Benim bile gücüme giden şeyler oluyor artık.

Son günlerde ESOGÜ Hastanesi üzerinden yaşanan tartışmaya biraz daha yakından bakınca, meselenin yalnızca “güçlendirme mi, yeni hastane mi?” sorusundan ibaret olmadığı görülüyor. Asıl dikkat çekici olan, bu tartışmanın siyasi ayağında kimin konuştuğu kadar kimin konuşmadığı.

İbrahim Arslan’ın peş peşe yaptığı açıklamalar ve TBMM’ye taşıdığı sorular, Rektör Prof. Dr. Emine Gümüşsoy’u doğrudan yanıt vermek durumunda bıraktı. Arslan, güçlendirme projesinin neden ilerlemediğini, yeni hastanenin yatırım programındaki durumunu, kaynak ve takvim meselesini sorguladı.

Bir rektör neden siyasi tartışmanın ortasında bırakılır? Siyaseten kimse neden yanında değil anlamış değilim.

Burada önemli bir ayrıntı var.

Prof. Dr. Emine Gümüşsoy, üniversitenin rektörü olarak teknik ve kurumsal bir mesele hakkında açıklama yapmak zorunda kalabilir. Ancak konu birkaç gün içerisinde siyasi bir tartışmaya dönüştüğünde, insan ister istemez şu soruyu soruyor:

Bu tartışmada iktidarın Eskişehir’deki siyasi temsilcileri nerede?

Kamuoyuna yansıyan son süreçte tartışmanın karşı tarafında en görünür isim İbrahim Arslan oldu.

Bakın yine şehirde en çok ses yükselten vekil İbrahim Arslan.

Değil diyen varsa çıksın.

Arslan sorular sordu, geçmişte verilen soru önergelerini hatırlattı, yeni soru önergeleriyle konuyu Ankara’ya taşıdı.

Her zamanki gibi.

Buna karşılık AK Parti İl Başkanlığı ve AK Parti Eskişehir milletvekillerinin, üniversite yönetiminin açıklamalarının arkasında duran, kamuoyunun sorularını doğrudan yanıtlayan güçlü ve ortak bir açıklaması henüz aynı ölçüde görünür olmadı.

Ne yapsın Emine hoca işi gücü bırakıp bir tek bu meselelere mi cevap versin.

Dahası son dönemde duyumlarımıza göre başka bir konuda rektör hocaya siyasi destek şöyle dursun kadro değişiklikleri konusunda ciddi siyasi baskı olduğu yönünde. Ne zor işlermiş bu işler gerçekten karşıdan bakınca bile geriliyor insan.

Anlaşılan o ki siyasilerimiz böyle büyük proje işlerle uğraşmaktan ziyade kendi referans siyasi kadrolarının üniversite içine yerleştirme konularına daha fazla ilgi gösteriyorlar.

Öyle tuhaf ve can sıkıcı ki mesele Emine Gümüşsoy’un şahsını aşan bir noktaya geliyor.

Siyaset bazen konuşmak kadar sahip çıkmayı da gerektirir. Efendim sormadan edemeyeceğim. İnsanın aklına, atlanmış, kaçırılmış, kamuoyunu aylarca meşgul etmiş ve asla enerjisini kaybetmediği, sonuç olarak da beyanen özelleştirme kapsamından çıkarıldığı söylenen hastane arazileri geliyor.

O süreç o kadar sıkıntılıydı ki siyasetçiler de bu benzer konuya belli ki çok müdahil olamıyor.

İmtina ediyorlar.

Ama olmamalı..

Prof Dr. Emine Gümüşsoy yalnız bırakılmamalı.

Bir üniversite rektörü, şehrin en önemli sağlık yatırımlarından biri hakkında açıklama yapıyorsa ve ardından bu açıklamalar siyasi tartışmanın konusu haline geliyorsa, rektörün tek başına bırakılması doğru bir görüntü oluşturmaz.

Üstelik konu sıradan bir yatırım değil.

ESOGÜ Hastanesi, yalnızca üniversitenin değil, Eskişehir’in sağlık altyapısının en önemli parçalarından biri. Deprem güvenliği, güçlendirme, yeni hastane, yatırım programı ve finansman gibi başlıkların her biri doğrudan kamu yararıyla ilgili.

Çünkü Ankara’da yatırım programına girecek, kaynağı bulunacak, Bakanlıklar ve Cumhurbaşkanlığı nezdinde takip edilecek bir projeden söz ediyoruz.

Emine Gümüşsoy yalnız mı bırakıldı?

Bugün kamuoyunda oluşan görüntü şu:

Bir tarafta sorularını arka arkaya yönelten ve konuyu meclis gündemine taşıyan bir milletvekili…

Diğer tarafta ise bu sorulara büyük ölçüde kendi açıklamalarıyla cevap vermek durumunda kalan bir rektör.

Hatta bir de son duyumlarıma göre üniversite içerisindeki atama savaşları ile de uğraştırıyorlar.

Yazıktır yahu.

Oysa burada beklenen, tartışmanın kişiselleştirilmesi değil; Eskişehir’in sağlık yatırımı konusunda ortak bir siyasi ve kurumsal iradenin ortaya konulmasıdır.

AK Parti’nin il başkanı ve milletvekilleri, üniversite yönetiminin açıklamalarına katılıyorlarsa bunu açıkça ortaya koyabilirler. “Biz varız” diyerek Sayın Arslan’dan önce soluğu Ankara’da almalılar.

Katılmadıkları noktalar varsa onları da açıkça söyleyebilirler.

Ama sessizlik olduğunda ortaya başka bir görüntü çıkıyor:

Bakın ben yine AK Parti cenahının başka bir konuda da sessizliğini kayıtsızlığını yazıyorum.

Ben yahu ben..

Rektör kendi açıklamasını savunmak zorunda kalıyor, siyasi iktidarın yerel temsilcileri ise tartışmanın dışında kalıyor.

Nasıl susayım ki yani nasıl kaleme almayayım.

Ben bari bana düşeni yapayım.

Bu görüntünün Emine Gümüşsoy açısından da AK Parti açısından da sorgulanması gerekir.

Çünkü siyasi sorumluluk yalnızca seçim dönemlerinde ortaya çıkmak değildir. Şehrin büyük yatırımları tartışılırken de siyasi temsilcilerin sahada olması, Ankara’daki süreçleri anlatması ve gerektiğinde kendi bürokratlarının ya da kurumlarının arkasında durması beklenir.

Son söz

İbrahim Arslan’ın eleştirileri elbette yanıtlanabilir, eleştirilebilir veya farklı bir perspektifle değerlendirilebilir.

Fakat bu tartışmanın asıl kazananı ya da kaybedeni üzerinden değil, Eskişehir’in yıllardır beklediği hastane yatırımının nasıl sonuçlandırılacağı üzerinden okunması gerekiyor.

Birileri bu kitabı henüz raflardan almadı eli varmıyor.