Biz bazen bazı konuların altını çizmeyiz adeta derin derin kazırız.

Belki de gazeteciliğin en temel sorumluluğu bu olsa gerek.

Son zamanlarda es geçmediğimiz defaatle kaleme aldığımız bir konu ve inanın ben de altını kazımazsam olmazdı:

Şu gündemden düşmeyen düşürmediğimiz Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen ücretsiz siyasi programlar.

Burada bir noktayı özellikle ayırmak gerekir: AKM konusunda kamuoyuna yansıyan somut iddia, üç siyasi program için toplam 550 bin TL kira bedelinin tahsil edilmediği yönünde ve bu iddia Gürhan Albayrak tarafından ortaya atıldı.

Deprem paraları konusunda ise Yalaz'ın son açıklamalarına ise tatmin edici ve delilleri ile doğruladığı açıklamalar değil. Bilakis iftira diyerek geçiştirdiği ama tadını da kaçıran bir konu.

Hatta bu konu titizlikle işlenirken kulisler de karıştı ve aslında tüm partililerin tadı kaçtı.

Haydi o zaman bir soru soralım,

Yeni Parti’de Yalaz rahatsızlığı mı?(!)

Siyasette yeni bir parti kurmak kadar, o partinin kamuoyunda oluşturduğu ilk algıyı yönetmek de önemlidir.

Eskişehir’de YENİ Parti’nin örgütlenme süreci hızlı ilerlerken, kurucu il başkanı Talat Yalaz’ın son dönemde yaptığı bazı açıklamalar parti kulislerinde yeni bir tartışmanın kapısını da ardına kadar açtı.

Yalaz’ın özellikle deprem kaynakları ve kamu kaynaklarının kullanımı üzerinden yaptığı değerlendirmeler, siyasi söylem açısından belki etkili bir kesim için hiç de tatmin edici olmadı.

Hele ki aynı tartışmanın Yalaz’ın geçmişteki siyasi sorumluluklarına dönmesi bazı parti çevrelerinde rahatsızlık yaratıyor.

Bunun en somut örneği ise AKM tartışması.

AK Parti Eskişehir İl Başkanı Gürhan Albayrak, Yalaz’ın CHP İl Başkanı olduğu dönemde Eskişehir Büyükşehir Belediyesi'ne ait Atatürk Kültür Sanat ve Kongre Merkezi’nde üç siyasi program düzenlendiğini ve bu programlar için toplam 550 bin TL kira bedelinin tahsil edilmediğini ileri sürdü. Albayrak ayrıca salon tahsislerine ilişkin yazılı talep, sözleşme veya protokol bulunmadığı iddiasını gündeme taşıdı.

Elbette burada son sözü belgeler söyleyecek.

Eğer ödemeler yapıldıysa makbuzların, faturaların ve tahsis belgelerinin ortaya konulması tartışmayı bitirebilir. Eğer ödeme yapılmadıysa, bu kez kamuya ait bir tesisin siyasi parti faaliyetlerinde hangi hukuki ve mali zeminde kullandırıldığı sorusu gündeme gelir.

Tam da bu nedenle mesele yalnızca CHP dönemine ilişkin eski bir tartışma değildir.

YENİ Parti'nin bugün kendisini nasıl konumlandıracağıyla da doğrudan ilgilidir. Çünkü yeni bir siyasi oluşum, geçmişten gelen isimleriyle birlikte yeni bir siyasi dil kurmak zorundadır. “Kamu kaynağı”, “şeffaflık”, “hesap verebilirlik” ve “deprem” gibi toplumsal travmalar üzerinden yürütülen siyaset konusunda yüksek sesle konuşulacaksa, aynı ölçünün kendi geçmişindeki uygulamalara da gösterilmesi beklenir.

Yalaz'ın CHP'den ayrılarak YENİ Parti'nin Eskişehir kurucu il başkanı olmasıyla birlikte siyasi sorumluluğunun da yeni bir aşamaya geçtiği görülüyor. Nitekim Yalaz, 25 Temmuz'da 14 ilçe başkanının YENİ Parti'de yer alma iradesini açıkladığını duyurmuştu.

İşte asıl hassasiyet burada başlıyor.

Yeni Parti, eski tartışmaların yeni adresi olmak istemiyorsa, geçmişe ilişkin sorulara da yeni ve şeffaf cevaplar vermek zorunda.

Parti içinde rahatsızlık yaratabilecek asıl mesele Yalaz'ın sert konuşması değil; başkalarından talep edilen hesap verebilirlik standardının kendisine de uygulanması ihtimali.

Siyasette bunun adı çifte standarttır.

Bugün deprem kaynaklarının nasıl kullanıldığını soran bir siyasetçinin, yarın kendi dönemindeki kamu kaynağı kullanımına ilişkin sorulara da aynı açıklıkla cevap vermesi beklenir.

Üstelik YENİ Parti'nin kuruluş aşamasında olduğu bir dönemde bu konu daha da önem taşıyor.

Çünkü seçmen yeni bir partiye yalnızca yeni isimler için değil, yeni bir siyaset anlayışı beklentisiyle bakıyor.

Dolayısıyla YENİ Parti açısından en sağlıklı yol, kulislerde konuşulan rahatsızlıkları bastırmak değil, belgeler üzerinden şeffaf biçimde ortadan kaldırmaktır.

Talat Yalaz'ın önünde de aslında basit bir seçenek bulunuyor:

İddialar doğru değilse belgeleri ortaya koymak; doğruysa bunun hesabını vermek.

Siyasette en güçlü savunma çoğu zaman yüksek sesle konuşmak değil, belge göstermektir.

Ve YENİ Parti'nin önündeki ilk ciddi sınavlardan biri belki de tam olarak budur:

Yeni bir parti, eski alışkanlıklardan gerçekten ne kadar farklı olacak?