Önce Ahmet Minguzzi.

Sonra diğer çocuklar…

Ve son olarak da Atlas.

Fotoğraflarına bakar bakmaz, ortak noktaları hemen fark ediliyor: Hepsi eli yüzü düzgün, temiz giyimli, pırıl pırıl çocuklar.

Maalesef hepsi de çocuk denilen cani ruhlu serseriler tarafından katledildiler.

Sadece onlar mı katledilen? Elbette aileleri de. Bin bir emekle büyüttükleri ve gözlerinden sakındıkları çocuklarının başına gelen bu vahşetten sonra hayatta olacaklar ama aslında yaşayamayacaklar.

***

Öylesine içimizi acıtan konu ki bu kaleme aldığımız. Sizlere olan saygım ve basın meslek ilkelerine bağlılığım ise sözlerimin üzerinde pranga gibi. Bu açıdan da zor bir yazı olduğunu belirtmek isterim.

Öncelikle; bu eli yüzü düzgün, efendi çocukların birbiri ardına ‘yan bakma’ bahanesiyle gerçekleştirilen akran zorbalığı sonucunda hayattan koparılmalarının, münferit bir olay olmayıp sistematik bir hadise olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.

Nitekim bu katillerin sadece dış görünümleri değil iç dünyaları da birbirinin aynı.

Nasıl mı?

Korkaktırlar; şiddetin hiçbir türlüsünü tasvip etmiyoruz ama ne bileklerine güvenebilirler, ne de yüreklerine. O yüzden de yanlarında bıçak gibi kesici aletler taşırlar.

Kalplerinde ise merhamet yerine öfke, kendileri gibi olmayanlara karşı bir kin vardır.

Eğitimsiz ve yozlaşmış bir sosyal çevrede büyüyen cani ruhlarının, yıllarca ekranlardaki mafya figürleriyle harmanlanması sonucunda ortaya çıkan şiddet özentisi hemen kendini belli eder.

Ve çevrelerinde suç işleyen akranlarının karşılaştığı muameleyi gördükçe, içlerindeki şiddet eğilimi gün geçtikçe daha çok artar.

Çünkü iyi bilirler ki hukuki zeminde, ‘suça sürüklenen çocuklar’ safsatası yanlarında olacaktır.

Diğer yandan çevrelerindeki bazı kişiler, olayla ilgili kamuoyu oluşmasının önüne geçebilmek için acılı aileyi sessiz kalmaları konusunda ölümle tehdit etmeye dahi cüret edebilecektir.

***

Sonrası mı?

Onu da çok iyi biliyorlar.

Cezaevine girer girmez, içerideki pek çok dost ya da akrabaları ile bir araya gelip sohbet edecek, gülüp eğlenecekler.

Devlet baba cezaevinde kendilerine gül gibi bakacak. Yiyecekler, içecekler, hasta olursa hemen hastaneye yetiştirilecekler.

Yakınları ziyaretlerine gelecek, görüşecekler ve ‘ben’ yerine ‘biz’ ile başlayan ifadelerle dışarıya racon kesmeye başlayacaklar. Günü gelince de işlemiş oldukları suçun, kendilerine suç dünyasında kazandırmış olduğu statüyle dışarı çıkacaklar. Kalplerinde ne bir vicdan muhakemesi, ne de yüzlerinde bir utanma belirtisi olacak. Üstelik pek çoğu davul ve zurna eşliğinde karşılanacak.

***

Sonuç olarak; en başta da dediğimiz üzere sorun kesinlikle sistematik. Ki kaynağı da sadece eğitimsizlik ya da cezaların caydırıcı olmaması vs değil. Buradaki temel mesele ahlaki çürümüşlük.

Ve buna mani olamadığımız, bana dokunmayan yılan bin yaşasın fıtratından ayrılamadığımız sürece de bu sorun yakamızı asla bırakmayacak.

Nitekim olan ise ışıl ışıl gözleriyle melek gibi bakan masum ve günahsız çocuklarımıza olacak.

Yazık hem de çok yazık!

Yorum sizlerin.

Bendeniz yarın yine buradayım.

Beklerim efendim…

GÜNÜN SÖZÜ:

Çiçek gibi insanların kalbini kırdınız, umutlarını yok ettiniz; bahçeleriniz bahar görmesin…

- Ahmed Arif