Tatlı özellikle bizim toplumumuzun olmazsa olmazları arasında yer alan tatlının en önemli ve verimli doğal kaynağı ise Şeker Pancarı. Tabi tatlının başka kaynakları da var. Bu noktada Eskişehir Pancar Ekicileri Kooperatifi Yönetim Kurulu Üyesi Sadi Aktaş’ın açıklaması dikkat çekiyor. Aktaş diyor ki “Glikoz şurubu yüzünden şeker pancarı üreticileri şeker pancarı ekmekten vazgeçecek hale geldi.”
Glikoz şurubu denilen nesne bugün ortaya çıkmadığı gibi kimyasal bir tatlandırıcı. Maliyeti düşük üretimi kolay bir madde. İnsan sağlığı açısından da geçmişte uzun süre tartışma konusu olmuş bir şey. Doğal şeker kaynağı Pancar’ın üretimi zaten hem zor hem de maliyetli olunca pancar üreticisinin glikoz üretimi ile rekabet etmesi hiçte olağan bir şey değil. Bu arada Şeker pancarı üretimi yapan çiftçinin sadece kendisini değil, tarlada çalışandan, akaryakıt satıcısına, traktör üreticisinden, traktör yedek parça satıcısına kadar pek çok kesime katkı sağladığı gerçeğini de unutmamak gerek. Glikoz üretimi yasalarla sınırlandırılmış bir şey olmakla birlikte yine de pancar üreticisi açısından oldukça sıkıntılı bir alan. Dünyanın organik üretim diye çırpındığı, insan sağlığını tehdit eden yapay ürünlerden gelişmemiş ülkelerin bile kaçındığı bir dönemde pancar üreticisinin durumunu anlamak hepimizin görevi. Bu konuda sorumluluk kimin? Bu sesi kimin duyması gerekiyor?
Çiftçi zaten ekmeği için mücadele ediyor, bir de bu alanda mücadele etmek zorunda kalırsa pes etmemesi için bir sebep de kalmayacak gibi görünüyor.
+++
GENÇLER BİR BAŞKA FARKLI…
Geçtiğimiz günlerde özel bir liseye konferans vermek için gittim. Konferans öncesi öğrenci profili ile ilgili bilgiler alırken “Hocam bizim öğrenciler biraz farklıdır. Konferans sırasında belki sizin dikkatinizi dağıtabilirler” gibi olmasa da bu tür küçük tüyolar verilmedi değil. Doğrusu şu ki konuşmaya başladığım andan bitime kadar gençler beni o kadar dikkatli dinlediler ki bize küçük ‘uyarı’ yapmak zorunda olan hocalarını bile utandırdılar desem yanlış olmaz. O zaman şöyle düşündüm ‘hoca daha işin başında olası bir ihtimali değerlendirip önlem alıyor!” Bir ders saati konuştuk konuşmasına da gençlerin dikkati sorumluluk alma bilinci ve en önemlisi ilgi ve saygıları gerçekten beni çok etkiledi. Hatta öyle oldu ki konferansın bitiminde merdivenlerden aşağı inerken üç genç öğrenci yolumuza çıkıp evlerinden getirdikleri birkaç bardaklık termostaki çayı bizle paylaşma taleplerini ilettiler. Bir kez daha anladım ki gençlerimiz bizim umut vaat eden geleceğimiz.
+++
BU RAKAMLAR ÜRKÜTÜYOR
Eskişehir Uluslararası Onkoloji sempozyumuna ev sahipliği yaptı. Doğrusu böyle bir ev sahipliği ancak ESOGÜ Tıp Fakültesi gibi çok önemli bir kurumda yapılabilirdi ve nitekim öyle oldu. Eğer ortaya çıkan rakamlar olmasa benim de dikkatimi çekecek bir sempozyum değildi. Sempozyumun açılışında konuşan ESOGÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan Gönen diyor ki “Türkiye genelinde her yıl 174 bin kişi kansere yakalanıyor!” Ne büyük, ne dehşetli bir rakam. “Kanser önlenebilir bir hastalık mıdır?” diye sorsam bunun cevabını ben bile bilmiyorum. Zira her organın nerede ise bir kanser türü var Allah korusun. “Peki, tedavi edilebilir bir hastalık mıdır?” Cevabı genel olarak, “erken teşhiste tedavi edilebilir” diye veriliyor. Önlenebilir mi sorusunun cevabına ilavetende, kansere sebep olabilecek yaşam ve beslenme tercihlerinden uzak durulduğunda mümkündür kelimesini de ekleyebiliriz.