Gürhan Albayrak’ın en büyük sınavı, kendisini anlatmak değil, Eskişehir’e ne kattığını gösterebilmektir.

Elbette her il başkanının eleştirilecek yönleri olabilir. Hiç kimse bütün sorunları tek başına çözemez. Ancak mesele, sorunların tamamını çözmek değil; çözüm için ne kadar çaba gösterildiğini, hangi kapıların çalındığını ve hangi sonuçların alındığını ortaya koyabilmektir.

Eskişehir’in beklentileri belli.

Şehrin sağlık yatırımlarından ulaşımına, ekonomik gelişiminden merkezi yönetimle ilişkilerine kadar çözüm bekleyen pek çok başlığı var. Vatandaş, siyasi aktörlerin kaç açıklama yaptığını değil, kendi hayatında neyin değiştiğini görmek istiyor.

İşte tam da bu noktada, siyasi anlatımla somut icraat arasındaki fark önem kazanıyor.

Bir il başkanı sürekli gündemde olabilir. Açıklamalarıyla gazetelerde yer alabilir, toplantılarda konuşabilir, teşkilat ziyaretleri gerçekleştirebilir. Bunların hepsi siyasetin doğal parçalarıdır.

Ama bir gün dönüp şu soruyu sormak gerekir:

Bunca sözün karşılığında Eskişehir ne kazandı?

Bu soruya verilecek yanıt, siyasi başarının da başarısızlığın da ölçüsüdür.

Üstelik beklentiyi büyüten yalnızca görev makamı değildir. İktidar partisinin il başkanı olmak, beraberinde önemli bir imkân ve sorumluluk getirir. Ankara’ya erişim, bakanlıklarla temas ve kamu yatırımlarının takibi gibi alanlarda sonuç üretme beklentisi de bu nedenle yüksektir.

Yani kimse dönüp de Ak Parti etkinlik sahası olan Dede Korkut parkını ve Millet bahçesini Kazım Kurt’a soramaz zaten.

Sazova’yı da Albayrak a soramaz mesela..

Eskişehir artık sadece anlatılan projeleri dinlemek istemiyor. Takvim, sonuç ve hesap verebilirlik görmek istiyor. Bu kadar..

Nasıl Hatboyu projesi ile alakalı tarih verildi aynı şekilde..

Park ve parktan çıkarılan anneler bugünün mevzusu. Oysa tek bir başlıktan yola çıkarak değerlendirme yapılmaz.

Bir başka mesele de teşkilatın gücü…

İl başkanlığı, kişisel bir siyasi vitrin değildir.

Yani tüm değerlendirmeler Albayrak cümlesi ile başlar ama öyle devam etmez, etmemeli.

Bir teşkilatı yönetmek; kadrolara güvenmek, farklı görüşleri dinlemek ve ortak akılla hareket etmektir. Herkesi dinleyip dinliyor gibi yapıp, hatta danışmanlarını bile, yine de kendi bildiğini yapmak bazen alınabilecek en büyük risktir.

Siyaset yapıyorsanız risk ortak yük olmalı zira kimse kendi şahsını temsil etmiyor.

Bir il başkanının başarısı, yalnızca kendi görünürlüğüyle değil, çünkü mesele çok görünmek çok konuşmak da değil.

Siyasetin içini bu kadar kısır olgular ile doldurmamak lazım.

Aynı zamanda bir amacın arkasındaki teşkilatın ne kadar güçlü ve üretken olduğuyla da ölçülür.

Siyasette güven, sözle istenmez; davranışla kazanılır. O sözler seçim döneminde verilir malum seçim döneminde de değiliz.

Beklentiler karşılanmadığında ise hayal kırıklığı kendiliğinden büyür.

Sayın Albayrak şahsen benim de mutlaka il başkanı olması lazım dediğim hatta bizzat yüzüne de ifade ettiğim bir isimdir.

Diyelim ki bir kesim için hayal kırıklığı

İşte bu hayal kırıklığı her zaman yüksek sesle dile getirilmez.

Bazen bir seçmenin sessizliğinde, bazen bir teşkilat mensubunun isteksizliğinde, bazen de vatandaşın siyasete duyduğu mesafede kendini gösterir.

Çoğu zaman da kuytuda, kulaktan kulağa..

Kimse siyaset dedikodudan beslenemez demesin en önemli gıdası bilakis diyenler ve koyanlardan gelir.

Yeni düzen değil her zaman böyleydi.

Gürhan Albayrak için asıl tehlike de eleştirilmek değil, beklentilerin giderek azalmasıdır.

Eleştirilmeyen mi var?

Çünkü eleştiri, hâlâ bir şeylerin değişebileceğine dair umudun işareti olabilir. Beklentinin tükenmesi ise çok daha ağır bir tablodur.

Elbette bir siyasi yöneticiyi değerlendirirken hakkını teslim etmek, yapılan işleri görmezden gelmemek gerekir. Sayın Albayrak son yılların belki de en kreatif il başkanı.

Ancak yapılanlar kadar yapılmayanları da konuşabilmek, gazeteciliğin ve kamuoyu denetiminin gereğidir.

Kimse Gürhan Albayrak’tan mucize beklemiyor.

Eline sihirli bir değnek alsın da hokus pokus yapsın memleketin tüm meselelerini üç okuyup beş üfleyip halletsin de demiyor.

Çünkü siyaset, niyetlerin değil, neticelerin dünyasıdır.

Ne kadar cahil kanaatler oluştu inanılır gibi değil.

Muhatap aldığımız herkes desteklediğimiz, eleştirdiğimiz herkes düşmanımız addediliyor.

Bizler siyasetin laboratuvarı değiliz arkadaşlar..

Seçmen de hayal kırıklığı yaşar, teşkilat da, dün evet dediğini sorgular, bugün hayır dediğini..

Biz Türk toplumuyuz hele hayal kırıklıklarımızdan acılarımızdan beslenir öğreniriz.

Daha çocukken aha da şurada bir düşmüştüm der canımızın yandığı yeri biliriz.

Hele siyasette.. Seçenin de canı yanar, yeri gelir seçilenin de.

Albayrak ilk defa eleştiriliyormuş gibi feveran etmeye gerek yok..

Bence kendisi de sorgulamalı, ben nerede hata yapıyorum, kimlere kulak asıyorum, kimler ile yürüyorum ve yürümek zorunda kalıyorum.

Dahası bazen bir siyasetçi için en ağır eleştiri, rakiplerinin söyledikleri değil, kendisine umut bağlayanların eleştirisini almak olabilir.

O zaman işte o ümit bağlayanların neyi bekleyip neyi bulamadıklarını sorgulamalıdır..

Unutulmamalı ki siyaset, koltuğa oturmakla başlar ama koltuğun hakkını vermek siyasetin maharetidir.

Albayrak verdi mi veremedi mi bunu zaman gösterir.

Dünyada misafiriz yahu koltuk nedir güldürmeyin adamı.

Ama verilen umudu hayal kırıklığına dönüştürmemek, asıl siyasi maharettir.

Albayrak sadece ben eleştiriliyorum gardı ile dinlerse yine hata eder.

Anlamak için dinlemek lazım.

Bence bu konuda mahirdir diye düşünüyorum.

Ben hala ümit ediyorum. Hala…

Bence Albayrak da kesmesin,

KIYMETİ BİLİNMİYOR DİYE KIYMETSİZ OLMAZ İNSAN. O BİLMEYENİN KUSURUDUR..

Zaman en büyük öğreticidir.