Eskişehir siyasetinde bir dönem kapandı, başka bir dönem açıldı.
Bunun en net göstergelerinden biri de Odunpazarı’ndaki kongre süreci oldu.
Üç oy...
Evet, sadece üç oy.
Cevahir Çalıkuşu’nun Rahmi Çınar’ı geride bıraktığı yarış aslında yalnızca bir ilçe başkanlığı seçimi değildi.
Sandığın bir tarafında Çalıkuşu, diğer tarafında Çınar vardı.
Fakat herkes gerçeği biliyordu.
Bir tarafta Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce...
Diğer tarafta Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt...
Dolayısıyla sandıktan çıkan sonuç, Eskişehir siyasetindeki dengeler açısından da dikkat çekiciydi.
Fakat benim asıl dikkatimi çeken bundan daha başka bir şey.
Ayşe Ünlüce ile Yılmaz Büyükerşen arasındaki siyaset yapma biçimi.
Çünkü ikisi aynı koltukta oturdu.
Ama aynı siyaseti yapmıyorlar.
Yılmaz Büyükerşen’in Eskişehir siyasetindeki etkisini anlatmaya gerek yok.
25 yıl boyunca Büyükşehir Belediye Başkanlığı yaptı.
Sadece belediye başkanlığı yapmadı.
Eskişehir siyasetinde ciddi bir ağırlık oluşturdu.
Fakat ilginç olan şuydu:
Büyükerşen’in siyasi etkisi çoğu zaman kendi görüntüsünden daha büyüktü.
Bir kongrede taraf olsa bile bunu herkesin gözüne sokmazdı.
Bir ismi desteklese bile o ismi sahnede kendisiyle birlikte yürütmezdi.
Kendi danışmanını, bürokratını, özel kalemini siyasi kavganın ortasına bırakmazdı.
En azından benim gördüğüm Büyükerşen siyasetinde böyleydi.
Burhan Çelikoğlu yıllarca Özel Kalem Müdürlüğü yaptı.
Recai Erdir yıllarca görev yaptı.
Daha birçok bürokrat vardı.
Ama bunların siyasi yarışların tam ortasında bu kadar görünür olduğunu hatırlamıyorum.
Çünkü Büyükerşen’in siyasetinde bir sınır vardı:
Bürokrat bürokratlığını bilecek, siyaseti siyasetçi yapacaktı.
Ayşe Ünlüce ise başka bir yöntem izliyor.
Daha görünür.
Daha açık.
Daha doğrudan.
Odunpazarı kongresi de bunun en güzel örneklerinden biri.
Ünlüce’nin Çalukuşu’na desteği kamuoyundan gizlenmedi.
Hatta bu destek, kongrenin iki tarafı arasındaki tartışmanın da bir parçası haline geldi.
Şimdi burada insan ister istemez soruyor:
Büyükerşen neden böyle yapmıyordu da Ünlüce neden böyle yapıyor?
Cevabı bence basit:
Çünkü iki farklı siyaset anlayışı var.
Büyükerşen daha kontrollüydü.
Ünlüce daha açık.
Büyükerşen siyasetçiyi öne çıkarırdı.
Ünlüce’nin çevresindeki bazı isimler ise artık siyasi alanda daha görünür.
Ve mesele tam da burada başlıyor.
Bu noktada Ayhan Kavas’ın yeniden görünür hale gelmesi ayrıca tartışılması gereken bir konu.
Çünkü Kavas’ın siyasi geçmişi ve Eskişehir siyasetindeki konumu herkes tarafından aynı şekilde okunmuyor.
Benim açımdan asıl mesele, Kavas’ın yeniden hangi pozisyonda ve hangi siyasi denklem içerisinde öne çıktığı.
Çünkü siyaset yalnızca bugün kimin yanında durduğunuzla ilgili değildir.
Dün nerede durduğunuz da önemlidir.
Kiminle yürüdünüz?
Kiminle yollarınız ayrıldı?
Hangi siyasi hesaplaşmaların içinde yer aldınız?
Ve bugün yeniden hangi safta görünüyorsunuz?
Bunların tamamı akıllarda duruyor.
Kavas açısından da tartışılması gereken nokta budur.
Bugün yeniden görünür hale gelmek elbette herkesin hakkıdır.
Ancak görünürlük beraberinde sorumluluk da getirir.
Geçmişte yaşanan siyasi tartışmaların üzeri sadece zaman geçti diye kapanmaz.
Hele ki yeniden aynı siyasi denklem içerisinde yer alıyorsanız...
Geçmişiniz de sizinle birlikte masaya oturur.
Bu nedenle Kavas’ın bugünkü konumunu değerlendirirken yalnızca bugünkü görüntüsüne değil, geçmişteki siyasi tutumlarına da bakmak gerekir.
Bana göre Büyükerşen’in en önemli siyasi özelliklerinden biri mesafe koyabilmesiydi.
Silip atmayı da biliyordu.
Herkesi yanına almıyordu.
