Eskişehirspor’da yıllardır aynı senaryoyu izliyoruz.

Sezon biter, takımın durumuna göre herkes bir anda büyük bir Eskişehirspor sevdalısına dönüşür. Sosyal medyada peş peşe paylaşımlar yapılır, eski günler hatırlanır, “Bu şehir bu takımı hak ettiği yere getirmeli” sözleri havada uçuşur.

Herkes aynı noktada birleşir:

Eskişehirspor daha iyisini hak ediyor.

Peki gerçekten öyle mi?

Evet, Eskişehirspor bu şehrin en önemli değerlerinden biridir. Evet, geçmişi, taraftarı ve futbol kültürüyle birçok kulüpten farklı bir yere sahiptir. Ancak bir kulübün hak ettiği yere gelmesi sadece geçmişteki başarılarla, eski tribün görüntüleriyle veya sezon sonunda kurulan duygusal cümlelerle mümkün olmuyor.

Asıl mesele sezon başında ortaya çıkıyor.

Çünkü futbol romantizmle değil, gerçeklerle yönetiliyor.

Sezon başında yönetimler hedef koyuyor, projeler açıklıyor, “Bu yıl birlik olma yılı” deniliyor. Kombine kampanyaları başlıyor. Rakamlar ortaya konuluyor. 10 bin kombine hedefi açıklanıyor. Ancak iş desteğe geldiğinde yine aynı tablo ortaya çıkıyor.

Beklenti büyük, katkı sınırlı.

Eskişehirspor yıllardır bu şehrin en büyük markalarından biri olarak gösteriliyor. Peki bu markanın arkasında olması gereken ekonomik güç nerede?

Sezon sonunda herkes aynı açıklamaları yapıyor. Şehrin takımı, şehrin değeri, sahip çıkılması gereken kulüp… Fakat sezon başı geldiğinde tablo çok daha farklı oluyor.

Eskişehir’in ekonomik gücü bu kulüp için ne kadar sorumluluk alıyor? Çünkü bir şehrin futbol takımının büyümesi sadece taraftarın omzuna bırakılabilecek bir yük değildir.

Taraftar tribününü doldurur, sevgisini gösterir, takımının yanında durur. Ancak profesyonel futbolun mali gerçekleri ortadayken milyonluk bütçeler sadece tribün desteğiyle oluşturulamaz. Burada asıl görev, yıllardır bu şehrin ekonomik gücünü temsil eden iş insanlarına düşüyor.

Elbette herkesin kulübe destek verme biçimi farklı olabilir. Elbette hiçbir kurum veya kişinin zorla destek vermesi beklenemez. Ancak Eskişehirspor’un adı, bu şehrin tanıtımında, marka değerinde ve sosyal kimliğinde önemli bir yere sahipse, bu değerden faydalananların da elini taşın altına koyması gerektiği tartışılmaz bir gerçek.

Bugün birçok şehirde iş dünyası, kendi şehrinin takımını sadece bir spor kulübü olarak görmüyor. Aynı zamanda şehrin reklam yüzü, marka değeri ve ortak noktası olarak değerlendiriyor. Eskişehir’de ise yıllardır aynı sorun yaşanıyor.

Beklenti büyük.

Söylem büyük.

Ama destek konusunda aynı büyüklüğü görmek her zaman mümkün olmuyor.

Şampiyonluk hedefi koymak kolaydır.

“Eskişehirspor eski günlerine dönmeli” demek kolaydır.

Ancak o hedefe giden yolda gereken maddi ve kurumsal desteği sağlamak gerçek sorumluluktur.

Bugün 10 bin kombine hedefi sadece taraftarın ulaşması gereken bir rakam gibi görülmemeli. Bu hedef, aynı zamanda şehirdeki büyük şirketlerin, iş insanlarının ve ekonomik aktörlerin de sahiplenmesi gereken bir çağrıdır.

Çünkü güçlü şehirlerin güçlü takımları olur.

Ama güçlü takımlar sadece büyük taraftar kitleleriyle değil, arkasındaki güçlü şehir iradesiyle ayakta kalır.

Eskişehirspor’un yıllardır en büyük eksiklerinden biri belki de budur:

Sevgi var, hikâye var, geçmiş var…

Ama bu değerleri geleceğe taşıyacak güçlü ve sürdürülebilir destek konusunda ciddi eksiklik var. Sezon sonunda mikrofonlara konuşup “Bu şehir bu takımı hak ettiği yere taşımalı” demek kolay. Zor olan, sezon başlamadan önce o cümlenin gereğini yapmaktır.

Artık Eskişehirspor için sadece duygusal açıklamalar değil, gerçek sahiplenme gerekiyor. Çünkü bu kulüp yalnızca maç günleri hatırlanacak bir değer değil.

Ve eğer gerçekten “Eskişehirspor bu şehrin markasıdır” deniliyorsa, o markanın yaşaması için en büyük sorumluluk da şehrin ekonomik gücünü elinde bulunduranlara düşüyor.