Eskişehir’de uzun süredir devam eden “havalimanı seferleri geri gelir mi?” tartışması, bir kez daha Ankara temaslarıyla gündeme taşındı. Şehrin farklı kurum ve siyasi temsilcilerinin aynı masa etrafında buluşması, ilk bakışta güçlü bir birliktelik fotoğrafı olarak okunabilir. Ancak bu fotoğrafın Eskişehir kamuoyunda karşılık bulma biçimi artık daha temkinli, hatta daha sorgulayıcı bir noktaya evrilmiş durumda.

Çünkü Eskişehir’de tartışma artık “kim gitti, kim görüştü?” düzleminden çıkmış durumda. Şehir, uzun süredir somut sonuç üretilmeyen girişimlerin tekrarını izlemekten yorulmuş bir ruh halinde. Bu nedenle her yeni Ankara ziyareti, beraberinde “Bu kez ne değişecek?” sorusunu da getiriyor.

Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. Dr. Murat Şeker ile yapılan görüşmede; Eskişehir’e tarifeli uçuşların yeniden başlaması, pilotaj eğitimi ve havacılık yatırımları gibi başlıkların ele alınması, teknik olarak önemli dosyalar içeriyor. Görüşmeye Eskişehir Valisi Erdinç Yılmaz, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, Eskişehir Sanayi Odası Başkanı Celalettin Kesikbaş, Eskişehir Ticaret Odası Başkanı Metin Güler ve AK Parti Eskişehir İl Başkanı Gürhan Albayrak gibi isimlerin katılması ise şehir adına nadir görülen kurumsal ortaklık tablolarından biri olarak dikkat çekiyor.

Siyasal farklılıkların aynı çatı altında buluşması, özellikle Eskişehir gibi çoğulcu siyasi yapıya sahip şehirlerde önemli bir sembol değer taşır. Ancak bu sembolün gücü, yalnızca fotoğraf karesinden ibaret kaldığında zayıflar. Eskişehir’de son dönemde oluşan temel eleştiri de tam olarak burada yoğunlaşıyor: Temsil var, temas var, fakat sonuç görünürlüğü zayıf.

Bu noktada Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt’un Ankara temasları sonrası yaptığı açıklamalar, tartışmayı daha sert ve doğrudan bir siyasi dile taşıdı. Kurt’un değerlendirmeleri, yalnızca bir havalimanı tartışmasından ibaret değil; aynı zamanda Ankara–yerel yönetim ilişkilerine dair genel bir eleştiri çerçevesi içeriyor.

Kazım Kurt’un sözleri şu şekildeydi:

“Adalet ve Kalkınma Partililer, Eskişehir’de genel seçimlerde aldıkları oyları geçerli saymadan, sadece yerel seçimlerde aldıkları oya bakarak siyaset geliştiriyorlar. Çok açık da oy alamadığı yere de hizmet etmek istemiyorlar. Eskişehir maalesef bu pozisyonda. Hem karayolları hem havayolları hem demiryolları bu noktada açık açık Eskişehir’e karşı cezalandırma girişiminde bulunuyor. Adalet ve Kalkınma Partili yönetimin Eskişehir’e yararlı bir iş yapmayacağını adım gibi biliyorum. ESTÜ Hasan Polatkan Havalimanı’na iç seferler konusunda İl Başkanı Gürhan Albayrak’ın da gücü yetmez. Adalet ve Kalkınma Partisinde ya da Türkiye Cumhuriyeti’nde her şey tek adamın 2 dudağı arasındadır. Bizimkilerin de, Eskişehirli politikacıların da Ankara’da gidip ne Cumhurbaşkanına ne bakanlara bu iş olacak diye baskı yapma gücü yoktur maalesef. Kendi ilçe başkanlarını belirlenirken bile görüşü alınmayan bir il başkanının bu işi becerebileceğini düşünmüyor. Resmi Gazete’de okuyorlar bazı şeyleri. Dolayısıyla bu da aynısı olur. Üstelik Sayın Murat Mercan, Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu Üyesi olmasına rağmen artık bu. Yani kararı verecek olan Türk Hava Yolları, parayı ödeyecek olan devlet ve o işlerin tümü Murat Mercan ailesinin evde yemek yerken çözeceği iştir. Ama ne yazık ki olmaz diye düşünüyorum. Eskişehir halkı Antalya ve İzmir’e yaz aylarında da olsa uçuş istiyor. Ama talep yok deniliyormuş. Bence AK Partililer Eskişehir halkını tanımıyor, sokaklarda gezemiyor. Gittiği yerden hangi beklentilerle karşılaştığını o nedenle bilmiyor. Eskişehir’den Antalya’ya da İzmir’e de Bodrum’a uçak olsa bence yaz aylarında o seferler yolcu dolu olur.”

Bu açıklamalar, Eskişehir’de yıllardır devam eden bir “altyapı–ulaşım beklentisi” tartışmasını yeniden siyasetin merkezine taşıdı. Ancak tartışmanın bir başka boyutu daha var: beklenti yönetimi.

Eskişehir gibi güçlü üniversite nüfusuna, sanayi bağlantılarına ve turizm potansiyeline sahip bir şehirde havayolu ulaşımı talebinin varlığı inkâr edilebilir değil. Buna karşın, havayolu şirketlerinin rota planlamalarında yalnızca siyasi temaslar değil; doluluk oranı, sürdürülebilirlik, maliyet ve operasyonel verimlilik gibi teknik kriterler belirleyici oluyor. Bu nedenle mesele yalnızca “istiyoruz” düzleminde değil, “sürdürülebilir mi?” sorusu üzerinden de okunmak zorunda.

Tam da bu noktada Eskişehir kamuoyunun hissettiği temel gerilim ortaya çıkıyor: Siyasi açıklamalar ile teknik gerçeklik arasındaki boşluk. Bir yanda “şehrin hakkı” vurgusu, diğer yanda “ekonomik fizibilite” gerçeği… Bu iki alan arasında köprü kurulamadığı sürece, her yeni ziyaret bir öncekinin devamı olarak kalma riski taşıyor.

Eskişehir’in artık ihtiyaç duyduğu şey, daha fazla ziyaret veya daha fazla açıklama değil; ölçülebilir, takvime bağlanmış ve sonuç odaklı projelerdir. Aksi halde her Ankara teması, yalnızca yeni bir fotoğraf karesi olarak hafızaya eklenmeye devam eder.

Ve kamuoyunun sabrı, tam da bu noktada sınanır.