Herkese aynı kapıyı açmıyordu.
Kendisinden bağımsız hareket edebilecek isimlerle arasındaki sınırı net çiziyordu.
Önlemini alıyordu.
Belki sertti.
Belki zaman zaman fazla kontrollüydü.
Ama siyasi açıdan ne yaptığını biliyordu.
Kimin ne zaman yanında duracağını, kimin ne zaman sorun çıkarabileceğini hesap ediyordu.
Bugünden bakıldığında bunun önemli bir siyasi tecrübe olduğu söylenebilir.
Ünlüce ise daha geniş bir çevreyle hareket ediyor.
Daha fazla insanı sisteme dahil ediyor.
Daha fazla isme alan açıyor.
Birbirleriyle siyasi görüşleri, kişisel ilişkileri veya geçmişte yaşadıkları anlaşmazlıkları farklı olan insanları aynı siyasi zeminde buluşturuyor.
Bu kısa vadede hareket alanını genişletebilir.
Ama uzun vadede riskleri de beraberinde getirir.
Çünkü herkesin hesabı aynı değildir.
Herkesin hedefi aynı değildir.
Herkesin sadakati de aynı değildir.
Peki Ünlüce Büyükerşen'in hatasını mı yapıyor?
Hayır.
Bence mesele “doğru” ya da “yanlış” demekten çok daha farklı.
Ünlüce kendi siyasetini kuruyor.
Büyükerşen’in gölgesinden çıkmak istiyorsa zaten bunu yapmak zorunda.
Ancak kendi siyasetini kurarken geçmişten gelen isimlere ne kadar alan açacağı önemli.
Çünkü geçmişte Büyükerşen’in uzak tuttuğu bazı isimleri bugün yeniden merkeze almak, ister istemez şu soruyu beraberinde getiriyor:
Büyükerşen bu isimleri neden uzak tuttu?
Gerçekten siyasi olarak mı istemedi?
Zamanı mı değildi?
Yoksa siyasi sadakat ve güven konusunda farklı bir değerlendirme mi yaptı?
Bunu elbette Büyükerşen’in kendisi dışında hiç kimse kesin olarak bilemez.
Ama şurası kesin:
25 yıllık bir siyasi tecrübenin bütün tercihlerini tesadüf olarak görmek de mümkün değil.
Büyükerşen birçok ismi yanında tuttu.
Birçok ismi ise uzak tuttu.
Ve bunu yaparken kendi siyasi düzenini korudu.
Bugün o düzenin yerinde yeni bir anlayış oluşuyor.
Ayşe Ünlüce kendi kadrosunu kuruyor.
Kendi ilişkilerini geliştiriyor.
Kendi siyasi yolunu çiziyor.
Bu doğal.
Ama o yolun üzerinde Büyükerşen’in yıllar boyunca koyduğu siyasi sınırların da bir anlamı var.
Büyükerşen’in siyaseten yok ettiklerini Ayşe Ünlüce yeniden var ediyor.
Yeniden can veriyor.
Sadece Kavas da değil…
Erman Gölet de bunun bir diğer örneği…
Sonuçta…
Büyükerşen’in siyaseti kusursuz muydu?
Elbette değildi.
Ama bir özelliği vardı:
Kiminle yürüyeceğini seçiyordu.
Kime güveneceğini hesaplıyordu.
Kime mesafe koyacağını biliyordu.
Ve en önemlisi siyasi hesabı sadece bugüne göre yapmıyordu.
Ayşe Ünlüce’nin önündeki en büyük sınav da belki tam burada.
Kendi siyasetini kurarken sadece bugünün alkışına değil, yarının hesabına da bakmak.
Çünkü bugün yanında duran herkes yarın aynı yerde durmayabilir.
Bugün sizi güçlendiren bir isim, yarın siyasi yükünüz haline gelebilir.
Bugün size destek veren bir çevre, yarın kendi hesabını yapabilir.
Ayhan Kavas dahil, yeniden siyaset sahnesinde görünür hale gelen herkes için ölçü aynı olmalı…
Geçmişte ne yaptığı, bugün ne söylediği ve yarın ne yapacağı.
İşte siyasette tecrübe tam da burada devreye giriyor.
Büyükerşen’in yıllarca yaptığı da buydu.
İnsanları sadece bugünkü davranışlarıyla değil, siyasi geçmişleri ve gelecekte yaratabilecekleri sonuçlarla değerlendirmek.
Ayşe Ünlüce ise şimdi kendi dönemini yazıyor.
Büyükerşen’in döneminin kapanmış olması, onun siyasi tecrübesinin değersizleştiği anlamına gelmiyor.
Tam tersine...
Ünlüce’nin önündeki en büyük siyasi derslerden biri, Büyükerşen’in 25 yılda kimleri yanına aldığı kadar, kimleri neden uzağında tuttuğuna bakmak olabilir.
Çünkü siyaset bazen yanınıza aldıklarınızla değil, yanınıza almadıklarınızla kazanılır.