MHP Eskişehir İl Başkanı Ayhan Sezer'e gittik.
Randevusu vardı.
Biz de dışarıda bekliyoruz.
Derken gözüm bir masaya takıldı.
Masada bir isimlik...
“Özel Kalem Müdürü.”
Bir an durdum.
Yanlış mı görüyorum diye tekrar baktım.
Hayır.
Gerçekten “Özel Kalem Müdürü” yazıyordu.
O an sorguladım.
Ayhan Sezer siz il başkanı mısınız?
Kamu kurumu yöneticisi mi?
Çünkü siyasi parti teşkilatlarında il başkanının yanında sekreter olur, danışman olur, koordinatör olur.
Ama “özel kalem müdürü” deyince işin rengi değişiyor.
“Müdür” dediğiniz anda ortada bir makam, bir hiyerarşi, bir bürokrasi görüntüsü oluşuyor.
Üstelik bunu söyleyen kişi ben değilim.
Bunu masanın üzerindeki isimlik söylüyor.
Ben MHP Eskişehir İl Başkanlığı'na çok kez gittim.
Farklı dönemlerde farklı il başkanlarıyla görüştüm.
Teşkilatın içerisinde bulundum.
Ama daha önce il başkanının kapısında böyle bir makam düzeni gördüğümü hatırlamıyorum.
Belki vardır.
Belki başka siyasi partilerde de vardır.
Belki bu görevin parti içerisinde makul bir açıklaması vardır.
O zaman buyurun açıklayın.
Bu “Özel Kalem Müdürlüğü” nedir?
Kim tarafından oluşturuldu?
Görev tanımı nedir?
Yetkisi nedir?
Kime karşı sorumludur?
Partinin hangi mevzuatına dayanıyor?
Ve en önemlisi...
Neden “özel kalem müdürü”?
Çünkü mesele bir masa değil.
Mesele bir isimlik değil.
Mesele bir unvan.
MHP'nin kapısına gelen vatandaş ne görmeli?
Milletin derdini dinleyen bir teşkilat mı?
Yoksa il başkanına ulaşmadan önce aşılması gereken makamlar zinciri mi?
Ayhan Sezer'in il başkanı olarak elbette bir çalışma ekibi olabilir.
Kimsenin buna itirazı yok.
İl başkanının telefonu çalar, randevuları olur, toplantıları olur, programları olur.
Bunların organize edilmesi gayet normal.
Ama siyasette mesele yalnızca işi organize etmek değildir.
Mesele vatandaşa ne kadar yakın olduğunuzdur.
Bir siyasi parti “millet” diyorsa, milletin arasına girmelidir.
“Vatandaş” diyorsa, vatandaşın kapısını çalmalıdır.
“Esnaf” diyorsa esnafın masasına oturmalıdır.
“Çiftçi” diyorsa çiftçinin tarlasına gitmelidir.
Ve vatandaş il başkanlığına geldiğinde de mümkün olduğunca il başkanına ulaşabilmelidir.
Şimdi soruyorum.
Vatandaş ile Ayhan Sezer arasına bir de “Özel Kalem Müdürü” makamı koymanın siyaseten ne anlamı var?
Bu görev gerçekten il başkanının işini kolaylaştırmak için mi var?
Yoksa makamın etrafında bir makam daha oluşturmak için mi?
Burada kimsenin şahsıyla uğraşmıyorum.
Masada oturan kişinin kim olduğuyla da ilgilenmiyorum.
Benim meselem sistem.
Çünkü bir siyasi partide “müdürlük” kavramı çoğaldıkça, siyaset ile bürokrasi arasındaki sınır da bulanıklaşmaya başlar.
Siyasi parti devlet değildir.
İl başkanı da vali değildir.
İl başkanlığı makamı da kamu kurumu değildir.
O halde devlet kurumlarının bürokratik görüntüsünü siyasi parti teşkilatlarına taşımak neden gerekli görülüyor?
Siyasetçi makam büyütmekle mi büyür yoksa vatandaşın gönlündeki yerini büyütmekle mi?
Bence bütün mesele burada…
Bir de işin başka bir tarafı var.
Siyasette bazen insanın önüne tabela koymak kolaydır.
“Başkan.”
“Danışman.”
“Müdür.”
“Koordinatör.”
“Özel kalem...”
Unvanlar çoğalır.
Makamlar çoğalır.
Kapılar çoğalır.
Ama vatandaşın siyasetçiye ulaşması zorlaşırsa, bütün bu unvanların ne anlamı kalır?
Siyasetin amacı vatandaşa ulaşmakken, vatandaşın siyasetçiye ulaşmasını zorlaştıran bir düzen kuruluyorsa burada ciddi bir çelişki vardır.
Ayhan Sezer'in bunu özellikle düşünmesi gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü siyasette en tehlikeli şeylerden biri siyasetçinin kendi etrafında görünmez bir duvar örmeye başlamasıdır.
O duvar bazen makamdan oluşur.
Bazen unvandan.
Bazen de “Özel Kalem Müdürü” yazan bir isimlikten.
Ayhan Sezer'e bir tavsiyem var.
O isimliğe bir kez de vatandaşın gözünden bakın.
Siz orada bir personel ve bir çalışma düzeni görüyor olabilirsiniz.
Ama vatandaş orada başka bir şey görebilir:
“İl başkanına ulaşmak için önce bir müdürü aşmam gerekiyor.”
İşte siyaset açısından asıl tehlike budur.
Ayhan Sezer sizin göreviniz devlet kurumu yönetmek değil.
Sizin göreviniz siyasi teşkilatı yönetmek.
Sizin muhatabınız makam sahipleri kadar sıradan vatandaş.
Hatta belki de onlardan önce sıradan vatandaş.
O nedenle size düşen, çevrenizdeki makamları büyütmek değil, vatandaşın gözünde siyasetin itibarını büyütmek.
Bir masanın üzerine “Özel Kalem Müdürü” yazmak kolay.
Asıl marifet, o masaya gelen vatandaşın kendisini değerli hissetmesini sağlamak.
Asıl marifet, vatandaşın “İl başkanına ulaşabilir miyim?” diye düşünmemesi.
Asıl marifet, vatandaşın kapıda beklerken kendisini bir makamın önünde değil, milletin temsilcisinin karşısında hissetmesi.
O yüzden tekrar soruyorum.
Ayhan Sezer siyaseti mi büyütüyorsunuz makamı mı?
Çünkü siyasette makam büyüdükçe itibar büyümez.
Bazen sadece mesafe büyür.