Yeni Parti Odunpazarı İlçe ön seçimi daha uzun süre konuşulacak gibi görünüyor.

Kongrede Büyükşehir Belediyesi cephesine yönelik eleştirilerimi elbette yaptım.

Ancak meseleye tek taraflı bakmak da doğru değil.

Çünkü aslında yaşanan bir anlamda Büyükşehir Belediyesi ile Odunpazarı Belediyesi arasındaki siyasi mücadelenin kongre salonuna yansımasıydı.

İki taraf da birbirini başvurdukları yöntemler üzerinden eleştirdi.

Suçladı.

Kendi açısından haklı gerekçeler ortaya koydu.

Sonuçta sandık konuştu.

Cevahir Çalıkuşu Yazıcı, Rahmi Çınar’ı yalnızca 3 oy farkla geride bıraktı.

Peki…

Kazım Kurt neden kaybetti?

Ben bu kez meseleyi biraz farklı bir yerden okuyacağım.

Kuantumdan…

Dün bir arkadaşımdan eleştiri aldım.

“Özge artık siyaset yazıyor. Biz onu ne güzel kuantum, düşünce gücü yazarken seviyorduk. Okuyorduk. Siyaset bizi sıkıyor.”

İnce bir şekilde gülümsedim.

Çünkü o yazılarımın da okuyucusu vardı elbette ama siyaset yazılarım kadar okunmadığını biliyorum.

Belki de bu yüzden siyasete gerçekten yöneldim.

Madem öyle…

Bugün hem Kazım Kurt’un hem de Rahmi Çınar’ın neden kaybettiğini kuantum penceresinden yorumlayayım.

Malum evren yasalarını yorumlamayı severim.

Uygulamasam da…

Fazla hırs gücü tersine çevirebilir!

Siyasette hırs güzeldir.

İnsanı çalıştırır.

Mücadele ettirir.

Ayakta tutar.

Ama fazlası?

Hırstan kibre, kararlılıktan inada, mücadeleden güç savaşına dönüşebilir.

Ve insan bazen kazanmak için o kadar çok mücadele eder ki, aslında neyi kaybetmeye başladığını göremez.

Israr da böyledir.

Sadece siyasette değil, hayatın her alanında…

Bir konuda sürekli ısrar etmek, kısa vadede insana güç kazandırabilir.

Fakat zamanla o güç, karşı tarafta başka güçlerin birleşmesine de neden olabilir.

Bence kongrede biraz da bu yaşandı.

“Tek adam” algısı oluştuğu anda, karşı tarafta birbirinden farklı insanların aynı noktada buluşması mümkün hale geldi.

Kazım Kurt’un karşısında birleşenler, kendi içlerinde farklı düşünseler bile ortak bir noktada buluştular.

Ve birleşen güç, sandıkta kendisini gösterdi.

Üstelik sadece üç oyla…

Bu da siyasetin en önemli gerçeğini bir kez daha gösterdi:

Bazen büyük görünen güçler, çok küçük bir oy farkıyla dengelenebilir.

Öte yandan diğer konu inat…

Ben hayatta inat ettiğim çok şeyle sınandım.

Ve çoğunda kaybettim.

Belki buna kader dersiniz.

Belki karma…

Belki de sadece hayatın doğal dengesi.

Ama ben buna biraz da “evrenin hesabı” diyorum.

Geçmişte yaşadığımız bazı kırgınlıklar, haksızlıklar, vefasızlıklar ya da güç mücadeleleri bir şekilde hayatımızın başka bir noktasında karşımıza çıkabiliyor.

Adına karma da denilebilir.

Ve o karma insanı sınayabiliyor.

Ben vefaya çok önem veririm.

Vefayı yok ettiğim bir anda, bunun bir gün benim sınavım olabileceğini düşünürüm.

Tam da bu nedenle Yılmaz Büyükerşen ile Kazım Kurt arasındaki ilişkiyi de bu açıdan okumak mümkün.

Yılmaz Büyükerşen Kazım Kurt’un siyasi yolculuğunda önemli bir isimdi.

Onu bugün bulunduğu noktaya taşıyan süreçte önemli bir rolü oldu.

Ama “Hoca dönemi bitti” çıkışıyla başlayan süreç, belki de bize siyasetin değişmez kuralını hatırlattı:

Hiçbir dönem sonsuza kadar sürmez.

Hoca dönemi biter.

Kurt dönemi de bir gün biter.

Çünkü siyasette kişilerden daha büyük olan tek şey zamandır.

Anlayacağınız evren Kurt’u denedi.

Geçmişi önüne getirdi.

Peki ben neden kaybettim?

Gelelim kendime…

Çünkü bu hikâyenin bir ucunda ben de varım.

Bunu sürekli söylerim ama çoğu zaman uygulamam.

Bir şeyi çok istersin.

O kadar çok istersin ki…

Onu elde etmek için aylarca, yıllarca uğraşırsın.

Hırs yaparsın.

Beklersin.

Zorlarsın.

Yıpranırsın.

Yıpratırsın.

Ve…

Daha çok beklersin.

Ve olmayınca isyan edersin.

Oysa kuantum düşüncesinde en önemli meselelerden biri beklentinin kendisinin insanı hedefinden uzaklaştırmasıdır.

İstiyorsun.

Ama fazla istiyorsun.

Ve o istek, zamanla bağımlılığa dönüşüyor.

Hayatın bütün enerjisini “olmalı” düşüncesine bağlıyorsun.

Sonra bir gün…

Vazgeçiyorsun.

İşte tam o anda bir şey değişiyor.

Benim hikâyem de biraz böyle.

Rahmi Çınar’ı, tabiri caizse, devirmek için hınca hınç tek başıma mücadele ettim.

Çok istedim.

Çok uğraştım.

Belki de yıprandım.

Yıprattım.

Ama olmadı.

Ne zaman ki vazgeçtim…

Ne zaman ki “Olursa olur, olmazsa da hayat devam eder” dedim…

İşte o zaman başarı geldi.

Belki de hayatın en büyük ironisi burada.

Bazen kazanmanın önündeki en büyük engel, kazanmayı fazlasıyla istemektir.

Bu yüzden Kazım Kurt’un kongrede neden kaybettiğini yalnızca oy hesabıyla açıklamak bana eksik geliyor.

Üç oy…

Sadece üç oy.

Ama o üç oy, yılların siyasi dengelerini, ittifaklarını, kırgınlıklarını, hesaplarını ve beklentilerini görünür hale getirdi.

Belki de mesele Kazım Kurt’un güçsüz olması değildi.

Belki fazla gücün karşısında başka güçlerin birleşmesiydi.

Belki mesele Rahmi Çınar’ın kazanması da değildi.

Belki mesele, kaybetmek istemeyenlerin aynı yerde buluşmasıydı.

Ve belki de hayatın bize verdiği en büyük ders yine aynı…

Fazla tutunduğun şeyi hayat senden alabilir.

Çünkü bazen insanın kaybettiğini sandığı şey, aslında bırakmayı öğrenmesi gereken şeydir.

Ben bunu kendi hayatımda öğrendim.

Şimdi siyasette de görüyorum.

Vazgeçmek her zaman kaybetmek değildir.

Bazen vazgeçmek…

Kazanmanın başka adıdır.