AK Parti Tepebaşı Meclis Üyesi Mehmet Şimşek, sosyal medya hesabından şöyle bir paylaşım yaptı:

“Ya bir şey diyeceğim. Kimse kimseyi sevmiyor. Herkes herkesle samimi.”

Son zamanlarda benim de en çok takıldığım meselelerden biri bu.

Hatta çoğu zaman anlamlandıramadığım, zaman zaman da kendimi sorgulamama neden olan bir durum.

Mehmet Bey bu paylaşımı ne amaçla yaptı, bilmiyorum.

Acaba benim gördüklerimi görüyor da mı yazdı?

Yoksa tamamen anlık bir duygusallıkla mı paylaştı?

Onu da bilmiyorum.

Ama ben biraz irdelemek istiyorum.

Çünkü son günlerde çevrenizde olup bitenlere biraz dikkat ederseniz, aslında çok tanıdık bir tabloyla karşılaşıyorsunuz.

Bir dönem birbirlerine küfür edenler…

Birbirleri hakkında demediklerini bırakmayanlar…

Birbirlerinin kuyusunu kazanlar…

Bugün aynı masada oturuyor.

Aynı siyasi çatının altında omuz omuza yürüyor.

Ve herkes bunu son derece normal karşılıyor.

Birkaç kişiye bu durumu anlattım.

“Siyaset bu, Özge” dediler.

İşte o zaman anladım.

Ben siyasetçi değilim.

Çünkü benim bazı kurallarım var.

Belki gereğinden fazla katı.

Belki bu çağ için fazla naif.

Ama benim için güven bir kez kırıldı mı yeniden aynı hale gelmiyor.

Bir insan bir dönem bana küfür etmişse, arkamdan konuşmuşsa, bana zarar vermeye çalışmışsa; bugün siyasi dengeler değişti diye onunla aynı yolda yürüyemem.

Güvenemem.

Peki, siyaset adına yapılan her şey, geçmişi silmeye yeter mi?

Bir insanın dün söylediği sözler, bugün düşman ortak diye yok mu oluyor?

Dün birbirine “en ağır” sözleri söyleyen iki insan, bugün aynı fotoğraf karesinde gülümsediğinde, biz buna gerçekten “siyaset” deyip geçmeli miyiz?

Belki de sorun tam olarak burada.

Biz artık her şeyi normalleştiriyoruz.

Geçenlerde bir şey denedim.

“Artık herkese içimden geldiği gibi söyleyeceğim. Yazacağım. Bakalım ne olacak? Küsecekler mi?” dedim.

Küsen olmadı.

Aslında ben de küsmeyeceklerini biliyordum.

Çünkü artık küsmek bile bir değer olmaktan çıktı.

Eskiden küsmek bir tepkiydi.

Bir sınırdı.

“Bana bunu yapamazsın” demenin sessiz bir yoluydu.

Şimdi ise herkes herkesle iyi.

Herkes herkesle samimi.

Herkes herkesle dost.

Ama nedense kimse kimseye güvenmiyor.

Değerlerimiz aşındı.

Sınırlarımız ortadan kalktı.

Çıkarlarımız, ilkelerimizin önüne geçti.

Ve biz buna “siyaset” demeye başladık.

Belki de bu yüzden ben göze batıyorum.

Çünkü ben bir dönem bana küfür etmiş biriyle bugün hiçbir şey olmamış gibi aynı yolda yürüyemem.

Güvenemem.

O yüzden benim cephem geniştir.

Ama şunu da gönül rahatlığıyla söyleyebilirim:

Benim küs olduğum insanlara, siyaset adına birbirlerine her türlü kötülüğü yapan insanlar kadar zarar vermediğim gibi, onlardan da o kadar zarar görmedim.

Çünkü benim küslüğüm samimidir.

Kırgınlığım gerçektir.

Mesafem çıkar hesabıyla belirlenmez.

Belki de Mehmet Bey'in anlatmak istediği tam olarak buydu.

O yüzden dün paylaşımını alıntılayarak şöyle yazdım:

“Neyse ki Allah'tan beni herkes seviyor. Ve kimseyle samimi değilim.”

Çünkü ben laçka, sınırları olmayan ve tamamen çıkara dayalı ilişkiler yaşayacağıma, samimi küslükler yaşamayı tercih ederim.

En azından kimle neden mesafeli olduğumu bilirim.

Kiminle neden yürümediğimi bilirim.

Ve en önemlisi, kendime karşı dürüst kalırım.

Çünkü herkesle iyi geçinmek, gerçekten iyi olmak değildir.

Herkesle samimi olmak da herkese güvenmek değildir.

Bazen bir insanla küs kalabilmek, hâlâ bazı değerlerinizin olduğunu gösterir.

Benim derdim de tam olarak bu.

Ben herkesle barışık görünmektense, birkaç kişiyle gerçekten küs olmayı tercih ederim.

Çünkü bugün herkesin herkesle samimi olduğu bir yerde, mesafesini koruyabilmek belki de elde kalan son samimiyettir.

Ve galiba asıl mesele şu:

İnsanların birbirine küsmeyi bırakması değil; birbirine yaptıklarını unutup, hiçbir şey olmamış gibi yeniden yan yana gelebilmesi.

İşte ben buna siyaset demekte zorlanıyorum.

Çünkü bazı şeyler siyasetin değil, karakterin meselesidir.

Ve son olarak Mehmet Bey’in tespitine benim de küçük bir katkım olacak:

“Kimse kimseyi sevmiyor, herkes herkesle samimi” diyorsa Mehmet Bey, ben de bu tabloda kendime düşen görevi buldum.

Herkesle samimi olmayacağım.

Mehmet Bey tespit etti, ben de uygulamasını yapıyorum…
Herkes herkesle samimi olabilir…

Ben bari herkesle küs kalayım.