Efendim solun merkezinde enteresan bir muhalefet anlayışı var.
Mutlak butlan sonrası çok bölünen Cumhuriyet Halk Partisi’nde kimileri yenilendik diyerek adeta tüm omurgayı aldı gitti ve Yeni Parti’yi kurdu, kimileri yani aslında çok da azı, bağımsızız kardeşim dedi, çoğunluğu AK Parti’ye geçerken de geriye kalan halkçı partide aslında hepsinden yeni bir siyaset anlayışı gelişti.
Biz de alışmaya çalışıyoruz lakin siyaset anlayışı çok farklı.
Volkan Enver Kılıç’ın muhalefet etme enerjisi tamamen yine kendilerinden ayrılan yıllarca beraber yol yürüdükleri omuz omuza siyaset yaptıkları yol arkadaşları…
Kılıç’ın sorusu dönüp kendisine çarpıyor: Madem yıllardır bunları biliyordunuz,
O hâlde önce geçmişi anlatın!
Siyasette hesap sormak cesaret ister. Görülüyor ki sizde de bu cesaret var.
Ama o hesabı sorarken kendi siyasi geçmişinizi de tartışmaya açtığınızı fark etmek gerekir.
Madem yıllardır para aktarılıyor, o yılların siyasi sorumluluğunu kimler taşıyordu?
Kılıç, belediyelerden Halk TV’ye yıllardır para aktarıldığını öne sürüyor ve İbrahim Arslan’a sert sözlerle meydan okuyor. Hepimiz artık şaşırmadan takip ediyoruz.
Peki, bu iddialar doğruysa, söz konusu ödemeler hangi yıllarda yapıldı? Hangi belediyelerden, hangi gerekçelerle ve hangi sözleşmeler kapsamında para aktarıldı?
Bunlar cevaplanması gereken sorular. Ancak bir başka gerçek daha var: YENİ Parti henüz bir yıllık bile değil!
Çok yeni…
Öyleyse yıllara yayıldığı ileri sürülen bir mali ilişkinin bütün siyasi sorumluluğunu yeni kurulmuş bir partinin üzerine yıkmak ne kadar tutarlı?
Geçmiş yılları kapsayan iddiaları, yalnızca bugünkü siyasi rakip üzerinden tartışmak, meselenin bütününü görmezden gelmek değil midir?
Bu zamana kadar neden sustunuz demezler mi ?
Peki, o yıllarda CHP neredeydi?
İşte tartışmanın en dikkat çekici noktası burada(!)
Volkan Enver Kılıç bugün CHP Eskişehir İl Başkanı. Dolayısıyla “yıllardır” ifadesiyle tarif edilen süreç, ister istemez CHP’nin geçmişini ve bugünkü siyasi sorumluluğunu da tartışmaya açıyor.
Elbette Kılıç’ın il başkanı olması, herhangi bir usulsüzlüğün kanıtı değildir. Kimse hakkında belgesiz bir suçlama yöneltilemez. Ancak geçmiş yıllara uzanan iddialar ortaya atıldığında, o yılların hangi siyasi ve kurumsal yapıları kapsadığını sormak da son derece doğaldır.
Ee soruyoruz o zaman efendim…
Kılıç, İbrahim Arslan’dan hesap sorarken kendi siyasi sorumluluk alanına yöneltilecek soruları da göze almalıdır.
Burada mesele, Kılıç’ı suçlamak değil; ortaya attığı iddiaların mantıksal sonuçlarını sorgulamaktır. Eğer ortada yıllardır devam eden bir para aktarımı varsa, bunun başlangıç tarihi, tarafları ve kapsamı açıklanmalıdır. İddialar belgelerle desteklenmeli, ilgili kurumların kayıtları incelenmeli ve kamuoyu somut bilgilerle aydınlatılmalıdır.
Aksi hâlde “yıllardır” gibi geniş bir zaman dilimini işaret edip tartışmanın bütün yükünü henüz bir yıllık bile olmayan bir partiye bırakmak, cevaplanması gereken soruları ortadan kaldırmaz.
Hakaret değil, belge konuşsun!
Kılıç’ın “Kim dürüstmüş, kim alçakmış görelim” çıkışı, tartışmanın tonunu sertleştirebilir. Ancak sert sözler, iddiaların doğruluğunu kanıtlamaz.
Siyasette hesap sormak elbette meşrudur. Kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığını sorgulamak da siyasetçilerin ve vatandaşların hakkıdır. Fakat bu hakkın gerçek karşılığı, rakibe ağır sözler söylemek değil, somut sorulara somut cevaplar vermektir.
İbrahim Arslan’ın açıklaması gereken hususlar varsa açıklasın. İddialar doğruysa gereği yapılsın; yanlışsa kamuoyu bilgilendirilsin. Ancak aynı şeffaflık ölçüsü, iddiaların kapsadığı bütün dönemler ve bütün siyasi aktörler için geçerli olmalı..
Çünkü kamuoyu, siyasetçilerin birbirlerine hangi sıfatları yakıştırdığından çok, kamu kaynaklarının nereye ve hangi gerekçeyle harcandığını bilmek istiyor.
Asıl mesele, aynı sorulara herkesin cevap verebilmesi
Kılıç’ın açıklamasıyla ortaya çıkan temel bir çelişki masaya kondu.
Neredeyse her gün de kendileri bunu işaret ediyor.
Bir yandan yıllardır devam ettiği öne sürülen bir ilişkiden söz ediliyor, diğer yandan henüz bir yıllık bile olmayan bir siyasi parti hedef alınıyor.
Yıllardır süren bir ilişkiden söz ediyorsanız, yalnızca bugünkü muhatabınızı değil, o yılların tamamını açıklamak zorundasınız.
İbrahim Arslan’a sorulan soruların cevabını belgeler belirleyecek. Ancak Kılıç’ın “yıllardır” vurgusu da kendisine başka sorular yöneltilmesine neden oluyor: Hangi yıllardan söz ediyoruz? Bu süreçte hangi kurumlar rol aldı? İddiaların dayanağı olan belgeler nerede?
Eskişehir kamuoyunun beklediği, cevaplar var ama ilk soru şu,
Efendim siz bu kılıcı yıllardır neden çekmediniz?