Albayrak bu açıklamayı yapmamıştır demedi.
Çok enteresan değil mi?
Bir siyasetçinin kendini kimseye inandıramaması, siyasette üzerinde durulması gereken en önemli sorunlardan biri değil mi?
Çünkü siyaset yalnızca konuşmak, vaat etmek ve görünür olmak değil diyoruz hep.
Siyaset, insanlarda güven oluşturabilme sanatıdır ya hani.
Bir siyasetçi ne kadar çok konuşursa konuşsun, anlattıklarıyla yaptıkları örtüşmüyorsa, verdiği sözler karşılık bulmuyorsa ve söyledikleri toplumda samimiyet duygusu oluşturmuyorsa bir süre sonra en güçlü cümleleri bile etkisini kaybeder. Böyle değildi ya hani.
Böyle başlamamıştı. Albayrak samimiyeti ya hani.
Değişti mi?
Peki, bir siyasetçinin kendini kimseye inandıramaması ne anlama gelir?
1. Güven sermayesini tüketmiş olabilir.
Tüketti mi Albayrak?
Siyasette makam geçicidir, çok yazdım bunu.
Ama dedim ki güven zamanla inşa edilir. Dün söylediğiyle bugün yaptığı birbirini tutmuyorsa, toplum artık yeni açıklamalarını dinlese bile onlara inanmakta zorlanır.
Çevresindeki insanlar inanıyor gibi görünse de gerçekte güvenmiyor olabilir.
Siyasette alkış her zaman destek, sessizlik de her zaman onay değildir. Anlatamadım bunu maalesef.
Bir siyasetçi kendi çevresine sesleniyor ama sahanın gerçeklerini duymuyorsa, kendisine iletilen eleştirileri dikkate almıyorsa veya insanlarla kurduğu ilişki yalnızca makam üzerinden yürüyorsa inandırıcılık sorunu yaşayabilir.
Bunu mu yaşıyor güç zehirlenmesi mi, asıl sorun ne kimse anlamadı ama bu güvensizlik de büyük işaret görmek lazım.
Çünkü siyasetçinin gücü yalnızca kendisini destekleyenlerden değil, kendisine mesafeli duran insanlarda bile saygı ve güven uyandırabilmesinden gelir.
Ancak şunu da unutmamak gerekir: Herkesin bir siyasetçiye inanmaması, mutlaka o siyasetçinin yanlış yaptığı anlamına gelmez. Bazen kutuplaşma, önyargılar ve siyasi rekabet de güvenin önünde engel oluşturabilir. Albayrak biraz kolay kutuplaşıyor.
Bu nedenle belirleyici olan, eleştirilerin somut olaylarla desteklenip desteklenmemesi.
Bunu da sorgulamalı.
“Bir siyasetçinin en büyük kaybı, karşısında duranların ona inanmaması değil; yanında duranların bile artık söylediklerine inanmakta zorlanmasıdır.”
Çünkü muhalifin itiraz etmesi siyasetin doğasında var. Burada anormal olan bir şey yok.
Hoş Albayrak’ı en çok güya muhalifler sever, inanır ve güvenir.
Ama kendi tabanınızın, teşkilatınızın, yol arkadaşlarınızın ve sizi yakından tanıyanların sözlerinize şüpheyle yaklaşması, üzerinde düşünülmesi gereken bir güven meselesidir.
Ve belki de şu cümle, meselenin özünü en iyi anlatır:
Siyasette insanları bir süre iddialarınızla etkileyebilirsiniz; fakat onları uzun süre yalnızca sözlerinizle ikna edemezsiniz. Güven, anlatılarak değil, yaşatılarak kazanılır.
Her şerde vardır bir hayır illa ki,
Marifet görebilmekte Sayın Albayrak.