Bir çocuğu devlet okuluna kaydettirmek için kapıdan giriyorsunuz. Çocuğunuzun eğitim hakkını kullanmak istiyorsunuz.
Ama karşınıza bir rakam çıkıyor:
“Bağış.”
Ne kadar?
Okuluna göre değişiyor. Bir yerde 8 bin lira, başka bir yerde 20 bin, 30 bin, hatta 60 bin lira…
Şimdi soruyorum: Bu nasıl bir sistem?
Bağış gönüllülük esasına dayanıyorsa neden veliler kendilerini ödeme yapmak zorunda hissediyor?
Devlet okulunda çocuğunu okutmak isteyen bir anne-baba, okul kapısında neden cebini düşünmek zorunda kalıyor?
Üstelik bu mesele sadece duyumdan ibaret değil. Kısa süre önce yeğenimi okula kayıt ettirmek için biz de gittik. Bizden “bağış” adı altında 8 bin lira istendi. Verdik. Çünkü çocuğun eğitiminden söz ediyoruz. Çünkü veli, “Param yok, vermiyorum” dediğinde çocuğunun bundan olumsuz etkilenmesinden korkuyor. Çünkü kimse çocuğunun okulunda problem yaşamak istemiyor. İşte tam da sorun burada başlıyor. Kağıt üzerinde gönüllü olan bağış, sahada neden zorunluymuş gibi hissediliyor?
Daha da ilginci şu:
Okul kıyafetleri için “Anlaşmalı olduğunuz bir yer var mı?” diye soruyoruz.
Cevap: “Velileri herhangi bir yere yönlendiremeyiz, yasalara uygun değil.”
Veliyi kıyafet konusunda yönlendirmek yasal değil. Peki veliden kayıt sırasında bağış adı altında para istemek hangi noktada normal hale geliyor?
Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?
Bir tarafta “yasalara uygun hareket ediyoruz” deniliyor, diğer tarafta velinin önüne ödeme çıkarılıyor. Üstelik rakamlar da okuldan okula değişiyor.
Bir okulda 8 bin lira.
Başka bir okulda 60 bin lira.
Peki aradaki 52 bin liralık fark nereden çıkıyor?
Okullar farklı olduğu için mi?
İhtiyaçları farklı olduğu için mi?
Yoksa sistem başıboş bırakıldığı için mi?
Burada artık birilerinin çıkıp açık açık konuşması gerekiyor. Bu paralar nasıl belirleniyor? Kim denetliyor? Nereye harcanıyor?
Ve en önemlisi: Devlet okullarında kayıt için veliden bağış talep edilmesinin sınırı nedir? Okul yöneticilerini de bütünüyle suçlamak kolay. Ama meselenin başka bir tarafı daha var. Eğer okulun ödeneği yetersizse, okulun ihtiyaçları karşılanmıyorsa yöneticiyi veliyle karşı karşıya getiren sistem sorgulanmalı.
Okul yöneticisi “Okulun ihtiyacı var” diyor.
Veli “Benim de çocuğumun masrafı var” diyor.
İki taraf da haklı olabilir.
Bugün ekonomik şartlar ortada. Kira var. Fatura var. Mutfak masrafı var. Servis var. Kırtasiye var. Kıyafet var. Çocuğun beslenmesi var. Bütün bunların üzerine bir de “bağış” adı altında binlerce lira eklenince velinin yükü daha da ağırlaşıyor. Peki dar gelirli aile ne yapacak? Çocuğunu özel okula gönderemiyor. Devlet okulunda ise kayıt sırasında para isteniyor. O zaman eğitimde fırsat eşitliği nerede? Sadece tabelalarda mı? Sadece resmi açıklamalarda mı? Sadece protokol konuşmalarında mı? Çünkü sahadaki veli başka bir şey anlatıyor. Ve artık şu gerçekle yüzleşmek gerekiyor: Bir çocuğun eğitim kalitesi ailesinin ödeme gücüne göre değişmemeli. Bir okulun daha iyi olması için velinin daha fazla para vermesi gerekiyorsa burada sistemin kendisini sorgulamak gerekir. Bugün 8 bin lira verebilen veli “sorun yok” diyebilir. Ama o 8 bin lirayı borç alarak veren, kredi kartına taksit yapan, ay sonunu nasıl getireceğini düşünen veli ne olacak? Onun çocuğu daha mı az değerli? Hayır. O çocuk da aynı devletin çocuğu. Aynı eğitim hakkına sahip. Aynı sıraya oturuyor. Aynı geleceği kurmaya çalışıyor. O halde devlet okullarında eğitim hizmetinin finansmanı, velinin vicdanına ve cüzdanına bırakılamaz. Bağış adı altında toplanan paralar varsa; miktarı, gerekçesi, yöntemi ve harcama kalemleri şeffaf biçimde açıklanmalıdır.
Denetim yapılmalıdır. Okuldan okula neden farklı rakamlar ortaya çıktığı araştırılmalıdır. Velinin “Çocuğum zarar görmesin” korkusuyla susmak zorunda kaldığı bir düzen normalleştirilmemelidir. Çünkü sessizlik, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmez. Sadece sorunun üzerini örter. Ve her yıl okul kayıtları başladığında aynı tartışmayı yeniden yaşamaya devam ederiz. Sonra yine birkaç açıklama yapılır. Sonra herkes kendi işine döner. Bir sonraki yıl aynı kapı açılır. Yine veli gelir. Yine çocuk gelir. Yine “bağış” konuşulur. Artık bu kısır döngünün kırılması gerekiyor. Devlet okulu, velinin cebinin gücüne göre şekillenen bir eğitim alanı olmamalı. Çünkü devlet okulunun kapısından içeri giren çocukların üzerinde aynı üniforma olabilir. Ama ailelerinin cüzdanları aynı değil. İşte gerçek fırsat eşitliği, tam da bu farkın ortadan kaldırılmasıyla başlar.
Ve son söz: Eğitim hakkı bağış makbuzuna sığmaz. Bir çocuğun geleceğinin bedeli olmaz. Olmamalı.