Anlayabilene tokat gibi bir silkelenme cümlesi ama şefkat tokadı..
Hani böyle bayılmış şuurunu kaybetmişlerse öfkeden değil ayılması için tokat atarız ya,
Tamamen o niyetle…
İşine gelmeyenler müstesna(!)
Bir davayı büyüten makamlar değil, o davaya inanmış yürekler deriz ya hep,
Herkes elini bir koysun bakalım o yürek sadece kan mı pompalıyor?
Siyaset, bazen bir makamın gölgesinde unutulan hakikatleri yeniden hatırlamakla başlar. Bazen bir koltuğa oturanın, o koltuğa gelene kadar hangi emeklerle, hangi dayanışmalarla ve hangi dualarla yürüdüğünü unutmamasıyla…
Yani unutamayacağımız neler biriktiriyoruz biz bile inanamıyoruz gerçekten.
Bazen de bütün mesele, insanın kendisine şu soruyu sorabilmesidir,
Ben bu yola neden çıkmıştım?
AK Parti’de siyaset, yalnızca bir partiye mensup olmak değildir.
Düstur deriz ya hep, inanmak.
Daha önce de defalarca yazdım,
Yemin ederim tek tek sormak lazım ben bu davanın neferiyim diyenlere,
“Dava nedir” diye. O kadar eminim ve üzgünüm ki dönüp kalacak tek kelime edemeyecek yüzlerce insanın olduğuna.
Bir davaya inanmak, bir idealin peşinden yürümek, bir milletin umuduna ortak olmak ve her şeyden önce bir inancı omuzlarında taşımaktır.
Bu yürüyüşün temelinde emek vardır, fedakârlık vardır, sabır vardır. Gecesini gündüzüne katan teşkilat mensupları, kapı kapı dolaşan gönüllüler, seçim meydanlarında yorulan ayaklar, evinden çıkarken duasını arkasına alan anneler, evladının geleceği için bu davaya gönül veren babalar vardır.
İşte bu yüzden dava, hepimizin ortak emeğinden ve samimiyetinden daha büyük bir anlam taşır.
Hiçbir makamın, hiçbir kişisel beklentinin, hiçbir kırgınlığın ve hiçbir geçici imkânın; bir davanın özüne, ahlakına ve manevi değerlerine zarar vermemesine özen göstermeliyiz.
Tam da bu cümleleri birkaç kere yazıp en az yüz kere okumanız lazım..
Çünkü dava dediğimiz şey, kişisel menfaatlerin ötesinde, inandığımız değerleri öncelemektir.
Nerdeeeee (!)
Dava dediğimiz şey, alkışlandığında tevazuyu korumak, eleştirildiğinde sükûnetle dinlemek, sorumluluk üstlendiğinde geçmişteki emekleri hatırlamaktır.
Ve dava dediğimiz şey, en çok da insanın elinde imkân varken nasıl davrandığıyla ölçülür.
Koltuklar geçici derken falım sakızının içinden çıkan dörtlüğü okumuyoruz.
Sizden önce de birileri vardı sizden sonra da birileri olacak.
Bu davanın hafızasında nasıl kalacaksınız bunu bir tahayyül etmek lazım.
Yeniden yeniden düşünmek “ben ne yapıyorum “ demek lazım.
Makam insanı görünür kılar; ancak karakter, insanın kim olduğunu ortaya çıkarır.
Bir insanın gerçek büyüklüğü, kendisine verilen yetkiyle değil, o yetkiyi hangi vicdanla kullandığıyla anlaşılır.
Anlayabilene gülle gibi cümleler değil mi?
Anlayabilene, bu şuuru hala muhafaza edebilene.
Bakın tekrar edeyim, bu davanın hafızası vardır(!)
O hafıza, seçimden seçime hatırlanan isimlerden ibaret değil.
O hafıza; yağmurda, çamurda çalışanların, hiçbir beklenti taşımadan koşturanların, kimi zaman kendi imkânlarıyla bu yürüyüşe omuz verenlerin ortak hafızasıdır.
Zira bir gönlü kazanmak yıllar alır; onu incitmemek ise her gün gösterilen dikkat ve vefayla mümkündür.
Dava şahsi kırgınlıkların üzerindedir.
