CHP’de sular bir türlü durulmuyor.

Murat Taşkın’ın yazısına göre CHP İl Başkanı Volkan Enver Kılıç, bu kez de parti üyelerinden Ertan Koşarsoy’u ihraç talebiyle disipline sevk etmiş.

İddiaya göre, kendisine rakip olarak gördüğü Egemen Yağcıoğlu’nun ardından şimdi de sıra Ertan Koşarsoy’a gelmiş.

Oysa siyasette il başkanlarına muhalif isimlerin olması son derece doğaldır.

Her eleştiriyi tehdit, her muhalifi düşman olarak görmek hangi demokratik anlayışla bağdaşır?

Madem ihraç talebiyle disipline sevk ediyorsunuz, o hâlde kamuoyuna açıklayın.

Bu insanlar ne yaptı da ihraç istemiyle karşı karşıya kaldı?

Parti üyeleri, gerekçesini bilmedikleri kararlarla mı susturulacak?

Yoksa CHP’de eleştiri hakkı yalnızca yönetime yakın olanlara mı tanınacak?

Sayın Volkan Enver Kılıç, önce kendi yönetiminizdeki tartışmalara dönüp bakın.

Zuhal Çelik hakkında kamuoyuna yansıyan iddialar konusunda nasıl bir tutum aldınız? İddiaların açıklığa kavuşturulması için hangi adımları attınız?

Senet ve altın konusundaki iddialara ilişkin nasıl bir girişimde bulundunuz?

Elbette herkes hakkında ortaya atılan iddialar araştırılmalı, kimse peşinen suçlu ilan edilmemeli.

Ancak söz konusu iddialar karşısında sessiz kalındığı izlenimi oluşuyorsa, kamuoyunun yanıt beklemesi de en doğal hakkıdır.

Muhaliflere disiplin işletilirken, yönetiminize ilişkin iddialar karşısında neden aynı kararlılığı göremiyoruz?

Gelelim bir başka meseleye…

Geçtiğimiz günlerde Mercedes’inizle yanımdan geçtiniz.

İnsan bir durur, selam verir.

Hele ki kendisini halkın ve emekçinin temsilcisi olarak gören bir sosyal demokrat siyasetçi…

Mesele Mercedes sahibi olmak değil.

Mesele, temsil ettiğiniz değerlerle kurduğunuz ilişki.

Sosyal demokratlık yalnızca kürsüden konuşmakla değil, insanlarla kurduğunuz ilişkide de belli olur.

Bir selamı, bir tebessümü, bir hâl hatır sormayı çok görmemek gerekir.

Bir de şu dil meselesi var…

CHP İl Başkanı’nın, CHP’nin il örgütünden söz ederken “CHP İl Teşkilatı” ifadesini kullanması da ayrıca dikkat çekici.

Sözcükler elbette tek başına bir siyasi anlayışı belirlemez.

Ancak yıllardır kendisini farklı bir siyasal geleneğin temsilcisi olarak tanımlayan bir partinin yöneticisi, kullandığı dile de özen göstermelidir.

Gelelim iktidar partisiyle kurulan siyasi dile…

Volkan Bey’in, Halk TV hakkında kullandığı sözlerin genel merkez nezdinde sıkıntı yarattığı da konuşuluyor.

Bu konunun ayrıntıları ve olası sonuçları açıklığa kavuşturulmalı.

Ancak asıl dikkat çeken, siyasi rakiplere gösterilen tavır arasındaki fark.

YENİ Parti İl Başkanı Talat Yalaz söz konusu olduğunda sert ithamlar ve ağır eleştiriler gündeme gelirken, AK Parti İl Başkanı Gürhan Albayrak söz konusu olduğunda daha yumuşak, daha nazik bir üslup tercih edildiği yönünde bir izlenim oluşuyor.

Talat Yalaz’a sert, Gürhan Albayrak’a nazik…

Peki, neden?

Elbette siyasi nezaket önemlidir. Ancak bu nezaketin kime karşı, hangi şartlarda ve ne ölçüde gösterildiği de en az kendisi kadar önemlidir.

Muhalefete karşı aslan kesilip iktidar karşısında güvercinleşmek, sosyal demokrat siyasetin hangi ilkesiyle açıklanabilir?

İşte tam da bu nedenle, “AK Parti’nin yan sanayisi gibi siyaset yapıyorsunuz” eleştirileri gündeme geliyor.

Bu ağır bir siyasi eleştiri olabilir.

Fakat böyle bir algının oluşmasını önlemek de parti yönetiminin sorumluluğundadır.

Sayın Volkan Enver Kılıç, mesele yalnızca birkaç isimle yaşanan tartışma değil.

Mesele, CHP’nin nasıl yönetildiği, eleştiriye ne kadar tahammül edildiği ve siyasi ilkelerin herkese karşı aynı ölçüde uygulanıp uygulanmadığıdır.

CHP Genel Merkezi’nin de bu tartışmaları dikkatle değerlendirmesi, ortaya atılan iddiaları araştırması ve gerekli açıklamaların yapılmasını sağlaması gerekir.

Çünkü parti içindeki sorunlar halının altına süpürüldükçe büyür; sorular cevapsız kaldıkça güvensizlik artar.

Benim bildiğim daha çok şey var.

Ancak bugün için amacım kimse hakkında peşin hüküm vermek değil; kamuoyunun cevap beklediği soruları sormak ve gerekli uyarıyı yapmak.

Bir partide muhalifleri disipline sevk etmek kolaydır.

Asıl mesele, eleştirilere cevap verebilmek ve kendi yönetiminizi de aynı ölçüyle değerlendirebilmektir.

Çünkü sosyal demokrasi, yalnızca bir siyasi kimlik değil; eşitlik, hesap verebilirlik, eleştiriye tahammül ve halkla yan yana durma iddiasıdır.

Mercedes’iniz olabilir, makam koltuğunuz olabilir, il başkanlığı unvanınız da olabilir. Ama bütün bunlar, sosyal demokrat olmanın tek başına kanıtı değildir.

Ve son sözüm şudur:

CHP, kimsenin kişisel iktidar alanı değildir. İl başkanlıkları geçicidir, makamlar gelip geçer. Geriye ise yapılanlar, verilebilen hesaplar ve insanların hafızasında kalanlar kalır.

Sayın Başkan, henüz vakit varken kendinize şu soruyu sorun:

Siz CHP’yi mi temsil ediyorsunuz, yoksa CHP’yi kendi yönetiminize göre mi şekillendirmeye çalışıyorsunuz?

Bu sorunun cevabını eninde sonunda ne ben vereceğim ne de siz…

Cevabı CHP örgütü ve kamuoyu verecek.