Demişler ki “Kol kırılır yen içinde kalır!”  Peki, “kırılan kol yen içinde kalmazsa”  ne olur? "Kavga olur, husumet olur, kin olur, düşmanlık olur. Bu söz aile içi kavgalar için söylenmiştir. Aile deyince sadece  kast ettiğimiz eşimiz, çoluk çocuğumuz" değil. Bazen bir aile denildiğinde “Kurumlar, topluluklar, çeşitli ortak hareket noktası olan guruplar” da anlaşılır güzel Türkçemizde…

Örneğin Eskişehirspor camiası bir ailedir. Aile içinde olan biten ne varsa gerçi sokağa dökülmüştür. Ama, yine de sıkıntılı bir sürecin ilk etabının sonuna gelinmiştir. Yönetim kavgaları, taraftar eleştirileri, farklı bakış açılarından farklı düşünceler. Sonuçta ilk yarının sonunda düştüğümüz durumdan kalkmak için hep birlikte el ele vermek zorunda olduğumuzu nihayet anladık. Yönetim iyi yönetti, kötü yönetti, takımın kalitesi iyi değildi vesaire…

Futbolcuların bir bölümü alacakları dolayısıyla federasyona gitti. Sezon başından beri üçüncü hoca görev başında, tribünler boştu, doldu… Taraftar yönetime değil takıma sahip çıktı. Yönetim kongre kararı aldı. Aday olacak vardı, olmak isteyenler çıktı ama iş kongre gerçeğine gelince herkes köşesine çekildi…  Şimdi kaldık acı gerçeklerimizle baş başa…

 Yukarıdaki yazıyı bundan 1.5 yıl önce yazdık. Bugün değişen ne var? Galiba hiçbir şey. Sadece  bir sezonluk şampiyonluk rüyasından uyanıp yine gerçeklerimizle baş başa kalmak…

+++

TARAFTAR DAHA NE YAPSIN?

Eskişehirspor’da dünden bugüne değişen bir şey yok. Sevinçten çok hüzün, mutluluktan çok göz yaşı var yakın geçmişimizde. Bazen küçük zaferlerin büyüsüne kapılıp acı gerçekleri göremediğimiz oldu. Ancak sonunda üzülen yine taraftarlarımız oldu.. Bir avuç mutluluğu kırmızı siyahlı renklere aşık insanlara çok gördüler. Günü kurtarma, anlık mutluluklar için bile olsa Eskişehirspor’un büyük taraftarı tüm Türkiye’ye örnek olacak güzellikte işlere imza atmayı hep başardı. Bundan sonra da başaracak. Birde Eskişehirspor taraftarının büyüklüğünü birileri gerçekten farketse, sözde değil özde farkına varsalar mesele zaten çözülecek…

+++

BUNALDIM DİYENE: BİR AĞAÇ DİK !...

Havalar gerçekten bir tuhaf… Bir bakıyorsunuz ilkbaharda kış soğuklarını yaşıyorsunuz , bin gün uyanıyorsunuz kavurucu sıcaklar ile yüzleşip gölgelenecek yer arıyorsunuz. Herkes şikayet ediyor ‘mevsimler değişiyor’ diye… Ne değişmesi mevsumler değişti bile.. Çünkü doğal olmayan, beton yığınlarına çevirmek için memleketi  ne ağaç bıraktık sahillerimizde, nede toprak bıraktık ekilecek alanlarımızda… Ağaç dikeceğiz derken ağaçları katlettik üç günlük rant uğruna… Geleceğimizi harap ettik, geçmişimizi yok ettik… Acımasızca toprağı zehirledik, sera gazlarıyla atmosferin dengesini bozduk.

Ben kendimi bildim bileli Eskişehir gelişimini izlerim. Örneğin ne oldu o meşhur vişne bahçeleri? Hemen Odunpazarı’nın dibindeki sebze meyve bahçelerine ne oldu? Kıraç arazileri kaderleriyle başbaşa bırakırken en verimli, en sulak, en güzel arazilerimizde bugün beton yığınlarının büyüsüne kapılıp yüksek yüksek binalar dikmedik mi? Bugün şehir nefes almakta zorlanıyorsa bunun suçlusu çocuklarımız değil bizleriz. Eğer nefes almak isteyen varsa bir ağaç dikip sulasın, hatta birkaç ağaç dikip sulasın…Belki o zaman bugünün çocukları yarının büyükleri bizleri affedebilir…