Eskişehir’de doğal çevre, su krizi ve kuraklık konularına dikkat çekmek amacıyla Eskişehir’de TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi, TEMA Vakfı Eskişehir İl Temsilciliği, Türkiye Ormancılar Derneği Eskişehir İl Temsilciliği iş birliğiyle düzenlenen “Doğaya Bir Cansuyu Yeter” panelinde uzman isimler bir araya geldi. Gerçekleştirilen etkinlikte, su kaynaklarının korunması, doğa eğitimi, orman yangınlar ve kuraklığın toplumsal etkileri ele alındı.
Eskişehir İl Tarım ve Orman Müdürü Sayın Yüksel ÇİL’i ziyarete de “Tarımsal Kuraklık” da konu yapıldı. Tarımsal kuraklıkla mücadele stratejileri ve su yönetimi konularında önemli açıklamalarda bulundu. Suyun her alanda tasarruflu kullanılmasının büyük önem taşıdığını, kuraklıkla mücadelede planlı su yönetiminin de kritik rol oynadığını söyledi.
Ayrıca Sivrihisar Koçaş Mahallesi’nde, Eskişehir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından hazırlanan ve Avrupa Birliği ile Birleşmiş Milletler fonlarıyla desteklenen, iklim değişikliğine dayanıklı tarımsal üretim modeli projesi, tüm illere örnek teşkil edecek niteliktedir.
Dünya ve ülkemizde, küresel iklim değişikliğinin sonucu artan sıcaklıklar ve azalan yağışlar, kuraklık olaylarının sıklığını ve ciddiyetini artırdı. Kuraklık ülkemizin tümünde ciddi ekonomik, çevresel ve sosyal etkilere yol açmaktadır.
Yıllar önce NASA bilim adamlarının, yaptığı araştırmalara göre de Türkiye toprakları, bu şekilde kullanılmaya devam ederse, 2040’da çöl olacaktır. Yine NASA Kar Uzmanı Dr. Thomas Painter, küresel ısınma nedeniyle, Türkiye’ye, az kar, çok yağmur yağacağını, daha çok sel yaşanacağını söylemişti.
17 Haziran Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü kapsamında TEMA Vakfı’nın açıklamasında da Türkiye’nin yüzde 50.9’unun orta, yüzde 22.5’inin de yüksek derecede olmak üzere toplam yüzde 73.4’ünün çölleşme tehlikesi altındaki alanlardan oluştuğu belirtildi.
Yine BM destekli raporlar, Türkiye'nin topraklarının yaklaşık %88'inin çölleşme riski altında olduğunu ve ülkenin 2030'a kadar ciddi kuraklık tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Türkiye'nin "su fakiri" kategorisine girme riskinin var tespitini yaptı.
Ülkemizde, kuraklıkla ilgili arzu edilen boyutta önlemler alınmazken, kömür madenciliği ve kömürlü termik santral yatırımları teşvik ediliyor. Türkiye’nin en verimli ovaları, kıyıları, zeytinlikleri termik santrallere feda edilirken, iklim değişikliğine katkımız da her gün artıyor.
Ülkemizde kuraklıkla ilgili önlemler alınmaz ise su kaynaklarını azaltan, tarımsal verimi düşüren ve ekosistemi bozan yavaş gelişen bir doğal afet, çevresel, ekonomik ve sosyal alanlarda, ciddi sonuçlar yaratırken, kuraklık; kıtlık, açlık, göç, enerji üretimi kaybı, orman yangınları ve biyoçeşitlilik kaybı gibi felaketlere de yol açacaktır.
Ülkemiz genelinde, meteorolojik kuraklık yanında tarımsal kuraklığında oluştuğu bu dönemde, kuraklığın olası etkilerini asgari seviyeye indirebilmek için bazı önlemlerin alınması gerekmektedir. Bu görev öncelikle kentteki ilgili kurum/kuruluşlara düşerken, halkın da konferans, panel gibi etkinliklerle mutlak bilgilendirilmesi gerekir.
Kuraklıkta, halkın eğitilmesinde eğitim kurum/kuruluşlarına da ciddi görevler düşmektedir. Nitekim Covid-19 salgınının gıda arz güvenliği üzerindeki tehdidi karşısında COVİD-19 ve açlık korkusuyla, Köy Enstitüleri de dünyanın, yeni umudu oldu. ABD, Hindistan, Venezuela, Kore gibi 100'ün üzerinde ülke "Atatürk Modeli" diye tüketimden, üretim toplumuna geçiş için, Köy Enstitüleri örnek alan uygulamalara başladılar.
Ülkemizde doğanın korunması ve su kaynaklarının tasarruflu şekilde kullanılması sağlamalı, kuraklık izleme ve erken uyarı sistemi kurulmalı, yağışların yüzey ve yeraltı suları üzerinde daha sık etkili olması beklenmeli ve buna göre çözümler geliştirilmelidir, Kuraklık konusunda uluslararası işbirliğinin de geliştirilmelidir.
Ülkemizde, yanlış arazi kullanımı sonucu, biyolojik ve ekolojik özelliklerin bozulması çölleşmeye neden olduğundan, ülkemizde bitki örtüsünün, ormanların ve tarım alanlarının korunmalı, insanlarımız, kuraklık ilgili her konuda bilinçlendirmelidir.
Küresel ısınma, nüfus artışı ve yanlış kullanımlar nedeniyle su kaynaklarının, her geçen gün azaldığı da göz ardı edilmemesi gereken bir gerçektir. Bu nedenle, bireysel su tüketimini gözden geçirerek tasarruf yapmanın yollarının aranması, toplumun her kesim için öncelikli görevi olmalıdır. Evlerde su tasarrufu yapılması için de gerekli önlemler alınmalıdır. Su varsa yaşam vardır.
Ülkemizde kuraklığın önlenmesi için Kuraklık ilgili gelişmeler dikkatle izlenmelidir. Aynı zamanda alınan tedbirlerin sonuçları da takip edilmelidir ve halk bu tedbirlerden haberdar olmalıdır. Su israfı mutlaka önlenmeli ve su kaynakları gerektiği kadar kullanılmalıdır.
Suyun tekrar kullanılabilmesi için de geri dönüştürülebilir sistemler, hayata geçirilmeli su tüketimi yoğun olan sektörlerde zorunlu olmalıdır. Kirli sular arıtılmalı ve tekrar kullanılmalıdır. Endüstri ve sulama sektörlerinde su tasarrufu için yenilikçi cihazlar ve yöntemler kullanılmalıdır.
Su kaynaklarının sürdürülebilir olması için ormanlık ve yeşil alanlar, dolayısıyla doğal çevre korunmalıdır. Yağmur suyu hasadı, geri su kazanımı, tarımda damla sulama sistemlerine geçiş, kurağa dayanıklı ürün seçimi ve bireysel su tasarrufu sağlanmalıdır. Yeraltı suları korunmalı, ağaçlandırma artırtılmalı, su israfı önlenmeli ve atık su arıtma tesisleri yaygınlaştırılmalıdır. Halkımız kurakla ilgili sürekli eğitilmeli, bireysel tedbirler de artırılmalıdır.