Enteresan bir atmosferde siyaseti kolluyoruz.

Şeker fabrikasının şehri esir alan o kötü kokusundan asla geri kalmayan burnumuzu kapattıran hadiseler oluyor.

Ama birileri de çıkıyor ve adeta o kötü kokuyu elleri ile savuşturuyor.

Sakin olun Gürhan Albayrak’ı eleştirmiyorum yine..

Ama eminim faturanın dolaylı olarak yine kendi partisinin bakanı Nabi Avcı’ya kesilmesine Gürhan Albayrak da bozulmuştur.

Gelmiş geçmiş, işaret edilen kim olursa olsun bu partinin değeri..

Hele hele bakanlık yapmış Nabi Avcı,

Hele hele o parkın mihmandarı, vesile olanı Nabi Avcı.

Hadi SON KEZ bu konuyu işleyelim ve artık noktayı koyalım.

Sonra ne mi oldu?

Vallahi çok güzel şeyler oldu.

Bir parkın kapısından dönen anneler, bir başkanın kapısından umutla çıktı.

Bazı olaylar vardır; yaşandığı anda can sıkar, insanın içini burkar. Ama bazen o olumsuzluğu takip eden bir davranış, yaşananların bütün anlamını değiştirir. Çünkü mesele yalnızca ne yaşandığı değil, o yaşananın ardından nasıl bir tutum sergilendiğidir.

Yani Gürhan Albayrak da hemen o anneler ile kontak kurdu yeniden parka davet etti ama anneler kırılmıştı bir kere.

Bebekleriyle güzel bir gün geçirmek, birlikte hareket etmek ve dayanışmayı büyütmek isteyen anneler, kendilerini hiç beklemedikleri bir durumun içinde buldu. Üstelik çözüm bulunabilecekken yaşanan bu olay, doğal olarak kırgınlığa dönüştü.

Yahu bir görevlinin kendi kendine aldığı bir inisiyatif nerelere geldi.

Ne zorlama bir güzelleme yaptım. “İnisiyatif”

Sonra Ayşe Ünlüce devreye girdi ve hikâyenin yönü değişti.

Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ünlüce’nin anneleri ağırlaması, ilk bakışta sıradan bir nezaket davranışı gibi görülebilir. Oysa bazen bir yöneticinin yaptığı en anlamlı iş, büyük projeler açıklamak ya da uzun konuşmalar yapmak değil; kendisini dışlanmış hisseden insanlara kapısının açık olduğunu göstermektir.

Aksiyon almanın matematiği diye bir ders var mı?

Bence olmalı.

Bir yerde kapı yüzünüze kapanabilir; başka bir yerde aynı şehir size kollarını açabilir. Ünlüce’nin yaklaşımını anlamlı kılan da bu karşıtlıkta saklı.

Elbette annelerin yaşadığı mağduriyet, sonradan gerçekleşen bir buluşmayla tamamen ortadan kalkmış sayılmaz.

Kamuya açık alanların nasıl kullanılacağına ilişkin kurallar olabilir. Ancak kuralların uygulanmasıyla insanların incitilmesi arasında önemli bir fark var.

İyi yönetim, yalnızca kuralı hatırlatmak değil, sorunu insanları mağdur etmeden çözmenin yolunu da aramaktır. Çünkü maalesef geçtiğimiz yıllarda da aynı faul yapılmış arkadaşlar. Demek ki o hadise çabuk unutuldu. Ve arkasında tecrübe bırakmadan geçip gitti..

Ayşe Ünlüce’nin bu olay sonrasında sergilediği tutum, tam da bu noktadan okunmalı. İşine gelen okusun.

Çünkü bir belediye başkanının görevi yalnızca yollar, parklar, altyapı ve binalarla ilgilenmek değildir. Şehrin insanlarına kendilerini bu şehrin gerçek sahibi gibi hissettirmek de yerel yönetimin sorumluluğudur. Özellikle anneler ve çocuklar söz konusu olduğunda, kamusal alanların yalnızca fiziksel olarak değil, duygusal olarak da erişilebilir olması gerekir.

İçimdeki duygusal edebiyatçı tavan yaptı dokunmayın..

Ünlüce burada önemli bir ayrıntıyı yakalıyor: İnsanlar bazen kendileri için yapılan bir hizmetten çok, kendilerine gösterilen yaklaşımı hatırlar. Bakın bu siyasetin en hümanist tarafı.

Bir annenin yaşadığı kırgınlığı dinlemek, ona değer verildiğini hissettirmek, çocuklarıyla birlikte hoş karşılandığı bir ortam sunmak… Bunlar belki belediye bütçelerinde büyük kalemler oluşturmaz. Fakat şehirle insan arasındaki bağı güçlendirir.

Sahi partilerin kadın kolları yine anneler, bu mevzuda neden sadece seyirci kaldı bunu da kimse anlamadı.

Üstelik bu davranışın siyasi açıdan da bir karşılığı var. Çünkü siyaset, her olumsuzluğu kendi lehine çevirmeye çalışmak değildir.

Bazen başkasının yaptığı hatanın karşısında, kendi değerlerinizi davranışlarınızla gösterebilmektir.

Bunun için rakibi suçlamaktan, tartışmayı büyütmekten ya da olay üzerinden siyasi kazanç hesaplamaktan daha fazlası gerekir: İnsanları merkeze koymak.

Ünlüce’nin bu olayda öne çıkan yanı, tartışmanın taraflarından biri olmaktan çok, kendisini kırılmış hisseden insanlara bir buluşma zemini açmasıdır. Bu tutum, onun daha önce de öne çıkan sakin ve uzlaşmacı yönetim tarzıyla örtüşüyor.

Bir başka açıdan bakıldığında, yaşananlar Eskişehir için de küçük ama önemli bir sınav. Bir şehrin çağdaşlığı yalnızca kültür sanat etkinlikleriyle, üniversiteleriyle veya parklarının güzelliğiyle ölçülmez.

O şehirde bir annenin bebeğiyle kamusal alanda ne kadar rahat hareket edebildiğiyle, bir vatandaşın kendisini ne kadar eşit ve değerli hissettiğiyle de ölçülür.

Çünkü şehir dediğimiz şey, sadece binaların ve yolların toplamı değildir. Birbirimize nasıl davrandığımızın da toplamıdır.

Dede Korkut Parkı’nda başlayan olumsuzluğun ardından annelerin yüzünü güldüren bir buluşmanın gerçekleşmesi, bize basit ama kıymetli bir gerçeği hatırlatıyor: Kötü bir olayın ardından iyi bir şey yapmak, yaşananları silmez; fakat o olayın geride bırakacağı duyguyu değiştirebilir.

Belki de iyi yöneticiliğin en az konuşulan tarafı budur. Sorunları önlemek kadar, bir sorun yaşandığında insanlarda oluşan kırgınlığı giderebilmek… Bir kapı kapandığında başka bir kapıyı açabilmek… Ve bütün bunları büyük laflar etmeden yapabilmek. Gönül almak gibisi var mı…

Ayşe Ünlüce’nin bu olay üzerinden verdiği mesaj, bir siyasi polemikten daha kalıcı olabilir: İnsanları dışarıda bırakmak kolaydır; asıl maharet, onları yeniden şehrin içine davet edebilmektir. Yine mevzu döndü siyasi maharete geldi mi vallahi geldi..

Çünkü bazen bir şehrin yüzünü güldürmek için yeni bir park yapmak yetmez. O parkta kendine yer bulamayan insanlara, bu şehrin hâlâ onların da evi olduğunu hissettirmek gerekir.

Yani o kötü atmosferi Ayşe Ünlüce dağıttı..