Siyasette herkes aynı düşünmeyebilir. Herkesin yöntemi, üslubu ve bakış açısı farklı olabilir. Kararlar değerlendirilebilir, eksikler dile getirilebilir, farklı öneriler ortaya konabilir.
Eleştiriyi düşmanlık olarak görmemek, sadakati sorgusuz itaatle karıştırmamak, farklı görüşleri ortak hedefe katkı sunan imkânlar olarak değerlendirmek; bir davanın ruhuna yakışan yaklaşımdır.
Çünkü dava insanı, yalnızca kendisini alkışlayanlarla değil, gerektiğinde kendisine doğruyu samimiyetle söyleyenlerle de yol yürüyebilendir.
Ama o samimiyetin kime gösterildiğini de ne dava unutur, ne teşkilat, ne bizler..
Siz de bunu UNUTMAYIN.
Sivaslı çobanın deyimi ile
Benim köyümün davarını karşı köyün çobanına güttürene biz aynı köydeniz demem dedirtmemek lazım..
Zaten öyle ise gidin karşı köye çulunuzu serin.
Zira dava, ben merkezli bir yürüyüş değil; biz diyebilmenin ahlakıdır.
Gönül kırarak bu dava büyümez bilakis zafiyet geçirir.
İnsanları yalnızca ihtiyaç duyulduğunda değil, her zaman hatırlamak; emeklerini yalnızca başarı zamanlarında değil, sürecin her aşamasında takdir etmek; yol arkadaşlığını makamların dağılımından bağımsız olarak yaşatmak, gönül siyasetinin temelidir.
Ayşe Ünlüce bence bunun dersini verir bakın..
Çünkü siyaset, hele ki bir dava siyaseti, gönüllere dokunmayı gerektirir.
Ve hiçbir siyasi başarı, geride bırakılan kırgınlıklar pahasına elde edilmek zorunda değildir.
İşte manevi sorumluluk tam da burada başlar.
İnsan, kendisine emanet edilen makamın geçici olduğunu; fakat o makamda yaptığı iyiliklerin ve kurduğu ilişkilerin insanlar üzerinde kalıcı izler bırakacağını unutmamalıdır.
AK Parti’nin yıllar boyunca oluşturduğu siyasi hafızanın içinde nice emek, nice mücadele ve nice fedakârlık vardır. Bu hafızaya sahip çıkmak, yalnızca geçmişi anlatmakla değil, o geçmişin değerlerini bugünün davranışlarına taşımakla olur.
İnsanların arkasından konuştuğu değil, yanında durabildiği; çekinmeden fikir paylaşabildiği; farklılıkların ortak değerler etrafında buluşmaya vesile olduğu bir teşkilat anlayışı…
Dava, koltuğa oturduğunda da kapının dışında kaldığında da aynı insan kalabilmektir.
Unutmayalım…
Makamlar insanlara emanet edilir.
Ama dava, gelecek nesillere bırakılır.
Dava düsturuna halel getirilmez. Çünkü makamlar geçer, isimler zamanla değişir; fakat samimiyetle taşınan bir davanın ahlakı, onu yaşatanların ardından da yaşamaya devam eder.
Özel bir not ile bitireyim istiyorum.
Bence birileri bunu ajandasının ilk sayfasına yazmalı ve günde birkaç kez okumalı.
Şayet “gerçekten” bu davaya hizmet ediyorsa,
Çünkü siyasi rüzgârlar değiştiğinde dün dost görünenlerin nerede duracağı belli olmaz; asıl imtihan, aynı davayı paylaştığını söyleyenlerin zor zamanda nasıl davrandığıdır. Elbette siyasette farklı görüşlerden insanlarla dostluk kurmak kıymetlidir. Ancak siyasi nezaketle siyasi sadakati birbirine karıştırmamak gerekir. Başka mahallenin dostluğu bir nezaket köprüsü olabilir; fakat insanın asıl dayanağı, kendi yol arkadaşlarıyla kurduğu güven ve vefa bağıdır. Siyasette herkesle konuşulur, herkesle dostluk kurulabilir; ama güven, sözle değil, zor zamanda gösterilen duruşla kazanılır.
Şimdi çok net bir soru ile bitirmek istiyorum.
Tüm bu değerler de KOMEDİ mi?
Gülün o zaman…
Komediymiş…