Bugün arefe yarın bayram. Coşkuyla karşıladığımız  11 Ayın Sultanı Ramazan-ı Şerif’i bugün uğurluyoruz. Hep şöyle deriz ‘Nerede o eski Ramazanlar?’ veya ‘Nerede o eski bayramlar?’ Halbuki aradığımız eski bayramlar değildir. Çocukluğumuzda yaşadığımız dünyanın tüm sıkıntılarından uzak saf ve temiz duygular ile  büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öpüldüğü, komşuların komşulara, akrabaların akralara gidip geldiği, bayrama kavuşmanın sevincini doyasıya yaşadığı  bayramlardır özlediğimiz. Aslında eski bayramlar ile bugünkü bayramlar arasında küçük  nüans farklarının dışında bir şey yoktur. Bayram dostlukların pekiştirldiği, küskünlük ve kırgınlıkların bitirildiği, garip ve yoksulların gözetilip yüzlerinin güldürüldüğü, kavganın, kanın ve göz yaşının akmadığı  zamanlardır. Bizim özlediğimizde budur zaten…

Sahi “Nerede o eski bayramlar?” demeden eskileri bile kıskandıracak bayram kutlaması yapmak için önce içimizdeki kırgınlıkları kızgınlıkları temizlemeli, dostuklarımızı, komşuluklarımızı, arkadaşlıklarımızı, akrabalıklarımızı  tüm ön yargılardan uzak yeniden inşaa etmeliyiz. Bu duygular ile bu satırları okuyan okumayan herkesin bayramını en içten duygularımla tebrik ediyor, herkese sevgi ve saygılar sunuyorum.

BİR BAYRAM KISSASI

Bir gün Hz. Ali, azadlı kölesi Kamber’le birlikte pazara gidip keten kumaştan iki gömlek aldı. Gömleklerden birini iki, birini üç dirheme almıştı. Üç dirheme aldığını Kamber’e verdi ve ötekisini giydi. Kamber: “Bu daha iyi, bunu siz giyseydiniz” dedi. Hz. Ali ona: “Sen gençsin” dedi. “Sende hayat heyecanı var. Bu nedenle kendimi sana tercih etmeye arlanırım. Çünkü bizzat Hz. Peygamberden: ‘Hizmetkarlarınızın yiyeceği ve giyeceği sakın sizden farklı olmasın’ dediğini duydum.”