Türkiye Belediyeler Birliği Başkanvekilliği seçimi sonuçlandı.
Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın’a karşı seçimi kazandı.
Dünkü yazımda Eskişehirli bir belediye başkanının Türkiye genelinde böylesine önemli bir görev için yarışmasının kentimiz adına gurur verici olduğunu söylemiştim.
Eskişehir’in adının ülke gündeminde yer almasının ve kentimizin temsil gücünün böylesine geniş bir alana taşınmasının önemine dikkat çekmiştim.
Bunlar hâlâ geçerli.
Ancak bugün biraz daha farklı bir noktadan bakmak, siyasetin gerçekleriyle yüzleşmek gerekiyor.
Çünkü bazen bir seçimi kazanmak, mücadelenin sonu değil, çok daha zorlu bir sürecin başlangıcıdır.
YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in seçim sonrasında yaptığı açıklama da bu açıdan dikkat çekiciydi.
Özel, 860 kişilik delegasyon içinde 131 delegenin oyuyla seçimi kazandıklarını belirterek şöyle konuştu:
“Dün biz 131 delegeyle 860 kişilik yerde seçim kazandık Ayşe Ünlüce'yle birlikte. Neden biliyor musunuz? O butlanların, pazarlıklarına kapıyı kapattığımız için. Yarın 50 kişiyi daha tutuklarlar, seçimi yenilerler, alırlar. Ama bu ayıbı tarihe kazırlar. Ben savaştayım, büyük bir mücadeledeyim. Ölümü de göze almışız, hapsi de göze almışız. Hapisteki arkadaşlarımız da her şeyi göze almış. Biz başka bir mücadelenin içindeyiz. Ya bu memleketi kurtaracağız ya hep birlikte kaybettireceğiz. Bunun ikinci bir seçeneği yok.”
Bu sözler, seçimin yalnızca bir makam yarışı olarak görülmediğini ortaya koyuyor.
Siyasi gerilimin, karşılıklı güvensizliğin ve önümüzdeki döneme ilişkin kaygıların da bu yarışın bir parçası olduğunu gösteriyor.
İşte tam da bu noktada şu soruyu sormak gerekiyor:
Ayşe Ünlüce için bu seçim bir başarı hikâyesinin başlangıcı mı, yoksa beraberinde yeni siyasi sorumluluklar ve riskler getiren bir dönemin kapısı mı?
Ekrem İmamoğlu’nun, ardından Zeydan Karalar’ın ve Vahap Seçer’in tutuklanmasının ardından, şimdi gözler Ayşe Ünlüce’ye mi çevrilecek?
Bu soruyu soranlar var.
Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: Ünlüce’nin de benzer bir süreçle karşılaşacağına ilişkin ortada doğrulanmış bir bilgi yok.
Böyle bir ihtimali kesin bir gerçekmiş gibi sunmak doğru olmaz.
Ama siyasette insanların soru sormasına neden olan koşulları da görmezden gelemeyiz.
Dün seçim sonuçları açıklandığında Ayşe Ünlüce’nin yüz ifadesine dikkat ettiniz mi?
Benim gördüğüm, zaferini kutlayan bir siyasetçinin coşkusundan çok, önündeki sorumluluğun ağırlığını taşıyan bir ifadeydi.
Elbette bir insanın yüz ifadesinden ne düşündüğünü ya da ne hissettiğini kesin olarak bilemeyiz.
Ancak bu seçimin Ünlüce’ye yalnızca yeni bir görev değil, yeni bir siyasi gündem de getirdiği açık.
Bu nedenle bundan sonraki süreçte atacağı her adımın daha fazla dikkat çekeceğini düşünüyorum.
Sözüne, kararlarına, kuracağı ilişkilere ve siyasi temaslarına daha fazla özen göstermeli. Çünkü böylesine kritik bir görevde atılan küçük bir adım bile zaman zaman büyük tartışmaların konusu hâline gelebilir.
Peki, Mansur Yavaş neden bu tür siyasi süreçlere mesafeli durmayı tercih ediyor?
Bunun nedenlerini kesin olarak bilemeyiz.
Ancak siyasette temkinli davranmanın, riskleri hesaplamanın ve her fırsatın beraberinde getirebileceği sorumlulukları değerlendirmenin önemini de unutmamak gerekiyor.
Bazen bir göreve talip olmak kadar, o görevin siyasi sonuçlarını hesaplamak da önemlidir.
Ayşe Ünlüce umarız bunu hesaplamıştır.
Bir de meselenin başka bir boyutu var.
Ayşe Ünlüce’nin başarısından pay çıkarmak, bu başarıyı kendi siyasi hesabına dâhil etmek isteyecek çevreler…
Benim asıl uyarım burada başlıyor.
Özellikle kendisine yakın görünerek bu başarıdan nemalanmak isteyen, her fırsatta “canikom” diyerek samimiyet gösterisinde bulunan ekiplere karşı dikkatli olmalı.
Çünkü siyasette herkesin yakınlığı samimiyetten doğmaz.
Kimi gerçekten yanınızda durur, kimi ise sizin bulunduğunuz makamın ve elde ettiğiniz başarının yanına yerleşmeye çalışır.
“Canikom” diyenin çok olduğu yerde, kimin gerçekten dostunuz olduğunu anlamak zorlaşır.
Ayşe Ünlüce, kendisine destek verenlerle kendi başarısından siyasi kazanç devşirmek isteyenleri birbirinden ayırmalı.
Kararlarını başkalarının beklentilerine göre değil, Eskişehir’e ve üstlendiği göreve karşı sorumluluğuna göre vermeli.
Çünkü bu süreçte atacağı yanlış bir adımın bedelini yalnızca kendisi değil, temsil ettiği kent de tartışmaların gölgesinde ödeyebilir.
Benim derdim Ayşe Ünlüce’nin başarısını gölgelemek değil.
Tam tersine, bu başarının geçici bir siyasi gündem olmaktan çıkıp kalıcı bir değere dönüşmesini istiyorum.
Ama bunun için alkışlayanların sesine olduğu kadar, sessizce hesap yapanların niyetlerine de dikkat etmek gerekiyor.
Unutmayın; siyasette bazen insanı rakipleri değil, en yakınında duranlar yıpratır.
Bugün herkes Ayşe Ünlüce’yi tebrik ediyor olabilir.
Yarın aynı insanların hangisinin yanında duracağını, hangisinin ilk fırsatta uzaklaşacağını ise zaman gösterecek.
Ben şimdiden uyarımı yapıyorum.
Sonra yine beni yanlış anlayacak, yine düşman belleyecek olanlar çıkacaktır.
Varsın çıksın.
Ben alkışın bol olduğu günlerde değil, tehlikeyi kimsenin görmek istemediği zamanlarda konuşmayı tercih ederim.
Çünkü bazı uyarılar yapıldığında rahatsız eder, görmezden gelindiğinde ise çok geç olabilir.
Ve unutmayın…
Benim sözlerim bugün canınızı sıkabilir. Ama yarın haklı çıkarsam, mesele benim haklı olmam değil; sizin neden zamanında görmediğiniz olacaktır.