Kıymetli dostlar aslında herkesin bildiği bir kavak ve kabak hikayesi vardır lakin ben şartlar ne olursa olsun bu kalemi edep çerçevesinden çıkarmak istemiyorum.
Gelin biz kavak ve çınar diyerek güzelleşelim ve aslında vermek istediğim mesaja odaklanalım,
KAVAK GİBİ YÜKSELMEK Mİ, ÇINAR GİBİ İZ BIRAKMAK MI?
Kimi siyasetçiler vardır, makamları büyüktür ama gölgeleri küçüktür. Kimi siyasetçiler de vardır; görevleri bittiğinde bile isimleri şehirlerinin hafızasında yaşamaya devam eder.
Kavak ağacının hikâyesini bilirsiniz…
Kavak hızlı büyür. Boyu kısa zamanda uzar, gövdesi yükselir, uzaktan bakıldığında heybetli görünür. Ama bir ağacın hikâyesini yalnızca boyuna bakarak değerlendiremezsiniz. Çünkü mesele ne kadar yükseldiğiniz değil, ne kadar kök saldığınız ve ardınızda ne bıraktığınızdır.
Siyasetin de kavakları vardır.
Göreve gelir gelmez görünür olmak isteyen, her yerde fotoğraf veren, her toplantıda konuşan, her açıklamada kendinden söz ettiren siyasetçiler…
Bir bakarsınız her yerdedirler. Mikrofon onlarda, kürsü onlarda, açıklama onlarda…
Peki ya icraat?
Peki ya vatandaşın derdi?
Peki ya teşkilatın beklentisi?
Peki ya şehrin yıllardır çözüm bekleyen meseleleri?
İşte tam bu noktada kavak hikâyesi, siyasetin önüne bir ayna koyar.
Çünkü siyaset, yalnızca yükselme sanatı değildir. Siyaset, yükselirken köklerini unutmama sanatıdır.
Tekrar edelim mi ,
“Köklerini unutmama sanatı”
“Dava düsturu”
Efsane olmak, herkesin adınızı bilmesi değildir. İnsanların sizi hangi meseleyle hatırladığıdır. Çok tehlikeli de bir çizgi.
Bir esnafın kapısını çaldığınızda sizi içtenlikle karşılamasıdır. Bir vatandaşın derdini anlattığında, karşısında yalnızca dinleyen değil, çözüm arayan birini bulmasıdır. Teşkilat mensubunun kendisini değersiz hissetmemesidir. Gençlerin siyasette kendilerine bir gelecek görebilmesidir.
Ve en önemlisi…
Bir şehirde sorun yaşandığında insanların, “Bunu kim çözecek?” sorusunun ardından il başkanının adını güvenle anabilmesidir.
İşte o zaman makam, bir unvan olmaktan çıkar; bir sorumluluğa dönüşür.
HER AĞAÇ BOYUYLA, HER SİYASETÇİ SÖZÜYLE ÖLÇÜLMEZ
Kavak hızlı büyüyebilir. Ancak siyasette hızlı yükselmekle kalıcı olmak aynı şey değildir.
Bugün alkışlanan bir siyasetçi, yarın unutulabilir. Bugün her kapıyı açabilen bir makam sahibi, görevden ayrıldığında aynı kapıların dışında kalabilir.
Çünkü makamın sağladığı imkânlarla kazanılan yakınlık başka, insanın şahsına duyulan güven başkadır.
Zira teşkilat dediğiniz yapı, bir kişinin gölgesinde bekleyen kalabalık değildir. Aynı hedef için emek veren insanların ortak gücüdür.
Çünkü gerçek liderlik, herkesin size bakmasını sağlamak değil; herkesin birlikte ileriye bakabilmesini sağlamaktır.
EFSANELER MAKAMDAYKEN DEĞİL, MAKAMDAN SONRA BELLİ OLUR
Siyasetin en büyük sınavı, insanın elinde güç varken nasıl davrandığıdır.
Her siyasetçiyi unutturmayan başlıklar illa ki vardır.
Kimleri dinlediği, kime kapısını açtığı, kimin hakkını teslim ettiği…
Bunların hepsi zamanla birikir.
İnsanlar kusursuz siyasetçi aramıyor. Samimiyet, gayret, ulaşılabilirlik ve sonuç görmek istiyor.
İşte bu nedenle siyaset, yalnızca bugünün alkışına göre yapılmaz. Yarın geriye dönüp bakıldığında hangi izlerin kaldığına göre anlam kazanır.
KAVAK OLMAK KOLAY, ÇINARLAŞMAK EMEK İSTER
Selam olsun Çınar olmuş Dündar Ünlü’ye..
Unutmayalım…
Kavak boyuyla dikkat çeker, çınar gölgesiyle hatırlanır.
Ama üzücü bir serzeniş ile tamamlayayım bugünün tahlilini,
Bizim siysetçilerimizin sağını solunu şaşırmaması için sağına sarımsak, soluna soğan bağlamak lazım..
Kavağa ve kabağa hatta çınara gelene kadar önce bunu hatırlatmak lazım..