Kim ne söylerse söylesin son yıllarda Türkiye’de siyasi tansiyon oldukça yüksek. 15 Temmuz’a gelinceye kadar da yüksek seyreden siyasi tansiyon toplumun sinir uçlarına dokunmaya başlamış. Sinir uçlarını yıpratmış. Toplumsal ayrışmayı tetikleyen bir unsur haline gelmişti. 15 Temmuz hain darbe girişimi, kalkışması toplumun yeniden kucaklaşmasına, birlik ve bütünlük içerisinde hareket edebilme kabiliyetine katkı yaptı. Sağcısı, solcusu, laik, antilaik kesimlerin fundamental olmayan kısımları ülkenin birliğini ve dirliğine yönelen darbe karşısında sokaklara çıkarak bir direnç oluşturdular. Sonrası malum. Türkiye bir süre sonra yeniden bildiğimiz mecraya doğru akmaya başladı. Yani siyasi tansiyon yeniden yükselmeye, toplumsal dayanışma yerini çekişmeye bırakmaya başladı. Yukarıda saydığım genel rahatsızlıklar yerele de bulaşıcı virüs gibi sirayet ediyor.

Bunu kırmak için yine iş siyasetçilere düşüyor. Bunun güzel örneklerinden birisini geçtiğimiz gün CHP milletvekili Gaye Usluer göstermiş. Gaye Hoca  AK Parti İl Başkanı Dündar Ünlü’yü parti il binasında ziyaret etmiş. Bu ziyarette elbette Ünlü ve ekibine, “Hayır” çağrısı da yapmamıştır. Ünlü ve arkadaşları da Sayın Usluer’e siz de referandum da "Evet" deyin gibi bir yaklaşım sergilememişlerdir. Adı üstüde bir nezaket ziyareti. Ama ziyaretten çok daha ötesi bana göre. Çünkü buna çok ihtiyacımız var. Birbirimize saygı ve sevgi göstererek konuşabilmek, görüşebilmek gerçekten çok önemli. Zira yukarıdakiler öksürdüğünde, toplumun tabanında insanların nasıl hırçınlaştıklarını, birbirlerini düşmanmış gibi gördüklerini anlatmaya ne gerek var. Yapılan siyasi bir olgunluk gösterisidir.

+++

BU SEFERBERLİK BAŞKA…

‘Biz yazdık, biz gündeme getirdik’ ifadeleri bizim meslekte olmazsa olmazlar arasındadır. Eskişehir gibi yerlerde yerel medya rekabetinde yapılan haberlerdeki öncelik alma meselesi de önemlidir. Ancak yine de bizim gazetemiz olarak bakmıyorum olaya. Buna diğer refiklerimizin de , toplumsal hassasiyetlerinde büyük katkısının olduğunu belirteyim. Neden mi bahsediyorum? Eskişehir’de yaşanan ve her birimizi acılara gark eden ölümlü Porsuk ve sulama kanalı olaylarından söz ediyorum. Nihayet ölümleri engellemek, en azından azaltmak adına eğitimler veriliyor, önlemler alınıyor. Bu iş itfaiyesinden emniyet güçlerine, özel güvenliklerden, esnaflara uzanan çizgide bir seferberlik duygusuyla yapılıyor. Giden canları geri getirmek mümkün değil ama en azından bundan sonra canların yitip gitmesine izin vermemek adına yapılan seferberliği alkışlıyorum.

+++

EREMEDİKLERİ CİĞERE…

Eskişehirspor yönetimi sezon başında oluşturduğu süper kadronun başına hiçbir teknik adamlık deneyimi olmadığı halde Alpay Özalan’ı getirdi. Alpay Özalan’a kucak açıldı ve büyük bir imkan verildi. Ancak Özalan ile yaşanan sportif sorunlar sebebiyle Manisa hezimeti sonrası yollar ayrıldı. Ayrılığın ardından kendine altın tepside fırsat sunan Eskişehirspor camiasını suçlayarak hatta gelişmelerin üzerine "sportif başarısızlıktan değil, siyasi görüşlerimden dolayı takımdan gönderildim” sözlerini sarf edip tüy dikerek giden Alpay Özalan’a, yine hayatında Ankara Adaletspor dışında hiç teknik adamlık deneyimi olmayan Tanju Çolak’ın eşlik etmesini yadırgamak mümkün değil. Kendisinin de hocası Mustafa Denizli’nin Eskişehirspor’a gelişini çamura bulamaya kalkan Tanju Çolak gibi düşünenlere ne denir? Hani kedi ciğer hikayesi var ya… Neyse canım…