Bir şehrin meseleleri, yalnızca makam odalarında konuşularak çözülemez.

Bazen bir şehrin sorununu çözmek için o sorunu kendi meselesi gibi görmek, takip etmek ve ilgili kurumları harekete geçirmek gerekir.

Eskişehir’de son dönemde dikkat çeken bir tablo var: Vali Erdinç Yılmaz, şehrin önemli meselelerini yalnızca bürokratik bir görev olarak değil, adeta şehrin ortak meselesi olarak ele alıyor.

Özelleştirilen hastanelere ait arazilerin geleceği konusunda ortaya koyduğu irade bunun örneklerinden biri. Şehrin sağlık alanındaki ihtiyaçları açısından önem taşıyan bu arazilerin korunması ve yeniden değerlendirilmesi noktasında Vali Yılmaz’ın devreye girmesi, “şehir adına sahip çıkmak” kavramını yeniden gündeme getirdi.

Bir başka dikkat çekici konu ise ESOGÜ binasının yenilenmesi.

Bu meselenin yeniden gündeme taşınmasında ve çözüm iradesinin ortaya konulmasında Vali Yılmaz’ın açık biçimde konuyu sahiplenmesi önemliydi. Çünkü üniversite yalnızca bir eğitim kurumu değildir; aynı zamanda şehrin bilim, sağlık, kültür ve insan kaynağının önemli merkezlerinden biridir.

Burada asıl dikkat çekici olan ise projelerden daha büyük bir mesele.

Bir vali, şehrin sorunlarını ne kadar içselleştirirse o kadar etkili olabilir?

Erdinç Yılmaz örneğinde bunun karşılığını görmeye başladığımız söylenebilir.

Valilik makamının asli görevleri elbette bellidir. Ancak kamu yönetiminde bazen mevzuatın çizdiği sınırların ötesinde, kurumları aynı hedef etrafında buluşturabilen bir koordinasyon iradesi gerekir.

İşte burada Vali Yılmaz’ın çalışma tarzı öne çıkıyor.

Şehrin bir meselesini dinlemekle yetinmeyen, o meselenin Ankara’daki karşılığını arayan, bürokrasinin farklı kademeleriyle temas kuran ve çözüm için ısrarcı olan bir yönetim anlayışı ortaya çıkıyor.

Bu durum ister istemez şu soruyu da beraberinde getiriyor:

Şehrin bazı önemli problemlerinde neden valilik daha görünür ve daha etkili bir aktör haline geliyor?

Bu sorunun cevabı yalnızca Vali Yılmaz’ın çalışma temposunda aranamaz. Aynı zamanda şehirdeki diğer kurumların, siyasetin, yerel yönetimlerin ve bürokrasinin de kendi sorumluluklarını ne ölçüde yerine getirdiği sorgulanmalıdır.

Çünkü bir şehrin bütün yükünün tek bir makamın omuzlarına bırakılması doğru değil.

Aksiyon alınacaksa alınması gerekiyorsa yani çok da güzellemeye de gerek yok aslında, herkes işini gerçekten yapacaksa Vali beyin işareti gerekmemeli..

Ama belli ki çokça gerekiyor..

Şehir ancak bütün bu aktörlerin aynı hedef doğrultusunda çalışmasıyla büyür.

Ancak bugün Eskişehir açısından dikkat çeken bir gerçek var:

Vali Erdinç Yılmaz, bazı meseleleri yalnızca “devletin işi” olarak görmeyip “Eskişehir’in işi” olarak sahipleniyor.

Belki de onu farklılaştıran nokta tam olarak burada.

Bir makamın gücü yalnızca sahip olduğu yetkilerle ölçülmez. Bazen o makamın şehir için ne kadar dertlendiği, ne kadar takip ettiği ve çözüm için ne kadar kapı çaldığı da belirleyicidir.

Eskişehir’in ihtiyacı olan şey de aslında tam olarak budur:

Sorunu birbirine havale eden değil, sorunun peşine düşen bir yönetim anlayışı.

Vali Erdinç Yılmaz’ın son dönemdeki yaklaşımı, bu açıdan şehir adına dikkatle izlenmesi gereken bir tablo ortaya koyuyor.

Çünkü şehirlerin kaderini yalnızca büyük projeler değil, sorunları sahiplenen insanların ortaya koyduğu irade de değiştirir.