Eskişehir siyasetinde son günlerin en çok konuşulan başlıklarından biri, AK Parti’nin kentteki siyasi gücü oldu. Bir video ile başlayan tartışma, kısa sürede isimler üzerinden yürütülen bir polemiğe dönüştü. Oysa meselenin özünü anlamak için kimin ne söylediğinden çok, Eskişehir siyasetinin geçmişine ve bugünkü tablosuna bakmak gerekiyor.
Gazeteci Cüneyt Özdemir’in Brüksel’deki bir görüşmeyi aktarırken kullandığı ifadeler, Eskişehir’de yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. Söz konusu konuşmadaki kişinin AK Parti Eskişehir İl Başkanı Gürhan Albayrak olduğu öne sürüldü. Albayrak iddiayı reddetti. Özdemir de daha sonra yaptığı açıklamada bahsettiği ilin Eskişehir olmadığını belirtti. Böylece tartışmanın kişi ve şehir üzerinden yürütülen bölümü büyük ölçüde açıklığa kavuştu.
Ancak geriye daha önemli bir soru kaldı: AK Parti, Eskişehir’de gerçekten ne kadar güçlü?
Bu sorunun yanıtı, sosyal medyadaki tartışmalarda ya da siyasi aktörlerin birbirlerine yönelttiği eleştirilerde değil, sandıkta, yerel yönetimlerde ve kentin siyasi hafızasında aranmalı.
Tartışma bitti, asıl soru ortada kaldı
Öncelikle bir ayrım yapmak gerekiyor. Bir siyasetçinin belirli bir şehirde partisinin yeterince güçlü olmadığını düşünmesiyle o şehrin siyasi gerçekliğinin böyle olması aynı şey değil. Bu değerlendirmeyi kimin yaptığı da tek başına sonucu değiştirmiyor.
Dolayısıyla söz konusu açıklamanın Eskişehir’le ilgisinin bulunmadığının belirtilmesi, AK Parti’nin kentteki gücüne ilişkin tartışmayı kendiliğinden ortadan kaldırmıyor. Çünkü Eskişehir’in siyasi tablosu, tek bir kişinin sözlerinden bağımsız olarak da değerlendirilebilir.
AK Parti, Eskişehir’de varlığı tartışılabilecek bir siyasi hareket değil. Önemli bir seçmen kitlesine sahip, yerel yönetimlerde söz sahibi olduğu ilçeler bulunuyor ve seçimlerde ciddi oy oranlarına ulaşabiliyor. Ancak bir partinin güçlü olması, yalnızca aldığı oyla ölçülmez. Büyükşehir yönetimini kazanabilmesi, merkez ilçelerde seçmeni ikna edebilmesi, kent gündemini belirleyebilmesi ve siyasi rakipleri karşısında alternatif oluşturabilmesi de gerekir.
İşte tartışmanın düğümlendiği yer tam olarak burası.
AK Parti Eskişehir’de seçmensiz değil, etkisiz de değil. Fakat kentin siyasi dengelerini belirleyen ve özellikle büyükşehir siyasetinde rakiplerine üstünlük kuran bir parti olduğunu söylemek de kolay değil.
Gücün zirvede olduğu yıllar geride mi kaldı?
Eskişehir’de AK Parti’nin bugünkü konumunu değerlendirmek için geçmişe dönmek gerekiyor. Çünkü bu şehirde partinin daha etkili olduğu dönemler yaşandı.
Kemal Unakıtan’ın Maliye Bakanlığı yaptığı ve Eskişehir milletvekili olarak görev aldığı yıllar, bu açıdan önemli bir dönemdi. Murat Mercan’ın parti yönetimindeki konumu, Ankara ile Eskişehir arasındaki siyasi bağlantılar ve yerel yönetimlerdeki AK Parti kadroları, partinin kentteki ağırlığını artıran unsurlar arasındaydı.
Odunpazarı’nda Burhan Sakallı’nın, Tepebaşı’nda ise Tacettin Sarıoğlu’nun belediye başkanlığı yaptığı dönemlerde AK Parti, şehir siyasetinde daha görünür bir konumdaydı.
Ancak geçmişteki bu tabloyu bugüne taşırken bir noktayı gözden kaçırmamak gerekiyor: Yerel yönetimlerde elde edilen başarı, her seçimde aynı sonucu garanti etmiyor. Siyasi güç, bir kez kazanıldığında sonsuza kadar elde tutulan bir mevzi değil. Seçmen değişiyor, beklentiler farklılaşıyor, şehirlerin öncelikleri dönüşüyor. Dün etkili olan kadroların ve siyasi ilişkilerin bugün aynı sonucu üretmemesi de siyasetin doğasında var.
Büyükşehir neden hiç kazanılamadı?
AK Parti’nin geçmişte Eskişehir’de daha etkili olduğu dönemleri konuşurken, üzerinde özellikle durulması gereken bir gerçek var: Parti, yerel yönetimlerde belirli bir ağırlık kazanmasına rağmen Büyükşehir Belediyesi’ni alamadı.
Burada Yılmaz Büyükerşen’in siyasi etkisini görmezden gelmek mümkün değil.
Büyükerşen, Eskişehir’de yalnızca bir belediye başkanı değildi. Kentin dönüşümüyle özdeşleşen, şehirdeki değişim anlatısının merkezinde yer alan ve yerel siyasette güçlü bir karşılık oluşturan bir isimdi. Onun belediyecilik anlayışı ve seçmenle kurduğu ilişki, CHP’nin Büyükşehir seçimlerinde elini güçlendiren başlıca unsurlar arasındaydı.
AK Parti’nin Ankara’daki iktidar gücü, bakanlık düzeyindeki temsil kabiliyeti ve ilçelerdeki belediye yönetimleri, Büyükşehir yarışında tek başına yeterli olmadı.
Bu durum bize önemli bir gerçeği gösteriyor: Genel siyasette iktidar olmak, yerel siyasette de iktidar olmayı garanti etmiyor.