Eskişehir siyasetinde Ayşe Ünlüce hakkında zaman zaman ilginç bir cümle dolaşıyor:

“Başkanlık biraz da ona denk geldi.”

Bak sen şu talihsiz ve eçhel bir zihniyetin kurduğu cümleye.

Bir kere şans eseri başkan olunur, başkanlık şansla sürdürülmez.

Nasıl bir zihniyet başkanlığın şans eseri olduğunu düşünür ki.

Bu cümle ilk bakışta bir eleştiri gibi görünüyor.

Çünkü Ünlüce’nin adaylığı, Eskişehir siyasetinin alışılmış dengeleri içinde önceden yazılmış bir hikâyenin sonucu değildi. Zor bir siyasi atmosferde, beklenmedik gelişmelerin ardından aday oldu.

Üstelik erkeklerin ağırlıklı olduğu bir siyasi alanda, Eskişehir’in ilk kadın Büyükşehir Belediye Başkanı olarak sandıktan çıktı.

Dolayısıyla “şans” kelimesi zaman zaman onun hikâyesini anlatmak için kullanıldı.

Ama burada büyük bir yanılgı var.

Bir makama gelmek ile o makamda kalıcı bir siyasi karşılık oluşturmak aynı şey değildir. Biz ne makamlar biliyoruz sağ gösterip sol vuran, vurdukça kendisi yara alan.

Konuşturmayın beni şimdi yani yazdırmayın.

Ama yazarım bir ara söz.

Neyse konuyu dağıtmayayım.

Şimdi şöyle dostlar,

Bir insanın başkanlığa nasıl geldiği kadar, hatta ondan daha fazla, başkanlığı kendisine verildikten sonra ne yaptığına bakmak gerekir.

Ünlüce’nin bugüne kadarki performansında benim dikkatimi çeken nokta tam da bu.

Başkanlığı bir “zafer makamı” olarak değil, bir sorumluluk alanı olarak kurmaya çalışıyor.

Bu nedenle Ünlüce’nin belediyeciliğini yalnızca asfalt, ulaşım, park, sosyal yardım ya da kültür projeleri üzerinden okumak eksik kalır. Büyük resmi görmek lazım.

Asıl değişim, belediyenin gündelik iş yapma biçiminde.

Örneğin 2025 yılında ulaşım konusunda yalnızca yeni hat veya seferlerden söz edilmedi; akıllı kavşaklar, yeşil dalga uygulamaları, trafik kontrol merkezi entegrasyonu, “Park Et ve Devam Et” alanları ve bisiklet yolları gibi daha sistematik çözümler üzerinde çalışıldı.

Hala çalışılıyor.

Onlar çalışırken vatandaş da önce “ne oluyor böyle” diye ses yükseltse de sonrasında fena da olmadı şeklinde hazmetmiş oluyor.

Herkesi memnun edemezsiniz ama asgari bir memnuniyet diyerek de küçümseyemeyiz.

Sosyal belediyecilikte de benzer bir yaklaşım görüyoruz.

Kent lokantalarından öğrencilere yönelik uygulamalara, emeklilere yönelik hizmetlerden kadınlara, çocuklara, yaşlılara ve engellilere yönelik desteklere kadar genişleyen bir sosyal politika alanı oluşturuldu.

Fakat bence daha önemli olan başka bir şey var:

Ünlüce, belediye başkanlığını kendisine ait bir alan olmaktan çıkarıp kentin ortak karar alanına dönüştürmeye çalışıyor.

Katılımcı bütçe uygulaması bunun en açık örneklerinden biri.

Vatandaşın proje önermesi, teknik değerlendirmeden sonra projelerin yeniden halkın oyuna sunulması ve seçilen projelerin bütçeye alınması…

Bu, küçük gibi görünen ama aslında belediye yönetimi açısından önemli bir zihniyet değişikliği.

Yani İşe içeriden başlamak hep daha efdal.

Çünkü burada belediye başkanı “Ben ne yapacağımı bilirim” demiyor.

“Bu şehirde ne yapılacağına birlikte karar verelim” diyor.

Ekip işi kelimesi sıradan bir güzelleme değil yani. Hakkı veriliyor.

Bence Ünlüce’nin kimsenin yeterince konuşmadığı tarafı tam da bu.

O, kendisine “tesadüfen verilmiş” olduğu düşünülen başkanlığı, tesadüf olmaktan çıkaracak bir yönetim modeli kurarak kalıcılaştırmaya çalışıyor.

Üstelik bunu çok yüksek sesle yapmıyor.

Belki de en büyük siyasi avantajı burada.

Gösterişli siyasi kavgalara girmek yerine belediyeciliği öne çıkarmaya çalışıyor.

Ekonomik koşulların ağırlaştığı, belediyelerin mali baskılar yaşadığı bir dönemde sosyal destekleri sürdürürken bir yandan da kaynak verimliliğine yöneliyor.

Yaklaşık 200 milyon TL'lik Afet Koordinasyon ve Lojistik Merkezi ile Sofra 26 gibi yatırımlar, belediyeciliğin yalnızca “şehir güzelleştirme” işinden ibaret olmadığını gösteriyor.

Bütün bunların sonunda ortaya şöyle bir tablo çıkıyor:

Ayşe Ünlüce başkanlığa belki beklenmedik bir siyasi denklem sonucunda geldi. Ama başkanlığını sürdürebilmesi artık bir tesadüf değil.

Çünkü seçimin üzerinden geçen süre içerisinde kendi yönetim tarzını oluşturmaya başladı.

Bu yüzden Ünlüce'yi değerlendirirken yapılabilecek en büyük hata, hâlâ 2024 yılındaki adaylık hikâyesine bakmak.

O hikâye artık geride kaldı.

Bugün sorulması gereken soru şu:

“Ayşe Ünlüce başkanlığa nasıl geldi?” değil; “Ayşe Ünlüce başkanlığı nasıl bir yere taşıyor?”

İşte burada cevap çok daha ilginç.

Ünlüce, kendi yönetim tarzını oluşturuyor ve belki de onu güçlü kılan şey tam olarak bu.

Bazı siyasetçiler makama geldiklerinde makam onları büyütür, Ünlüce gibi olanlar ise zamanla makamın kendisini yeniden tanımlamaya başlar.

Bugün için “şans eseri başkan oldu” diyenlerin gözden kaçırdığı gerçek şu:

Başkanlık şansla kazanılabilir. Ama iki buçuk yıl boyunca aynı şansla yönetilemez.

Artık Ünlüce’nin hikâyesi “nasıl başkan olduğu” üzerinden değil, başkanlık makamında nasıl bir yöneticiye dönüştüğü üzerinden okunmalı.

Ve belki de Eskişehir’de önümüzdeki dönemin asıl siyasi sorusu da bu olacak:

Ayşe Ünlüce bu fırsatı, kendisine ait bir siyasi hikâyeye nasıl dönüştürecek?

Bugünkü icraatlara bakıldığında, bu sorunun cevabı henüz tamamlanmış değil, hikaye devam ediyor.