Siyasette bazen kimin kiminle kavga ettiğinden çok, kimin kimi savunduğuna bakmak lazım.
Çünkü bazı savunmalar o kadar dikkat çekicidir ki başlı başına bir siyasi mesaj taşır.
Düşünün… Hep de düşündürüyorum değil mi?
Ama insan olmanın temellerinden biri bu.
Doğru tahlil için acele edilmez.
Düşünmek şart…
Sağ siyasetten gelen bir ismi, sol görüşlü birileri sahipleniyor, savunuyor ve hakkında olumlu bir kanaat oluşturmak için çaba gösteriyorsa burada durup düşünmek gerekir.
Daha çok düşünmek gerekir…
Elbette bizim gibi kalemlerin ideolojisi olmaz demiyorum. Haklı olanın yanında durmak, siyasi kimliklerin üzerinde bir kalemin sorumluluğu…
Ancak mesele yalnızca haklılık üzerinden okunamayacak kadar farklı bir tablo ortaya koyuyorsa, o zaman sorulması gereken başka sorular vardır.
Göz oyarcasına, özellikle, öncelikli olarak bir tavırdan bahsediyorum.
Daha da ilginci şu:
Aynı siyasetçiye sağ basın şüpheyle yaklaşıyor, kendi siyasi mahallesindeki birçok insan dahi güven duymakta zorlanıyorsa, bu durum çok daha dikkat çekicidir.
İnsan ister istemez soruyor:
Bir siyasetçiyi kendi mahallesindekiler neden sahiplenmiyor da karşı mahalleden bu kadar güçlü bir savunma geliyor?
Bu savunmanın arkasında ne var?
Siyasi bir yakınlık mı, ortak bir beklenti mi, yoksa herkesin göremediği başka bir hesap mı?
Elbette bunlar birer soru. Sorana değil sordurana bakmak lazım tabi.
Tek başına ideolojik yakınlık ya da uzaklık, kimsenin niyetini kanıtlamaz. Fakat siyasette bu tür saflaşmaların dikkatle okunması gerektiği de bir gerçek.
Bu her zaman böyle…
Çünkü siyaset yalnızca söylenen sözlerden ibaret değildir. Kimin yanında durduğunuz, kimin adına konuştuğunuz ve kimin güvenini kaybettiğiniz de siyasi kimliğinizin bir parçasıdır.
Siyasetin beyni tamamen bu…
Bazen bir siyasetçiyi tanımak için söylediklerini değil, onu kimlerin neden savunduğunu incelemek gerekir.(!)
Ve bazen en manidar siyasi tablo, kimin karşı çıktığında değil, kimin sahip çıktığında saklıdır.
Danış’mak yetmez, bazı gerçekler ile en başında tanış’mak lazım…