Türkiye siyasetinde bazı Meclis oylamaları vardır; yalnızca kullanılan oyların sayısı üzerinden okunmaz. O oyların arkasındaki siyasi hesap, parti disiplini, seçmen beklentisi ve milletvekilinin kendi iradesi de en az sonuç kadar önemlidir.

Çerçeve Yasa’nın TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilmesi de bu açıdan sıradan bir oylama değildi. 467 milletvekilinin “evet”, 87 milletvekilinin ise “hayır” dediği oylamada Eskişehir milletvekillerinin tercihleri de dikkat çekti.

AK Parti Eskişehir milletvekilleri Ayşen Gürcan, Fatih Dönmez ve Nebi Hatipoğlu “evet” oyu kullandı.

CHP Eskişehir Milletvekili Jale Nur Süllü ise partisinin grup kararından farklı bir tutum ortaya koyarak “hayır” dedi.

Yeni Parti Milletvekili İbrahim Arslan da ret oyu veren isimler arasında yer aldı. Arslan’ın gerekçesi ise meselenin yalnızca bir yasa maddesine değil, hukuk ve demokrasi anlayışına ilişkin olduğunu ortaya koyuyordu. Arslan, herhangi bir kesimin hak ve özgürlüklerinin genişletilmesine değil, hukukun, demokrasinin ve özgürlüklerin herkes için eşit ve eksiksiz uygulanmamasına itiraz ettiğini belirtti.

İşte tam da burada siyasetin en önemli sorularından biri ortaya çıkıyor:

Bir milletvekili, partisinin genel tutumuna mı bakmalı, yoksa kendi siyasi değerlendirmesi doğrultusunda mı hareket etmeli?

Jale Nur Süllü’nün tercihi, bu sorunun Eskişehir’deki en dikkat çekici karşılığı oldu. Partisinin genel yaklaşımından ayrılarak “hayır” oyu kullanmak, özellikle böylesine hassas bir başlıkta siyasi açıdan kolay bir tercih değil. Çünkü Meclis’te kullanılan her oy, yalnızca o anı değil, milletvekilinin kamuoyundaki siyasi pozisyonunu da şekillendiriyor. Süllü’nün tavrı bu nedenle yalnızca “evet” ya da “hayır” üzerinden değerlendirilmemeli. Burada asıl dikkat çekici nokta, milletvekilinin kendi siyasi iradesini ortaya koymasıdır.

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel ve parti yönetiminin yaklaşımı ise farklı bir siyasi denge üzerine kuruldu.

Özel’in “evet” yönündeki tutumu, iktidarın “Terörsüz Türkiye” olarak tanımladığı sürecin tamamen karşısında durmama tercihiydi. Ancak Yeni Parti yönetimi, milletvekillerinin kendi vicdani ve siyasi değerlendirmeleri doğrultusunda “hayır” oyu kullanmasının da önünü kapatmadı.

Bu, ilk bakışta bir çelişki gibi görünse de aslında oldukça hesaplı bir siyasi strateji.

Çünkü Yeni Parti yönetimi topyekûn “hayır” demiş olsaydı, iktidarın Yeni Parti’yi özellikle Kürt seçmen üzerinden sıkıştırabileceği bir siyasi alan oluşabilirdi. Öte yandan bütün milletvekillerini aynı yönde oy kullanmaya zorlamak da Yeni Parti tabanındaki farklı itirazların ve kaygıların görmezden gelinmesi anlamına gelecekti.

Özgür Özel burada iki farklı siyasi ihtiyacı aynı anda yönetmeye çalıştı. Bir tarafta “Terörsüz Türkiye” hedefinin karşısında olmadığını göstermek, diğer tarafta yasanın içeriğine veya uygulanış biçimine itiraz eden milletvekillerine alan bırakmak.

Ve Yeni Parti açısından bakıldığında bu denge, kısa vadede oldukça bilinçli bir tercih olarak okunabilir.

Bir diğer dikkat çekici isim ise bugün Yeni Parti Medyadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Utku Çakırözer. Çakırözer’in “evet” oyu kullanması, Yeni Parti’nin parti yönetimi olarak ortaya koyduğu yaklaşım çerçevesinde değerlendirilmesi gereken bir tercih. Burada siyasi tabloyu yalnızca “kim evet dedi, kim hayır dedi?” şeklinde okumak eksik kalır. Çünkü milletvekillerinin karşı karşıya kaldığı siyasi denklem birbirinden farklı. Kimi iktidarın ortaya koyduğu sürecin arkasında durdu. Kimi kendi siyasi değerlendirmesi doğrultusunda parti çizgisinden ayrılmayı tercih etti. Kimi ise parti yönetiminin ortaya koyduğu genel stratejiyle uyumlu hareket etti. Dolayısıyla aynı oylamada verilen “evet” veya “hayır” oylarının siyasi anlamları da birbirinin aynısı değil. Eskişehir seçmeni notunu alır

Bütün bu tartışmanın Eskişehir açısından en önemli tarafı ise şu: Eskişehir seçmeni, milletvekillerinin Meclis’te hangi konuda nasıl pozisyon aldığını takip ediyor. Kentte siyasi rekabetin yalnızca seçim dönemlerinde yaşandığını düşünmek artık mümkün değil. Milletvekillerinin Meclis Genel Kurulu’ndaki tercihleri, açıklamaları ve aldıkları siyasi pozisyonlar seçmenin hafızasında yer ediyor.

Çerçeve Yasa oylaması da Eskişehir açısından böyle bir sınav oldu.

Ayşen Gürcan, Fatih Dönmez ve Nebi Hatipoğlu “evet” dedi.

Jale Nur Süllü “hayır” dedi.

İbrahim Arslan “hayır” dedi.

Utku Çakırözer ise “evet” oyu kullandı.

Şimdi bu oyların siyasi sonuçlarını zaman gösterecek.

Ancak şurası kesin: Meclis’te kullanılan oylar yalnızca bir elektronik sistemde kayda geçmiyor. Siyasi hafızaya da yazılıyor. Ve seçim sandığı yeniden kurulduğunda seçmen, yalnızca adayların seçim dönemindeki söylemlerine değil, görev süreleri boyunca hangi konuda nerede durduklarına da bakıyor. Çerçeve Yasa tartışması da bu nedenle bitmiş bir Meclis oylamasından çok daha fazlası. Bu oylama, Eskişehir milletvekilleri açısından da bir siyasi pozisyon belgesi niteliğinde. Kimin parti kararını öncelediği, kimin kendi siyasi iradesini ortaya koyduğu, kimin iktidarın yürüttüğü sürece destek verdiği, kimin itiraz etmeyi tercih ettiği artık kamuoyunun önünde. Siyasette bazen bir oy, yüzlerce kelimeden daha fazla şey anlatır. Çerçeve Yasa oylamasında Eskişehir milletvekillerinin verdiği oylar da bugün için belki yalnızca Meclis tutanaklarında birer rakam. Ama yarın, sandık kurulduğunda o rakamların siyasi bir karşılığı olup olmayacağını Eskişehir seçmeni belirleyecek.