Malum…
Bünyesinde üç devlet üniversitesi barındıran Eskişehir, ülke genelinde “eğitim kenti” ya da “öğrenci şehri “olarak tanınıyor. Yakıştırmalar ise öğrenci sayısının fazla olmasından kaynaklanıyor.
Bu açıdan ele aldığımızda aslında çok daha fazlasını da söyleyebiliriz.
Mesela herhangi birine sorsanız: “Dünyada, nüfusundan daha fazla üniversite öğrencisine sahip olan şehir var mıdır?”
Büyük ihtimalle “böyle mantıksız soru mu olur” yanıtıyla karşılaşırsınız.
Oysa var öyle bir şehir; adı da Eskişehir.
Eskişehir’in nüfusu 928 bin kişi. Şehrin üniversitelerinde öğrenim gören öğrenci sayısı ise son verilere göre 1.936.498 kişi. (Bu rakamın içerisindeki 1.864.000 kişi Açıköğretim Fakültesi öğrencisi. Lakin bu kişiler de Anadolu Üniversitesi’nin bir öğrencisi sonuçta.)
Neticede yaklaşık iki milyona yakın öğrenci, şehrimizin üniversitelerinde öğrenim hayatını sürdürmekte.
Eskişehir bu yönüyle, 57 üniversitesi bulunan ve 1,5 milyon kişinin üniversite eğitimi aldığı İstanbul’un da çok ilerisinde.
Ve hatta…
Küresel olarak en çok üniversite barındıran ve yükseköğretimin kalbi olarak adlandırılan Pekin, Londra ve Tokyo gibi metropoller de dahi Eskişehir’deki kadar üniversite öğrencisi bulunmuyor.
“Daha açık bir ifadeyle Eskişehir bu alanda dünya birincisi konumunda.”
Ama!
Öğrenci sayısının yüksek olması “eğitim kenti” olabilmek için tek başına yeterli bir kriter olmayıp, bu konudaki temel faktör üniversitelerin başarısıdır.
Üniversitelerin başarısı ise ulusal ve uluslararası derecelendirme kuruluşlarının belirlediği farklı metodolojilere ve performans göstergelerine göre değerlendirilir.
Dünyada en çok kabul gören iki temel sıralama sistemi olan QS ve Times Higher Education (THE) kriterleri başlıca şu başlıklardan oluşur.
Akademik İtibar (%40): Dünya genelindeki akademisyenlerin kendi alanlarındaki en iyi üniversitelere yönelik görüşleri.
Öğretim Üyesi / Öğrenci Oranı (%20): Öğrencilerin bireysel veya küçük gruplar halinde alabileceği eğitimin kalitesini gösterir.
Mezun İstihdam Edilebilirliği (%10): İşverenlerin en başarılı mezunları hangi üniversitelerden seçtiğine dair anketler ve veriler.
Atıf / Akademik Yayın Etkisi (%20): Öğretim üyelerinin yayımladığı makalelerin bilim dünyasında ne kadar çok alıntılandığı.
Uluslararası Öğrenci ve Personel Oranı (Her biri %5): Kampüsteki yabancı uyruklu öğrenci ve akademisyenlerin oranı.
Bahsettiğimiz kuruluşların bu kriterler çerçevesinde ortaya koydukları başarı endekslerinde ise şehrimizin üniversiteleri ne yazık ki oldukça gerilerde.
Aslına bakarsanız bu sonuç sürpriz de değil.
Sadece söyleyeceğim şu husus bile üniversitelerimizin durumunu özetlemek adına tek başına yeterli diye düşünüyorum:
Ulusal televizyonlarda sağlıktan ekonomiye, doğal afetlerden uluslararası ilişkilere kadar pek çok tematik yayın yapılıyor ve Türkiye’nin dört bir yanındaki üniversitelerden katılan öğretim üyeleri bu programlarda izleyiciyle buluşuyor, konuşuyor, tartışıyor.
Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nden Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi’ne kadar.
O halde soruyorum:
Şehrimizin üniversitelerinde görevli bir öğretim üyesini ulusal ekranlarda en son ne zaman gördünüz?
Ya da hiç gördünüz mü?
Mesele bu kadar basit aslında.
Sebebine gelecek olursak, bizim üniversitelerimizin böyle bir kaygısı yok. Çünkü bu kaygıyı hissettirecek akademik idare yok.
İçerisinde bulunduğumuz tablo, niceliği niteliğe dönüştüremeyen bir devinimden ibaret.
Hal böyle olunca da “dünya genelinde en fazla üniversite öğrencisine sahip olmanın” hiçbir anlamı kalmıyor.
Elbette kendimizi avutmak dışında…
Yorum sizlerin.
Bendeniz cuma günü yine buradayım.
Beklerim efendim…

GÜNÜN SÖZÜ:
Aldatmaların en kötüsü kendi kendini aldatmaktır.
- Platon