Bir şehrin kaderi, yetiştirdiği zihinlerin gücüyle çizilir. Eskişehir ise yıllardır bu cümlenin en canlı şahidi oldu. Caddelerini dolduran genç nüfusu, kütüphanelerinde sabahlanan geceleri ve akademinin şehre yaydığı o özgür ruhuyla Eskişehir, kelimenin tam anlamıyla bir "üniversite kenti".

Peki, bu görkemli tablonun ardındaki ekonomik çarklar nasıl dönüyor?

Önümüzdeki döneme, yani 2027 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Teklifi’ne baktığımızda karşımıza çıkan rakam öylesine büyük ki: 24 milyar 444 milyon 88 bin TL.

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi 11 milyar lirayı aşan payıyla aslan payını alıyor; Anadolu Üniversitesi 9,2 milyar, Eskişehir Teknik Üniversitesi ise 4,1 milyar liranın üzerinde bir kaynakla listeyi tamamlıyor. Kamu kaynağı dediğimiz şey, sonuçta bu şehirde yaşayan, çalışan, vergi ödeyen herkesin cebinden çıkan alın teri. Dolayısıyla bu rakamları görünce sormadan edemiyoruz: Ortada devasa bir kaynak var, peki karşılığında ne var?

Rakamların detayına inildiğinde asıl çarpıcı ve tartışmalı tablo görünür hale geliyor. Üç üniversitenin personel giderleri toplamı 16 milyar 180 milyon TL’yi buluyor. Yani önümüzdeki bütçenin yaklaşık yüzde 66’sı, yani üçte ikisi doğrudan personel harcamalarına gidiyor.

Şüphesiz ki insan kaynağı bir üniversitenin kalbidir. Akademisyenlerin, araştırmacıların ve idari personelin emeği olmadan ne dersliklerde ışık yanar ne de laboratuvarda tüpler karışır. Ancak madalyonun diğer yüzünü çevirip bakma vakti gelmedi mi?

Bütçesinin üçte ikisini maaş ve personel harcamalarına ayıran bir yapıda; bilimsel araştırmalara, teknolojik altyapıya, dünya standartlarında kütüphanelere ve öğrencilerin sosyal/akademik gelişimine ne kadar pay kalıyor?

Daha da önemlisi: Personel bütçesi bu kadar yüksekken, alınan verim ve üretilen değer aynı yükseklikte mi?

Bu soru akıllara geldikçe başka düğümler de çözülmeyi bekliyor:

Dijitalleşen dünyada tek bir tıkla halledilebilecek işlemler için hâlâ birimler arası evrak mı taşınıyor?

Akademik kadro dağılımı, kentin ve ülkenin gerçek ihtiyaçlarına göre mi planlanıyor, yoksa sadece "mevcut düzen sürsün" diye mi idare ediliyor?

Burada amacımız çalışan sayısını ya da ayrılan maaşları hedef almak değil. Asıl mesele, kamu kaynağının "sadece bir kurumu ayakta tutmak" için mi yoksa "o kurumdan dünya çapında bir değer çıkarmak" için mi kullanıldığı.

Üniversiteler, ayın 15’inde maaş ödeyen birer kamu dairesi midir, yoksa geleceği inşa eden birer bilim üssü mü?

Şehir cevap bekliyor

Eskişehir halkı ve bu kentte dirsek çürüten binlerce genç, bütçe tablolarındaki süslü rakamları değil, o rakamların hayatlarına ve kentin geleceğine nasıl dokunduğunu görmek istiyor.

Önümüzdeki milyarlarca liralık bu kaynak; eğitimin niteliğini yükselten, uluslararası makalelerin sayısını artıran, sanayiye ve kente patent olarak dönen bir "dönüşümün" aracı mı olacak? Yoksa hantal bürokratik yapının ve mevcut düzenin çarklarını döndürmekten öteye geçemeyecek mi?

Sorular ortada, rakamlar masada. Bu soruların yanıtı bütçe sunumlarında değil; amfilerde, laboratuvarlarda ve Eskişehir’in sokaklarında saklı.

Şimdi gözler üniversite yönetimlerinde: Bu bütçe ile yarını mı inşa edeceksiniz, yoksa dünü tekrar mı edeceksiniz?