Efendim bazı köşe yazıları hakikaten köşedir.

Kıyıda köşede kalabilir.

Bazıları ise o köşeden öyle bir ses yükseltir ki manşeti bile geride bırakır.

İtiraf edelim, amacımız bu…

Dolayısı ile kalemin kelâmını konuşturmak bizim, ne anlatmaya çalıştığımızı anlamak da sizin marifetiniz…

Konuşur gibi yazılar yazmak tarzımız değil.

Her cümlesi düşündürmeli.

Biz de yazmış olmak için yazmamalıyız, yazmıyoruz da zaten.

Mesela,

Murat Keskin‘in dün kaleme aldığı ve köşeden köşeden ses yükselten, yankılanan yazı da öylesine bir konu değildi.

Düşündüren bir konuydu.

Düşündüren, düşündürdükçe yeni bir köşeden ses yükselttiren..

“Siyasette inandırıcılığını kaybetmek”

Aslında yeni başlamadı bu yorucu süreç.

Unutmadık da hiçbirimiz.

Albayrak yine elinde mikrofon özelleştirilen hastane arazileri ile alakalı,

“Biz de sizler gibi Resmi Gazete’den öğrendik” demez mi ?

Herkes şok, herkesten çok teşkilat şok..

Şimdi ne diyeceğiz dedi hepsi aylarca,

Kendileri bu konu her sorulduğunda “ya abi ne diyeyim, diyerek mahcup hissettiler.

Aylar sonra milletvekilleri ve Eskişehir Valisi devreye girdi ve yine aylar sonra hastane arazileri özelleştirmeden kurtarıldı ama hafızalarda kalacak olan bu mücadele değil,

Gürhan Albayrak’ın “samimi açıklaması “

Hafızalarımıza yeni bir Albayrak anısı da gecikmedi.

Brüksel yeniden keşfedildi.

Evet, Cüneyt Özdemir açıklama yaptı ve Sayın Albayrak’ın “Efendim o konuşmayı yapan ben değilim.“ ifadesi karşılık buldu.

Ya da karşılık buldu mu?

Sizce?

Albayrak bu fırtınayı güya atlattı ama teşkilat atlatabildi mi?

Atlatabilir mi?

Üzülerek söyleyeyim ama işin aslı o kadar kolay değil.

O açıklamaya rağmen birçok insan yine de “Hadi canım!” kanaatindeydi.

Çok acı…

Samimiyetle ifade ediyorum, ÇOK ACI…

Yeniden başlık atalım o zaman,

“Siyasette inandırıcılığını kaybetmek”

Siyasette bir insanın gücünü kaybetmesiyle inandırıcılığını kaybetmesi aynı şey mi sizce?

Güç belki yeniden kazanılabilir, makamda da kalınabilir, çevreniz dediğiniz zaten mevcut teşkilatınız.

Ancak toplumun gözünde ya da çevreniz dediğimiz teşkilatın gözünde inandırıcılığınızı kaybettiğinizde artık söylediğiniz her sözün arkasına bir soru işareti yerleşir.

Bu, aslında birçok sosyal ilişkide geçerli ama hele ki siyasette daha görünür bir olgu.

Siyasetçinin en büyük sermayesi makamı değil, sözüne duyulan güvendir.

Kendisini eleştiren herkesi karşısında gören, uyarıları düşmanlık olarak algılayan ve hatalarını kabul etmeyen gerekli gereksiz hapşırsa bile alkışlayanları da dost zanneden siyasetçi gafletin içindedir ve çevresindeki gerçekleri duymakta zorlanıyordur.

Daha dün akşam Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ne dedi?

“Ben dahil hiç kimse eleştirilemez değildir.”

Böyle bir ortamda insanların kendisine ne düşündüğünü değil, kendisinden ne duymak istediğini söylemesine maruz kalabilir.

Zor bir süreç Albayrak için.

Seçim döneminden daha zor bir dönem.

Hatta teşkilat için de çok zor ve yorucu.

Teşkilatla ve toplumla bağın sorgulandığı bir dönem.

Bu kayıtsızlık normalize etmek değil tamamen yorgunluk.

İnandırıcılığını kaybeden siyasetçiyi neler bekler biraz bunu düşünelim izninizle…

Sözlerinin etkisi azalır.

Daha önce dikkatle dinlenen açıklamalar, zamanla sıradan karşılanır.

Destek çevresi sessizleşebilir.

Ee biraz öyle de oldu..

Zaten herkesin dikkatini çeken de özellikle teşkilatın çoğunun bu süreci kayıtsız, sessiz takip ettiği.

Israrlara rağmen geri duranlar çoğunluğun da çoğunluğu oldu maalesef.

Dolayısı ile aslında insanlar, açıkça karşı çıkmasalar bile mesafe koyabilir. Görünürde devam eden destek, zamanla aktif katılıma dönüşmeyebilir.

Bu da çok acı değil mi?

Ne mutsuz yazıyorum şu satırları Allah şahit.

Oysa çevresindeki sessizlik her zaman onay, kalabalıklar her zaman sadakat, alkışlar da her zaman güven anlamına gelmez.

Resmen bana siyaset kitabı yazdıracaksınız.

Oysa ben romancıydım.

Mesele, makamdasınız diye insanların size inanması demek değil ki başkanım.

O güveni korumak…

Peki, kaybedilen inandırıcılık yeniden kazanılabilir mi?

Yani bir ümit yeniden “Ya Allah yeniden “Bismillah!” denir mi?

Bence evet ama daha çok konuşarak değil.

Aman diyeyim başkanım…

Daha çok susup doğru insanlar ile konuşarak.

Bir de lütfen!

Gerçeklerle yüzleşmek lazım.

Sürekli “Planlanıyor, süreç devam ediyor.” cümlelerini kurmak hele, çok tehlikeli bence.

Verilen sözleri azaltıp yerine getirilen işleri artırmak: Büyük vaatler yerine ölçülebilir sonuçları gerektiğinde paylaşmak lazım.

Hatta neden hep siz paylaşasınız ki?

Teşkilat niye var?

Niye yoruldu bu insanlar bu kadar?

Bakın bu ara size ithafen kurduğumuz en kalabalık cümle bu.

Sizin siyaset anlayışınızda teşkilat nerede kimse anlamadı.

Hataları kabul etmek:

“Abi biz samimi adamız “demek sizi de kurtarmaz partiyi de korumaz.

Siyaset sahnesi bizim evin salonu değil ki neticede.

Artık,

Güveni zamana yayarak onarmak zor da olsa başarılabilir.

Biraz zaman…

Çabuk hasta oluruz.

Ama şifa zaman alır.

Unutmamak lazım,

Karşı çıkan insan hâlâ sizinle tartışır. Size inanmayan insan ise bir süre sonra sizi dinlemeyi bile bırakabilir.

Ve bir siyasetçi için asıl tehlike, tam da bu noktada başlar.

Kimse kimsenin cebinde değil başkanım.

Ama unutmayın.

Siz iktidar partisinin il başkanısınız.

Tek bir cümle siyasi kariyerinize leke sürebilir, yine hatta aynı yanlışta ısrar eden birkaç hareket…

Ne kibriti arkadaş? Ne dünyayı yakması?

“Ben kimin için savaşıyorum?” dedirtebilir.

Dedirtmemek lazım.

Hakikaten, ‘siyasette usûl esası’ diye kitap yazacağım galiba.

Yazana değil, yazdırana bakmak lazım.

Albayrak Eskişehir siyaset tarihine kendini unutulmaz anılar ile yazdırdı bile.