Geçtiğimiz günlerde Eskişehir’de 75 anne ve bebek, Dede Korkut Parkı’ndan izinsiz etkinlik yaptıkları gerekçesiyle çıkarıldı.

Evet, yanlış okumadınız.

Anne ve bebekler parktan çıkarıldı!

Öyle bir noktaya geldik ki bu ülkede, toplumun belki de en masum kesimlerinden olan anneler ve bebekleri bile siyasi tartışmaların konusu hâline geliyor.

Bir grup annenin bebeğiyle bir araya gelmesi dahi şüpheyle karşılanabiliyor.

Gerçekten skandal denilebilecek bir olay.

Annelerden ve bebeklerinden ne istiyorsunuz?

Üstelik bu, Eskişehir’de ilk kez yaşanmıyor.

2022 yılında da kadınların Dede Korkut Parkı’nda yoga yapmalarına izin verilmemiş, kadınlar aynı parktan gönderilmişti.

O günlerde de benzer tartışmalar yaşanmıştı.

Bugün yaşananlara baktığımızda ise tartışmanın yalnızca AK Parti İl Başkanı Gürhan Albayrak üzerinden yürütülmesinin eksik kaldığını görüyoruz.

Çünkü bu meselenin geçmişinde dönemin AK Parti Eskişehir Milletvekili Nabi Avcı da var.

Hatırlayalım…

2022 yılında yoga yasağı tartışılırken Nabi Avcı, parkta çeşitli sportif ve sosyal faaliyetlerin yapıldığını anlatmış; yoga yapmanın, yürümenin, koşmanın ve bisiklete binmenin serbest olduğunu söylemişti. Ancak toplu etkinlikler söz konusu olduğunda işin değiştiğini de ifade etmişti.

Avcı’nın açıklamasına göre, bir dernek, kamu kuruluşu ya da başka bir grup parkta toplu bir etkinlik düzenlemek istediğinde Türk Dünyası Vakfı’na bilgi vermesi ve izin alması gerekiyordu.

Yani mesele yalnızca o gün birilerinin aldığı karardan ibaret değildi. Parkta düzenlenecek organizasyonları izne bağlayan bir uygulama söz konusuydu.

Peki, bugün 75 anne ve bebeğin parktan çıkarılmasıyla sonuçlanan tartışmayı değerlendirirken bu geçmişi nasıl görmezden gelebiliriz?

Nabi Avcı, bugün yaşananların geçmişindeki bu uygulama anlayışının siyasi sorumluluğundan muaf tutulamaz.

Elbette bir parkta toplu etkinlik düzenlenirken güvenlik ve kamu düzeni gözetilebilir. Ancak kamuya açık alanlar, insanların bir araya gelmesini zorlaştırmak için değil, toplumun tamamının yararlanabilmesi için vardır.

İzin prosedürleri de bu amaca hizmet etmelidir.

Bir parkta annelerin bebekleriyle buluşması, kadınların yoga yapması ya da vatandaşların bir etkinlik düzenlemesi neden bu kadar karmaşık bir meseleye dönüşüyor?

Daha da önemlisi kurallar herkese eşit mi uygulanıyor?

İşte asıl sorgulanması gereken budur.

Gelelim Gürhan Albayrak’a…

Elbette onun da sorumluluğu var.

AK Parti’nin etkinliklerini bu parkta düzenleyen Albayrak’ın, kamuoyunun gündemine gelen bu olay hakkında açıklama yapması ve uygulamanın hangi gerekçeyle gerçekleştirildiğini “daha ayrıntılı” anlatması gerekiyor.

Ancak bütün faturayı Albayrak’a keserek meselenin geçmişini görmezden gelmek de doğru değil.

Bugün yaşananların arkasındaki uygulamaları, bu uygulamaların hangi anlayışla oluşturulduğunu ve nasıl sürdürüldüğünü de konuşmak zorundayız.

Bu nedenle Nabi Avcı’ya da sorularımız var.

Dede Korkut Parkı’nda etkinlikleri izne bağlayan bu anlayışın amacı neydi?

Bu izin mekanizması nasıl işliyor?

Aynı parkta AK Parti etkinlikleri yapılırken diğer gruplara da aynı ölçütler mi uygulanıyor?

Ve en önemlisi…

Bir parkta annelerin bebekleriyle bir araya gelmesi neden sorun hâline geliyor?

AK Parti’nin bu tür olaylarla gündeme gelmesine artık şaşırmıyoruz.

Ancak şaşırmamaya alışmak, yaşananları normal kabul etmek anlamına gelmemeli.

Düşünün, bir grup anne bebekleriyle bir araya geliyor ve kendilerini parkın dışında buluyor.

İnsanların ortak kullanımına açık bir alan, izin tartışmalarının gölgesinde kalıyor. Üstelik bütün bunlar, çocukların ve annelerin bile siyasi şüphelerin konusu hâline getirildiği bir atmosferde yaşanıyor.

İşin en acı tarafı da bu zaten.

İnsanlar sırf bir etkinlik düzenledikleri için kendilerine nasıl davranılacağını düşünmek zorunda kalmamalı.

Kamusal alanlar, siyasi aidiyetine göre kimine açık, kimine kapalı hissi veren mekânlara dönüşmemeli.

Belki de AK Partiliyiz deselerdi, bu anneler de böyle bir sorunla karşılaşmayacaklardı.

Elbette bu bir ironi; ama yaşananlar, kamuya açık alanların kullanımı konusunda neden böyle bir eşitsizlik şüphesinin doğduğunu sorgulamamızı gerektiriyor.

Şimdi yeniden başa dönelim.

Gürhan Albayrak’ın sorumluluğunu konuşalım elbette.

Ancak Nabi Avcı’yı da bu tartışmanın dışında tutmayalım.

Çünkü mesele yalnızca 75 anne ve bebeğin parktan çıkarılması değil.

Mesele, insanların ortak kullanımına açık alanların hangi anlayışla yönetildiği ve bu anlayışın kimlerin hayatını zorlaştırdığıdır.

Nabi Avcı’nın geçmişteki açıklamalarını hatırlamak yetmez; bugün yaşananlar karşısında bu uygulamaların nasıl sonuçlar doğurduğuna ilişkin de hesap sorulmalıdır.

Sayın Nabi Avcı, bir zamanlar etkinlikleri izne bağlayan düzeni anlatıyordunuz. Bugün 75 anne ve bebek parktan çıkarılıyor.

Şimdi soruyoruz:

Bu mu kamu yönetimi, bu mu kamusal alan anlayışı?

Bir ülkede anneler bebekleriyle bir parkta rahatça bir araya gelemiyorsa, orada sorun annelerde değil, o parkı yönetme anlayışındadır.

Ve unutmayın.

Parklar iktidarların değil, halkındır.