Şehir Gazetesi köşe yazarı Asalet Salgınoğlu, Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt ile geçtiğimiz günlerde bir röportaj gerçekleştirdi.

Kurşunlu Külliyesi’nin akıbetinden Yeni Parti’nin siyasi serüvenine kadar pek çok konu başlığının yer aldığı röportajdaki bir kesit ise fazlasıyla dikkatimi cezbetti.

Asalet Hanım “ülkenin akıbeti ne olur?” diye soruyor.

Bunun üzerine Sayın Kurt her zamanki gibi önce verip veriştiriyor iktidara. 25 yıldır ülkenin yönetilemediğinden dem vuruyor.

Lakin asıl değinmek istediğim konu bu değil. Devamında söylediklerine bakalım:

“İşçi zaten bitmiş, emekli aç… Örgütsüz bir çalışan kitlesi var ama 15-16 milyon çalışanın sadece 2 milyonu sendikalı. İnanır mısın Asalet?” derken hemen yanından bir CV çıkarıyor.

Bu başvuruda bir ibare var. Biz soruyoruz talep edilen ücret nedir diye? Çocuk yazmış ki 40.000. Ve bu çocuğun yabancı dil lisans diploması var. Yahu biz temizlik işçimize, bugün başlayana bile 55.000 TL ücret veriyoruz. Gençlerin umudu bitti. Türkiye’nin geldiği nokta bu.”

Evet efendim…

Sayın Kurt’un yukarıdaki açıklamasıyla öğrenmiş olduk ki Odunpazarı Belediyesi’nde yeni işe giren bir temizlik işçisine 55.000 TL ücret veriliyor.

Rakam az mı, çok mu?

Bence bakış açısına bağlı bu.

TÜRK-İŞ verilerine göre Mayıs 2026'da dört kişilik bir aile için açlık sınırının 35 bin TL'ye dayandığını göz önüne alırsak yeni işe başlayan bir temizlik işçisine verilen 55.000 TL’lik maaş için az da denilebilir.

Bir diğer kıyaslama metodumuz ise toplum gerçekleri olmalı.

Bu durumda ise bugün bir memur 73.000 TL, bir uzman öğretmen 92.000 TL, bir polis memuru 93 bin lira alırken; yeni işe başlayan bir temizlik işçisinin maaşının 55.000 TL olması yüksek bulunabilir. Ki asgari ücret ile emekli maaşlarının durumu da ortadayken...

Yine de yanlış anlaşılmak istemem; niyetim ne meslekleri kategorize etmek, ne de kişilerin emeklerine değer biçmek.

Nihai olan tüm meslek gruplarının hak ettiği ücreti alamadığıdır.

Keşke her bireyin tüm ihtiyaçlarını eksiksiz olarak karşılayabildiği ve gelecek kaygısı taşımadan yaşayabildiği bir toplum olabilsek.

Ama yok. Bırakın ülkemizi, birkaç tane İskandinav ülkesi dışında dünyada böyle bir ülke yok. Mesele sahip olduğunuz kaynak ile ilgili.

Neticede iyi geliriniz olacak ki iyi de gideriniz olabilsin. Yani bütçe dengesi sağlanabilsin. Hatta bütçe fazlası verilebilsin.

Hane halkından, şirketlere ve de kamuya kadar işin matematiği hep budur aslında.

O yüzden de hangi açıdan kıyaslarsak kıyaslayalım; Odunpazarı Belediyesi’nin çalışanlarına verdiği maaşın ölçütünü, ancak kendi iktisadi koşulları belirleyebilir.

Bütçe fazlası veriyordur; o zaman en düşük maaş olarak 55 bin lira değil, 100 bin lira verse de olur. Ve kimse de çıkıp “popülizm yapıyor” diyemez.

Ama görüyoruz ki durum hiç öyle değil.

Belediyenin bütçesi yetmiyor. Bu sefer kamuya yani vatandaşlara ait taşınmazlar satılıyor.

Bu da yetmiyor; onca tartışma ve itiraza rağmen meclisten milyarca liralık borçlanma yetkisi alınıyor.

Yani hem taşınmaz satışlarıyla, hem de borçlanma yoluyla ek kaynak yaratılmaya çalışılıyor. (Bu durumun iktisadi açıdan intihar etmekle eşdeğer olduğunu sizler de takdir edersiniz.)

Ondan sonra da efendim; Başkan Kurt, siyasi iktidarı küçümseyerek kendilerinin verdiği en düşük maaşı bu şekilde böbürlenerek anlatabiliyor.

İşte bu yanlış.

Yine de Sayın Kurt’u severim ve o yüzden bendenizden kendisine ufak bir tavsiye.

Milletvekilliği yap, belediye başkanlığı yap ama ticarete sakın ola girme.

Bu mantalite ile asla başarılı olamazsın.

Hatta başarısız olmak da bir yana, kısa zamanda batarsın!

Yorum sizlerin.

Bendeniz pazartesi günü yine buradayım.

Beklerim efendim.

GÜNÜN SÖZÜ:

Borçlar düşüncelerle ödenmez.
- Honoré de Balzac