Aşağı Ilıca Göleti’nin yapım sürecinin başlangıcı 2008 yılına dayanıyor.
İlk yapılan iş kamulaştırma…
Bölgedeki araziler için “kamu yararı” kararı alınıp kamulaştırma yapıldı.
İkinci aşamada kamulaştırılan araziler için “tarım dışı amaçla kullanma izni” var.
Eskişehir’deki Toprak Kurulu’ndan alınamayan izin Ankara’da bakanlıktan alındı.
Sonrasında da gölet yapımı için ilk kazma vuruldu.
Beraberinde mahkeme süreci de başladı.
Mahkeme sürecinin noktalandığı tarih 11 Mart 2014…
Yapım çalışmalarının durdurulduğu tarih de bu…
Büyükşehir Belediye Başkanı “Aşağı Ilıca Barajı 2012 yılında tamamlanacaktı. Ancak engellemeler ile karşılaştık. Bu baraj 2012 yılında tamamlansaydı çeşmelerden Kalabak suyuna yakın kalitede su akacaktı” diyor.
Demesine diyor da dediklerinin gerçekle uzaktan yakından ilgisi yok.
Sürecin başlangıcı olan 2008 yılından mahkeme kararının kesinleştiği 2014 yılına kadar geçen sürede “iktidar engellemesi” diye bir şey söz konusu bile değil…
Tam aksine bakanlık ile ESKİ Genel Müdürlüğü hep birlikte hareket ediyor.
“İktidar engellemesi” şöyle dursun “iktidar desteği” söz konusu…
Büyükşehir Belediye Başkanı “2012 yılında tamamlanacaktı” diyor.
Gölet inşaatının “tamamlanacak” dediği 2012 yılında neden tamamlanamadığını bilemiyoruz.
Değişik nedenler olabilir…
“Bütçe yetersizliği”, “elaman sıkıntısı”, “iş bilmezlik” ve benzeri çok sayıda seçenek var.
Onlardan bir kaçı olabileceği gibi hepsi bir arada da olabilir.
Ancak nedenler arasında sayılamayacak tek şey var.
O da “iktidar engellemesi…”
Her şey olabilir de o olamaz.
Büyükşehir Belediye Başkanı açılan davalardan da yakınıyor.
Yakınmanın ötesinde suçlamalarda da bulunuyor.
Ancak gölet inşaatının 2012 yılında tamamlanamamasının nedeni “hukuki engel” de değil…
Dedik ya… Mahkeme kararının kesinleştiği tarih 2014…
“Tamamlanacaktı” denilen 2012 yılı ile arasında 2 yıllık bir süre var.
Onun için “hukuki engel” de inşaatının tamamlanmaması için gerekçe olamaz.
Tüm bunlar, ilgili belgeler kamuoyu tarafından bilinmiyor olabilir.
Ancak Büyükşehir Belediye Başkanı için “bilinmez” olamaz…
Onun için “baraj 2012 yılında tamamlanacaktı ancak engellemeler nedeniyle tamamlanamadı” dememesi gerekir.
Gerekmesine gerekir de diyor işte…
Hem de insanların gözlerinin içine baka baka…
Neyse…
Gölet inşaatının mahkeme kararı ile durdurulduğu 2014 yılı ile bugün arasında geçen süre 3 yıl…
Bu sürede ne yapıldı?
Hiçbir şey…
Gündeme bile getirilmedi.
Son günlerdeki gibi “veryansın” edilmesi söz konusu değil…
“Veryansın” edilmesi şöyle dursun lafı bile edilmedi.
“Gölet inşaatı unutuldu” dense yeridir.
Geride kalan Temmuz ayı sonlarında inşaat çalışmaları yeniden başlatıldı.
Çalışmaların yasal olup olmadığı tartışmalı.
Tartışma da yarattı.
Büyükşehir Belediye Başkanı da “veryansın” etmeye başladı.
“Su için mücadele veriyormuş” gibi bir hava yaratarak suçlamalarda bulunuyor.
Suçlamaları “yeni değil”…
Hedefinde bir kişi var.
İsmini vermiyor… Ancak tarif ediyor.
Daha önce de dile getirdik. Tariflerine uyan tek kişi var.
O da Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkan Yardımcısı Harun Karacan…
Tarif etmek yerine ismini verse daha iyi olur.
Ama isim vermiyor.
Anlamak çok zor…
“Taktik icabı” olsa gerek.
Harun Karacan suçlamaları üzerine almadı.
O da “karşı taktik” olabilir.
Suçlamaları üzerine almasa bile suskun da kalmadı.
Odunpazarı İlçe Kadın Kolları Kongresi’nde “genel” bir yanıt verdi.
“…Yerelde birileri boş teneke gibi ses çıkarmaya devam ediyor. Artık kendileri de inanmıyor söylediklerine. Hep iftira, hep yalan.
Bu tükenmişliğin göstergesidir. Yıllardır hala aynı türküyü çağırıp geziyorlar. Engelliyorlar da engelliyorlar. Ya arkadaş sen hukuk çerçevesinde doğru düzgün iş yaptın da seni kim engelledi.
Kendileri için olduğunda hukuk diyenler, başka insanların hakkı hukuku söz konusu olduğunda hukuk guguk oluyor. Yok öyle yağma şey…”
Yanıt bu…
İsim vermese de hedefindeki kişi belli… Büyükşehir Belediye Başkanı…
Anlaşılan o da üzerine alınmadı.
Alınmış olsaydı suskun kalmazdı.
Neyse…
Ortada mahkeme tarafından “kamu yararına değil” denilen bir yatırım ile oluşmuş bir “kamu zararı” söz konusu…
Oluşturanlar da belli…
Aslında hesap sorulması gerekir ama neyse…
Şimdi bu kamu zararının ortadan kaldırılması gerekiyor.
Bunun tek yolu var.
O da uzlaşma…
Amaç “üzüm yemek” ise seçilecek yol bu…
Ancak amaç “üzüm yemek” değil gibi… Öyle olmasa böyle yapılmaz.
Daha iş işten geçmiş değil…
Umarız ki, doğruda birleşmenin yolları aranır.