Büyükşehir Belediye Başkanı, çirkin bir saldırı ile karşı karşıya kaldı.

Olayın yarattığı tepki büyük…

Hem Eskişehir’de hem de Türkiye genelinde büyük tepki yarattı.

Saldırı “faili meçhul” değil…

Şüphelilerin yargılaması başladı.

5 şüpheliden 3’ü tutuklu, 2’si de tutuksuz olarak yargılanacak.

Olayın boyutu belli…

Ancak ciddi bir endişe yaratmış durumda…

Büyükşehir Belediyesi’nde tam anlamıyla bir “güvenlik seferberliği” var.

Güvenlik görevlilerinin sayısı arttırıldı.

Binaya girişlerde “didik didik” denilebilecek kadar sıkı bir arama yapılıyor.

Personelin muaf tutulması da söz konusu değil…

Onlar da aranıyorlar.

Güvenlik önlemleri yalnızca bununla sınırlı değil… Dahası var.

Başkanlık katında ölçümler yapıldı.

Söylenilenlere bakılırsa bir “kontrol noktası” daha oluşturulacak.

Büyükşehir Belediye Başkanı’na ulaşmak zaten çok kolay değildi.

Anlaşılan daha da zor olacak...

Önlemler yalnızca binada alınanlar ile sınırlı değil… Dışarısı için alınan yeni önlemler de var.

“Yakın koruma” sayısı arttırılmış durumda…

Dedik ya… Tam anlamıyla bir “güvenlik seferberliği” söz konusu…

Yadırganacak bir yanı yok.

Öyle olması son derece doğal…

Bu konuda söylenecek söz yok.

Aslında geç bile kalındı.

Saldırıdan sonra yapılanlar yalnızca “güvenlik önlemlerinin artırılması” ile sınırlı değil…

Haftanın ilk günü ile birlikte yapılan bir başka şey var.

Kısaca “fırça atmak” denilebilir.

Muhatapları da belediye çalışanları…

“Nedeni ne” mi?

Kulaktan kulağa yayılanları aktaralım.

Anımsanacaktır.

Çirkin saldırıdan hemen sonra bir “tepki eylemi” organize edildi.

Edilir edilmez kamuoyuna duyuruldu.

Açıklamaların yanı sıra “toplu mesaj” sistemi ile çağrılar yapıldı.

“Çirkin saldırıya tepki göstermek ve Büyükşehir belediye Başkanımıza sahip çıkmak için 30 Temmuz Pazar Günü Saat: 11.00’de Büyükşehir Belediyesi binası önünde buluşalım” denildi.

Eyleme “büyük bir katılım” bekleniyordu.

Ancak beklenilen olmadı.

Onca duyuruya karşın katılım beklenilenin çok altında kaldı.

Katılımcıların büyük bölümünü de Cumhuriyet Halk Partililer oluşturuyor.

Katılımı beklenip de katılmayanların sayısı oldukça fazla…

En dikkat çekici olanlar da belediye çalışanları…

Onların büyük bölümü katılmış olsaydı, kalabalık Vilayet Meydanı’na taşardı.

Ancak katılmadılar.

İşçi ve memurlardan eyleme katılanların, bir başka deyişle de “Büyükşehir Belediye Başkanımızın yanındayız” diyenlerin sayısı “yok” denilecek kadar az…

“Üst düzey bürokrat” konumunda bulunanlardan katılanlar vardı.

Ancak onların katılımı için de “tam kadro” demek olanaksız…

“Tam kadro” katılmaları şöyle dursun katılmayanların sayısı katılanlardan daha fazlaydı.

Büyükşehir Belediyesi çalışanlarının katılmamalarının nedeni “haberlerinin olmaması” değil…

Eyle ya da organizasyon neredeyse tüm televizyon kanallarından duyuruldu.

Sosyal medya aracılığıyla duyurulması da alabildiğine yaygın oldu.

“Toplu mesaj” sistemi ile defalarca çağrı yapıldı.

Onca duyurudan sonra haberdar olmayan kimse kalmadı.

“Mısır’daki sağır sultan bile duydu” dense yeridir.

Dahası da var.

Büyükşehir Belediyesi çalışanlarına özel mesajlar gönderildi.

Tepki ya da “Büyükşehir Belediye Başkanı’nın yalnız bırakmama” eylemine katılmaları istendi.

Uzun sözün kısası Büyükşehir Belediyesi’nde çalışanlarına tamamı eylemden haberdar oldu.

Doğalında herkesten önce katılmaları gerekir.

Ancak büyük bölümü katılma gereğini duymadı.

Bunu herkes gibi “işin başında” bulunanlar da gördüler.

Anlatılanlara bakılırsa çok kızmışlar.

Haftanın ilk günü ile birlikte de “fırça atmaya” başlamışlar.

Büyükşehir Belediyesi çalışanlarının “Büyükşehir Belediye Başkanı’nı yalnız bırakmama” eylemine katılmamaları gerçekten de dikkat çekici…

“Doğal” karşılamak da olanaksız…

Ancak, katılmadılar diye onlara kızıp “fırça atmak” doğru değil…

“İşin başında” bulunanların asıl yapmaları gereken belli…

O da düşünmek…

Başlarını ellerinin arasına alıp düşünecekler… “Büyükşehir Belediyesi çalışanları çirkin saldırıya uğrayan başkanlarına neden sahip çıkmadılar” sorusuna yanıt arayacaklar.

Aslında sorunun yanıtını bulmaları çok zor değil…

Yaptıkları haksızlıkları, ayırımcılıkları değerlendirmeleri yeterli…

Yapmaları gereken bu da yaparlar mı?

Hiç zannetmiyoruz…