Siyasette eleştiri olur.
Tartışma olur.
Kavga da olur.
Ama tehdit dili siyasetin bir parçası değildir.
Hele ki bu sözler bir siyasi partinin il başkanı tarafından söyleniyorsa…
Vay ki ne vay!
CHP Eskişehir İl Başkanı Volkan Kılıç, Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç’a yönelik olarak, “Bir daha CHP ile ilgili bir kelime söylerse o sokağa çıkamaz” ve “onu sokağa çıkamayacak hale getiririm” şeklindeki ifadeler kullanıyor.
Şimdi Sayın Kılıç’a açıkça sormak gerekiyor:
Siz il başkanı mısınız yoksa insanlara hatta belediye başkanına il başkanlığı koltuğu üzerinden ayar veren kabadayı mı?
Bir belediye başkanı CHP’yi eleştirdi diye onu “sokağa çıkamaz hale getirmek” nasıl bir siyasi anlayışın ürünüdür?
Ahmet Ataç’ın söylediklerine katılmıyorsanız cevap verirsiniz.
Eleştirirsiniz.
Yanlış olduğunu düşündüğünüz noktaları anlatırsınız.
Varsa elinizde belge, çıkarır kamuoyunun önüne koyarsınız.
Ama “sokağa çıkamaz” demek neyin nesidir?
Daha da önemlisi, “belgeler var, o bilir” diyerek kamuoyuna üstü kapalı mesaj vermek hangi siyasi kültürün parçasıdır?
Gerçekten belge varsa açıklayın.
Gerçekten bir suç iddianız varsa savcılığa başvurun.
Gerçekten hukuka aykırı bir durum olduğunu düşünüyorsanız gereğini yapın.
Ama siyaseti imalar, tehditler ve gözdağı üzerinden yürütmeyin.
Çünkü böyle bir dil ne CHP’ye yakışır ne de Eskişehir siyasetine.
Üstelik Sayın Kılıç’ın yalnızca Ahmet Ataç’la ilgili sözleri değil, başka siyasi isimlere yönelik olduğu ileri sürülen sert ifadeler de kamuoyunda tartışılıyor.
Siyasi rakibe “hırsız” demek, bir belediye başkanına “sokağa çıkamaz” demek...
Bunlar siyaset yapmak değildir.
Bunlar siyasetin dilini zehirleyen ifadelerdir.
Siyasetçi söylediği sözün sorumluluğunu taşımalıdır.
Hele ki il başkanı makamında oturuyorsa...
Şimdi CHP yönetiminin önünde çok açık bir sınav var.
“Arınacağız” diyorsunuz.
Öyleyse arınmanın nereden başlayacağını da göstermek zorundasınız.
Arınmak, sadece geçmişteki hataları konuşmakla olmaz.
Arınmak, yeni bir siyasi dil kurmakla olur.
Arınmak; tehditten, gözdağından, imadan, hakaretten ve rakibini susturma anlayışından uzak durmakla olur.
Bir il başkanı çıkıp bir belediye başkanına, “Bir daha CHP hakkında konuşursa sokağa çıkamaz” diyorsa ve bu sözler kamuoyuna bu şekilde yansıyorsa, CHP yönetimi bunun karşısında sessiz kalamaz.
Kalmamalıdır.
Çünkü sessizlik, böyle bir üslubu onaylıyormuş görüntüsü yaratır.
CHP gerçekten değişmek istiyorsa…
CHP gerçekten arınmak istiyorsa…
CHP gerçekten yeni bir siyaset dili kurmak istiyorsa…
Önce kendi il başkanına bakmalıdır.
Burada mesele Volkan Kılıç’ın şahsı değildir.
Mesele, bir siyasi partinin il başkanının nasıl konuştuğu ve temsil ettiği makamın sorumluluğunu nasıl taşıdığıdır.
Bu nedenle CHP Genel Merkezi ve ilgili parti yönetimi artık topu taca atmamalıdır.
Sözler ortadadır.
İddialar ortadadır.
Kamuoyunun beklentisi de ortadadır.
Gereği yapılmalıdır.
Benim kanaatim açık:
Volkan Kılıç’ın kamuoyuna yansıyan bu sözleri ortadaysa, CHP Eskişehir İl Başkanlığı görevinden derhal alınmalıdır.
Çünkü bir siyasi partinin “arınacağız” demesi yetmez.
Arınmanın bedeli ve gereği varsa, onu kendi içinde de yerine getireceksin.
Bugün CHP'nin vereceği karar yalnızca Volkan Kılıç'la ilgili olmayacaktır.
Aynı zamanda CHP'nin nasıl bir siyaset istediğinin de göstergesi olacaktır.
Tehdit dili mi?
Yoksa demokratik siyaset mi?
Gözdağı mı?
Yoksa hukuk mu?
“Sokağa çıkamazsın” anlayışı mı?
Yoksa “Gel, aynı sokakta siyaset yapalım” anlayışı mı?
Tercih CHP yönetiminindir.
Ama benim söyleyeceğim çok net:
Arınacağız diyorsanız, arınmayı başkasından istemeyin.
Kendi kapınızın önünden başlayın.
Volkan Kılıç’ı görevden alın.
Çünkü CHP'nin ihtiyacı olan şey daha yüksek sesle konuşan yöneticiler değil;
daha sağduyulu, daha sorumlu ve demokrasiye daha fazla güvenen yöneticilerdir.
Şimdi söz CHP Genel Merkezinde.
Söz sizde.
Gereğini yapın.
Volkan Kılıç’ı görevden alın.
Çünkü gerçekten “arınacağız” diyorsanız, önce bu dili siyasetten arındırın.