Türkiye, “deprem riski yüksek” bir ülke…
Büyük felaketlerle karşı karşıya kaldı.
Şiddeti büyük olmasa da sıkça sarsılıyor.
Böylesi bir ülkede yapı stokunun son derece sağlıklı olması gerek…
Ne yazık ki gerçekteki tablo olması gerekenin tam tersi…
Yapı stoku son derece sağlıksız…
Yaşanan her deprem felaketinden sonra iddialı laflar ediliyor.
“Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” deniliyor.
Ancak denilenler denildikleriyle kalıyor.
17 Ağustos felaketinin üzerinden 18 yıl geçti.
Değişen fazla bir şey yok.
Yapı stoku hala sağlıksız…
“Çürük” olarak nitelendirilen bina sayısı oldukça fazla…
Deprem olmasa da kendiliklerinden yıkıldıkları da oluyor.
Son olarak İstanbul’da bir bina kendiliğinden yıkıldı.
Yıkılması “sürpriz” değil…
Yıkılacağı biliniyordu.
Onun içindir ki boşaltıldı.
Boşaltılmasına boşaltı da başkaca bir şey yapılmadı.
Kontrollü biçimde yıkılması gerekiyordu.
Gereken yapılmadığı için kendiliğinden yıkıldı.
Yaya yolundan geçen insanlar arasında yaşamını yitirenler oldu.
Olay korkunç…
Yarattığı kayıpları geri getirmek olanaksız…
Ancak ders alınarak yeni kayıplar önlenebilir.
Bu korkunç olaydan ders alınması gereken yer yalnızca İstanbul ile sınırlı değil… Aralarında Eskişehir de var.
Eskişehir “deprem kuşağı” üzerinde bulunan bir yerleşim birimi…
Taşıdığı risk yüksek…
Buna karşın “depreme hazır” denilemez.
Yapılması gerekenler oldukça fazla…
En başta da “yapı stokunun sağlıklı hale getirilmesi” geliyor.
Bu, bilinmiyor değil…
Yapı stokunun sağlıklı olmadığı biliniyor.
Sürekli dile de getiriliyor.
Ne yazık ki boşuna…
Gerekenin yapılması konusunda en küçük bir çaba yok.
Eskişehir’de “çürük bina” sayısı az değil…
Adalet ve Kalkınma Partisi İl Başkan Yardımcısı Yasemin Okur açıkladı.
Tespit edilen “çürük bina” sayısı 600’ün üzerinde…
Kentin en merkezi bölgelerinde bile varlar.
“Yıkılma riski taşıdıkları” için tahliye edildiler.
Giriş kapıları mühürlü…
“Önlem” anlamında yapılanın hepsi bu…
“Çürük” olan binayı tahliye edip kapısını mühürlemek önemli…
Ancak yeterli değil…
Tahliye edildi diye “yıkılma tehlikesi” ortadan kalkmıyor ki… Tehlike varlığını aynen sürdürüyor.
Tahliye ile yalnızca binada oturanların can güvenliği sağlanmış oluyor.
İyi de ya o binanın bulunduğu caddeden geçen insanların can güvenliği ne olacak?
Olmasını kimse istemez…
Umarız ki olmaz da…
Ancak ya korkulan olur da “çürük” diye boşaltılan bina kendiliğinden yıkılırsa…
Yaratacaklarını düşünmek bile insanın tüylerini ürpertiyor.
Geçtiğimiz hafta Kanal 26 TV’de katıldığımız bir programda arkadaşlarla birlikte dile getirdik.
Son olarak da Adalet ve Kalkınma Partisi İl Başkan Yardımcısı Yasemin Okur dile getirip önlem alınmasını istedi.
“İstanbul Zeytinburnu İlçesi’nde bulunan bir bina daha önce tahliye edilmiş olmasına rağmen bir türlü yıkımı gerçekleştirilmemiş olup göçmesi sonucunda kaldırımdan geçen insanlar hayatlarını kaybetmişlerdir. İstanbul’da yaşanan elim olayın, metruk bina sayısı 600’ün üzerinde bulunan ilimizde de yaşanmaması için belediyelerimiz tarafında çalışma başlatılmalıdır.
Boşaltılmış binalar metruk alanlar oluşturuyor. Uyuşturucu ile mücadele açısından da bu binaların bir an önce yıkılmaları önem arz etmektedir. Bu konuda belediyelerimizi göreve davet ediyoruz.”
Yasemin Okur’un söyledikleri böyle…
Tehlikeye dikkat çekiyor… Belediyelere çağrıda bulunuyor.
Çağrının karşılıksız kalmaması gerek.
Gerçekten büyük bir tehlike söz konusu…
İşin şansa bırakılacak bir yanı yok.
Ortada insan canı var. Şansa bırakılması söz konusu bile olamaz.
Umarız ki, gereken bir an önce yapılır.