Eskişehir’de belediyelerin personel politikaları üzerinden önemli bir tartışma başladı. Yürekler ağızda.
Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç’ın, personel giderlerini yasal sınırlar içine çekebilmek için işçi çıkarmak zorunda kalacağını açıklaması, aslında çok daha temel bir soruyu gündeme getirdi.
Bu noktaya nasıl gelindi?
Ataç’ın açıklamasına göre Tepebaşı Belediyesi’nde personel giderleri bütçe gelirlerinin yüzde 40’lık sınırını aşıyor’muş(!)
Bu nedenle çalışan sayısında azaltmaya gidilecek, öncelikle emekliliği gelenlerle görüşülecek’miş (!)
Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken önemli bir ayrıntı var:
Söz konusu personel fazlalığı dün ortaya çıkmadı. Bu insanlar Ahmet Ataç’ın belediye başkanlığı döneminde istihdam edildi. Yıllardır belediyede çalışıyor, yıllardır maaş alıyor. İstihdam kararları alınırken bu çalışanların bugünkü maliyetlerinin ve belediye bütçesine getireceği yükün hesaplanmamış olması, öncelikle yönetimsel bir planlama sorunudur.
Bir hatalar zinciri olduğu aşikâr.
Belediyelerin personel giderlerini yasal sınırlar içinde tutması gerekir tabi ama yıllardır sürdürülen bir istihdam politikasının sonucunda ortaya çıkan mali tablonun çözümünü bugün çalışanların işlerini kaybetmesinde aramak, yönetim sorumluluğu tartışmasını da beraberinde getirir. Yani işin en kolay ve acımasız yolunu seçmek hiç adil değil.
Kazım Kurt aynı şehirde farklı bir yol izliyor
Karşılaştırma için çok uzağa gitmeye gerek yok. Aynı şehirde, benzer ekonomik koşullarda faaliyet gösteren Odunpazarı Belediyesi’ne bakmak yeterli.
Ki tüm turizm lokasyonları, şehrin en hareketli alanları Odunpazarında.
Belki gideri çok daha fazla.
Kazım Kurt, 2025 yılında yaptığı açıklamada Odunpazarı Belediyesi’nde personel giderlerinin de yüzde 40 sınırını aştığını açıkça ifade etti. Üstelik 11 yıllık belediye başkanlığı döneminde hiçbir işçiyi işten çıkarmadığını söyledi.
Sonra ne mi oldu?
Kurt, bazı faaliyetleri sınırlandırdıklarını, harcamaları ve hizmet önceliklerini yeniden değerlendirdiklerini, buna rağmen çalışanların maaşlarını bir gün bile geciktirmediklerini açıkladı. Personel istihdamında da sürekli kadrolu çalışan almak yerine mevsimlik ve geçici istihdam yöntemlerini tercih ettiklerini anlattı.
Hep diyorum siyasetin kurdu diye.
Daha da önemlisi, Odunpazarı’nda yeni hizmet alanları açıldığında personel ihtiyacını bu hizmetlerin gerekliliklerine göre planladıklarını belirtti. Alzheimer merkezi için sağlıkçı, hasta bakıcı ve yaşlı bakım personeli istihdam edilmesi bunun örneklerinden biri.
Bugüne kadar Odunpazarı Belediyesi’nden Tepebaşı’ndaki gibi bir işçi çıkarma zorunluluğu açıklaması da gelmiş değil.
Zira işi biliyorlar.
İşte iki belediye arasındaki karşılaştırmanın asıl anlamı burada ortaya çıkıyor.
Sorun yalnızca personel sayısı değil, istihdam politikası.
Kazım Kurt’un yaklaşımı, mali sıkıntıların varlığını inkâr etmek değil; bu sıkıntıları çalışanların iş güvencesini ilk seçenek olarak ortadan kaldırmadan yönetmeye çalışmak. Üstelik kendi belediyesindeki personel giderlerinin de yasal sınırı aştığını saklamıyor. Mali gerçekleri açıklıyor, harcama ve istihdam tercihlerini buna göre şekillendirdiğini söylüyor.
Ahmet Ataç’ın ise yıllardır kendi yönetiminde oluşan personel tablosuyla bugün karşı karşıya kalması, ister istemez şu soruları doğuruyor:
Bu kadar çalışan istihdam edilirken uzun vadeli maliyet hesabı yapılmadı mı? Yeni projeler ve hizmet alanları açılırken bunların sürdürülebilir personel giderleri değerlendirildi mi? Bugün gelinen noktada neden ilk çözüm olarak işçi çıkarmak gösteriliyor?
Üstelik Ataç’ın kendi açıklamasında da 24 belde evi, 11 deneyimli kafe ve Yaşam Köyü gibi hizmet alanları bulunuyor. Bu yatırımların ve hizmetlerin elbette personel ihtiyacı var. Ancak hizmet üretmek için personel istihdam etmek kadar, o istihdamın mali sürdürülebilirliğini sağlamak da belediye yönetiminin sorumluluğudur.
Belediyecilik, çalışan sayısını azaltmaktan ibaret değil
Ahmet Ataç’ın bugün açıklamak zorunda kaldığı tablo, yalnızca bir bütçe meselesi olarak değerlendirilmemeli.
Aynı zamanda geçmişteki istihdam kararlarının, personel planlamasının ve yönetim tercihlerinin sorgulanmasını gerektiriyor.
Şahsen şahsımda olmak üzere tanıdığım birçok tepebaşı seçmeni bunu ciddi sorguluyor.
Kazım Kurt ise kendi belediyesinde benzer bir mali baskı bulunduğunu kabul ederek çalışanların ücretlerini aksatmadan ödemeyi ve işçi çıkarmamayı temel bir tercih olarak ortaya koyuyor. Bu yaklaşım, sosyal belediyecilik iddiasının yalnızca söylemde değil, zor ekonomik koşullarda alınan kararlarda da anlam kazandığını gösteriyor.
Sonuçta belediye başkanlığı, yalnızca yeni projeler açıklamak ve hizmet alanları açmak değildir. O projelerin yıllar sonra ortaya çıkacak maliyetini de hesaplamaktır.
Yıllarca işe alınan insanları bugün işten çıkarmak zorunda kalmak bir sonuçtur. Asıl mesele, o sonucun neden daha önce öngörülemediğidir.
Çünkü iyi belediyecilik, bütçeyi denkleştirmek için insanları eksiltmekten önce, kaynakları doğru yönetmenin yollarını aramakta.
Çünkü belediye bütçesindeki personel giderlerinin arkasında yalnızca rakamlar değil, insanların hayatları vardır.
Hülasa Tepebaşı’nda hayat falan kalmadı.