AK Parti’nin 25. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla Eskişehir’de Dedekorkut Parkı’nda bir etkinlik düzenlendi.

Etkinliğin saati önce 18.00 olarak duyuruldu.

Ardından 18.30’a çekildi.

Biz de elbette erkenden alana gittik.

Ancak alana vardığımızda AK Parti’nin kuruluş yıl dönümü kutlamasından önce başka bir etkinlik vardı.

Eskişehir İl Müftülüğü tarafından düzenlenen Kur’an Kursu Şenliği devam ediyordu.

Çeşitli stantlar kurulmuş, vatandaşlara ikramlarda bulunuluyordu.

Tam da bu sırada dondurma standındaki dondurma bitti.

Hava sıcak.

İnsanlar sırada bekliyor.

Dondurma bitince tartışma çıktı.

Derken kadınlar birbirine girdi.

Ortalık bir anda karıştı.

İşin asıl dikkat çekici tarafı ise kavganın yaşandığı dondurma standının hemen önünde AK Parti Eskişehir İl Örgütü’nün kuruluş yıl dönümü kutlaması için hazırlık yapılıyor olmasıydı.

Yani aynı karede iki farklı Türkiye vardı.

Bir tarafta birkaç top dondurma için birbirine giren insanlar...

Diğer tarafta AK Parti’nin 25 yıllık iktidarını ve hizmetlerini anlatmaya hazırlanan bir teşkilat.

Bir tarafta hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı ve vatandaşın küçücük bir ikramın peşinde yaşadığı gerilim...

Diğer tarafta kürsüler, bayraklar, sloganlar ve kutlama hazırlıkları...

Tam da o sırada AK Parti Eskişehir İl Başkanı Gürhan Albayrak konuşmasında vatandaşları, “25 yıllık eser, hizmet ve mücadele yolculuğumuzun gururunu paylaşmaya” ve “Türkiye Yüzyılı yürüyüşümüzde saflarımızı daha da sıklaştırmaya” davet ediyordu.

Ve biz de sorduk.

Hangi Türkiye’den söz ediyoruz?

Dondurma kuyruğunda kavga eden Türkiye’den mi?

Yoksa kürsüden anlatılan Türkiye’den mi?

Çünkü sahnenin hemen arkasında hayatın kendisi vardı.

Vatandaşın cebindeki para yetmiyordu.

Dondurma yetmiyordu.

İnsanların sabrı yetmiyordu.

Ama kürsüde 25 yıllık başarı hikâyesi anlatılıyordu.

İşte siyasetin en büyük sınavı da tam burada başlıyor.

Vatandaşa “Türkiye Yüzyılı” demek kolay.

Ama vatandaşın bugününü yaşanabilir hale getirmek zor.

“Eser ve hizmet” demek kolay.

Ama pazara, markete, kiraya, faturaya yetişemeyen vatandaşın hayatına dokunmak zor.

“Saflarımızı sıklaştıralım” demek kolay.

Asıl mesele geçim derdi yüzünden birbirine giren insanların neden bu hale geldiğini sorgulamak.

Çünkü bazen bir dondurma, sadece bir dondurma değildir.

Bazen bir dondurma kuyruğu, memleketin ekonomik fotoğrafını bütün siyasi nutuklardan daha iyi anlatır.

O gün Dedekorkut Parkı’nda da tam olarak böyle bir fotoğraf vardı.

Arkada yoksulluk, önde şenlik vardı.

Arkada hayatın gerçekleri, önde siyasi söylemler vardı.

Arkada dondurma bitmişti.

Önde ise 25 yıllık başarı anlatılıyordu.

Ve insan ister istemez Marie Antoinette’e atfedilen o meşhur sözü hatırlıyor:

“Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler.”

Elbette burada pasta da yoktu.

Dondurma bile yetmedi.

İşte Gürhan Albayrak’ın ve AK Parti teşkilatının o gün dönüp bakması gereken yer tam da burasıydı.

Çünkü vatandaş artık masal dinlemek istemiyor.

Vatandaş cebine bakıyor.

Markete bakıyor.

Kiraya bakıyor.

Tenceresine bakıyor.

Ve bazen...

Bir dondurmaya bakıyor.

Siyaset ise hâlâ kürsüden gökyüzünü anlatıyor.

Oysa Eskişehir’de o gün gökyüzünde değil, dondurma kuyruğunda Türkiye vardı.

Gürhan Albayrak’ın konuşması belki 25 yıllık eserlerden söz ediyordu.

Ama birkaç metre ötesindeki dondurma standı, vatandaşın 25 yılın sonunda ne halde olduğunu anlatıyordu.

Ve o gün ortaya çıkan manzara şuydu…

Birileri 25. yılı kutlarken, birileri bir top dondurmanın kavgasını veriyordu.

Bundan daha sert bir siyasi tabloyu anlatmak için kürsüye bile ihtiyaç yoktu.

Çünkü o gün kürsü konuşmadı.

Dondurma standı konuştu.

Ve dondurma standının söylediği şey 25 yıllık nutuktan çok daha ağırdı.