Türkiye’de “reform” sözcüğünün dillerden düşürülmediği alanlar var.
En başta gelenlerden birisi de sağlık…
İktidara gelip de “sağlık hizmetlerindeki sorunları çözecek köklü reform yapmak” sözü vermeyen yok.
Gelmiş geçmiş tüm iktidarlar aynı sözü yinelediler.
“Reform” adı altında yeni uygulamalar da getirdiler.
Ancak sorunlar ortadan kalkmadı.
Bir sorun çözülürken yeni sorunlar ortaya çıktı.
Adalet ve Kalkınma Partisi, 2002 yılından bu yana tek başına iktidarda.
“Sorunlara çözüm” olarak uygulamaya koyduğu bir program var.
“Sağlıkta Dönüşüm Programı” olarak adlandırılıyor.
“Kalıcı bir program” değil…
Sürekli değiştiriliyor.
“Yapboz tahtasına döndü” dense yeridir.
“Hiç işe yaramıyor” değil…
Elbette ki, işe yarayan yanları var.
Kamu çalışanlarının ve emeklilerinin yıllar boyu çektiği “kuyruk çilesi” sona erdi.
Bunun yanı sıra başka rahatlamaların olduğu da bir gerçek.
Bunlara tamam…
Ancak “sağlık hizmetleri sorunlarından arındırıldı” denilemez.
Geçmişten kalan sorunlardan bazıları varlıklarını sürdürüyor. İşin kötüsü onların üzerine eklenen yeni sorunlar var.
En önemlisi de “hizmet kalitesindeki düşüklük…”
Bu, sağlık çalışanlarından kaynaklanan bir sorun değil… Uygulamaların bir sonucu…
Sağlık çalışanları uygulamalar yüzünden “kaliteli hizmet verme olanağı” bulamıyorlar.
Bu konuda yıllardır uyarılar yapılıyor.
Yanlışlıklar ortaya konulurken önerilerde de bulunuluyor.
Ne yazık ki, dikkate alındıkları söylenemez.
Dikkate alınmadıkları gibi uyarıda bulunanlar “iş kaçkını” falan gibi gösterilmeye çalışılıyor.
Böylesi bir yaklaşımla sorunlar çözülebilir mi?
Elbette ki hayır…
Çözülemiyor da zaten…
Uyarılar da devam ediyor.
Eskişehir Tabip Odası Başkanı Hamit Güçlüer, sorunları dile getirip yeni uyarılarda bulundu.
Söyledikleri oldukça dikkat çekici…
“…Her yeni gün bir öncekini aratan uygulamalarla karşılaşıyoruz. İyi hekimlik giderek kan kaybediyor. Nitelikli sağlık hizmeti sunabilmenin koşulları daha fazla tahrip ediliyor. On dört yıldır sürdürülen Sağlıkta Dönüşüm Programı ile sağlıkta poliklinik sayılarından acil başvurularına, ameliyatlardan BT, MR çekimlerine kadar her parametrede rekor artışlar gerçekleşirken bu on dört yıl boyunca hiç artmayan, artmak bir yana daha da azalan bir parametre var. O da hastaya ayrılan süre.
Biz hekimler binlerce yıllık mesleki deneyimimizle gayet iyi biliyoruz ki, hastalıkların tanısını koyabilmek için bize yol gösteren en önemli araç muayenenin başlangıcında hastamızla yaptığımız görüşme sonucu elde ettiğimiz hastanın/hastalığın öyküsü, mevcut ya da geçmiş hastalıkları hakkında edindiğimiz bilgiler yani anamnezdir.
Tıp bilimi ve tıbbi teknolojiler yıllar içinde ne kadar gelişmiş olursa olsun, bir hekimin hastasına yeterli süre ayırmadan ve ayrıntılı bilgi almadan doğru teşhis koyması ve doğru tedavi uygulaması mümkün değildir.”
“…Hepimiz biliyoruz ki, hekimlikte sürat felakettir. Oysa bugün biz hekimler ister birinci basamak, ister ikinci basamakta, ister kamuda ister özelde hekimlik yapıyor olalım, her geçen gün daha fazla hastayı daha kısa sürede doğru dürüst bilgi alamadan muayene ve tedavi etmeye zorlanıyoruz.
Politikacılar ‘Biz gerekli düzenlemeyi yaptık ama doktorlar hastalara ilgi göstermiyor, yeterli süre ayırmıyorlar’ diyorlar. Gerçekte ise telefonla randevu sisteminde hastaya ayrılan süre 10 dakikayı bile bulmuyor. Buna randevusuz hastalar da eklenince hasta başına düşen süre 5 dakikaya kadar iniyor. Günde yüz, yüzeli hasta bakmaya zorlanan hekim bir hastaya ne kadar zaman ayırabilir ki?”
Tabip Odası Başkanı’nın tespitleri böyle…
İtiraz etmek olanaksız…
Söyledikleri hastanelere yolu düşen herkes tarafından bilinen gerçekler.
Doktorlar karşılarına gelen hastalara “neyiniz var” sorusunu sormaya bile vakit bulamıyorlar.
Tespitlerle birlikte ortaya konulan istekler de var.
“…Hastalarımızla ayrıntılı bir görüşmeyle anamnez alabilmemize,gerekli muayeneleri, tanı ve tedaviye ilişkin bilgilendirmeyi, hizmet verdiğimiz insanlarla sağlıklı bir iletişim kurabilmemize, hastalara ve bizden hizmet bekleyenlere yeterli süre ayırmamıza olanak sağlayacak düzenlemelerin yapılmasını talep ediyoruz. İyi hekimlik yaparak nitelikli sağlık hizmeti üretmek istiyoruz. Hekimlik ve insanlık değerlerini yükseltecek sağlık politikaları istiyoruz…”
İstekler de böyle…
“Bireysel çıkar” içermiyorlar.
Hepsi sağlık hizmeti alanların yararına…
Dikkate alınmamaları için bir neden yok.
Dikkate alınmaları ve karşılanmaları gerekir.
Gerekmesine gerekir de gereken yapılır mı?
Umarız yapılır.