Eskişehir Doğa ve Yaşam Platformu tarafından düzenlenen, “Vahşi Madencilik Gerçeği: Neye ve Neden Karşı Çıkıyoruz?” başlıklı panelde, gazeteciler Sayın İbrahim Gündüz ve Sayın Özer Akdemir, Türkiye’de ve Eskişehir’de madencilik politikalarının yarattığı ekolojik yıkımı anlattı.

Panelde konuşan gazeteciler, son yıllarda açılan maden ihaleleri, ÇED süreçleri ve siyanürlü altın madenciliğine dikkat çekerek, doğa ve yaşam alanlarının ciddi tehdit altında olduğunu vurguladılar.

Eskişehir Ekoloji Derneği Başkanı Sayın Filiz Fatma Özkoç da Eskişehir’de son iki yılda Alpagut, Atalan, Sarıcakaya, Mihalıççık ve Kaymaz’da altın ve gümüş madenleri; Odunpazarı Demirli ’de bentonit ocağı; Çukurhisar’da kalker ve kil ocakları; Beylikova’da ise nadir toprak elementleri projelerinin, bölgenin ekosistemi açısından ciddi tehdit oluşturduğunu söyledi.

Sayın Akdemir ise 2023 yılı ile 2025 Aralık ayı arasında, MAPEG tarafından açılan 55 maden ihalesi bulunduğunu belirterek, bu ihalelerin toplam büyüklüğünün yaklaşık 47 bin 500 futbol sahası kadar olduğunu söyledi.

Ayrıca Sayın Akdemir,” Eskişehir’de 1000 hektarı aşan 13 maden projesi bulunduğunu belirterek, “Bu alanların içinde tarım arazileri, meralar, ormanlar ve köyler var. Yani aslında hepimizin yaşam alanlarıdır. Bu projeler Eskişehir’in tarihinin en büyük ekolojik yıkım tehdidini oluşturuyor.” dedi.

Sayın Akdemir, madencilik projelerinde çevresel etki değerlendirme süreçlerinin çoğu zaman işletilmediğini, verilere göre projelerin yalnızca yüzde 6’sında gerçek anlamda ÇED süreci başlatıldığını belirterek, projelerin büyük bölümünde, “ÇED gerekli değildir” ya da benzer kararlarla sürecin geçiştirildiğini, projelerin parçalara bölünerek sunulduğunu da vurguladı.

Geçmiş yıllarda da Eskişehir Sanayi Odası’nda, düzenlenen basın toplantısında konuşan Eskişehir Madencilik Kümesi yetkilisi, “Dünyanın en büyük mermer ve traverten ihracatçısı, en büyük bor üreticisi ve ihracatçısı, en büyük feldspat (cam, seramik, boya hammaddesi) ihracatçısı ülkemizdir. Bilinen 90 madenin 80’e yakını ülkemizde çıkıyor. Sektörümüzü daha da geliştirmek zorundayız” görüşlerini kamuoyu ile paylaşmıştı.
Ayrıca madenlerimiz, sanayimizin itici gücü olmadığı sürece, ülkemize arzu edilen boyutta bir faydası olmadığı gibi, yabancılar, madenlerimize bedava sahip olurken, ekolojik yıkıma da neden olurken, çocuk ve torunlarımızın, imkân ve olanaklarını da yok oluyor.

Yine Eskişehir maden Küme Başkanı Sayın Metin Çekiç, “Ülkelerin kalkınmışlığı Madenciliğin ekonomiye yaptığı katkıyla ölçülür, gelişmiş ülkelerde bu oran %8-15’lerdeyken, ülkemizde %1,08 mertebesindedir. Bu rakamı artırmak zorundayız. Ancak sektörümüzdeki ilgi giderek azalıyor. Son 10 yılda Maden Ruhsat sayıları çarpıcı şekilde düşmüştür. 2010 yılında 31.562 arama, 11.604 işletme olmak üzere 41.166 ruhsat var iken, Eylül 2021 itibariyle 5.070 arama,9793 işletme olmak üzere toplam 14.863 ruhsat kalmıştır.” açıklamasında bulunmuştu.
Eski Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı, Sayın Fatih Dönmez de CHP’li Sayın Fethi Gürer’in, soru önergesine verdiği yanıtta, Türkiye’de, 118 yabancı firmaya ait 593 maden ruhsatı bulunduğunu söyledi.
Türkiye Jeoloji Mühendisleri Odası yetkilileri, Ak Parti Hükümeti tarafından 5 Haziran 2004 tarihinde, TBMM’den geçirilen 5177 sayılı değişiklik ve 5213 sayılı Maden Kanunu’na dikkat çekerek, bu yasalarla yabancı sermaye maden işletme ruhsatı alma konusunda, büyük kolaylıklar sağlandığını ifade ettiler.
Ülkemiz, madenlerden katma değeri yüksek ürün üretmediği sürece, bir yarar yoktur. Türkiye'de altın çıkaran maden şirketleri çıkardıkları 39 ton altının yaklaşık % 2.5'i kadarını (bir tonunu) devlete '’Devlet Hakkı'’ olarak vermişler. Geri kalan yüzde 97.5'ini (38 tonunu) ise alıp ülkelerine götürmüşlerdir. Bu nedenle de Türkiye, artık madenlerini kendi sanayisinde hammadde olarak kullanılmalı ve katma değer ürünler üreterek ihraç etmelidir. Madencilik alanında AR-GE çalışmalarına da hız kandırılmalıdır.
Ülkemiz, maden çeşitliliği açısından zengin bir ülke, dünya genelinde bilinen 50 minarelin 30´ a yakını ülkemizde bulunmaktadır. Bor, toryum, metalik madenler ve kömür açısından kendimize yetebilecek bir ülkedir.

Eskişehir, dünya standardındaki, altın, boraks, krom, manganez, asbest, dolomit, cips, kaolen, manyezit, perlit, Eskişehir Taşı(Lüle Taşı), talk, toryum, mermer gibi, madenlere sahiptir.

Eskişehir, il sınırları içinde çıkartılan madenlerin, insanı ve insan emeğini, merkeze koyan, çevre ve ekosistemlerin korunmasını da gözeten, temel olarak, ekonomik kalkınmaya ve yoksulluğun azaltılarak, gelir dağılımının düzeltilmesi hedeflerini yönlendirilen, bir "Yerel madencilik politikası" oluşturmalıdır.

Eskişehir’ de madencilik sektöründe oluşturulacak aramadan, uç ürüne kadar, her aşamada ileri teknoloji kullanımı amaçlanmalı, sektörün, her alanında, şeffaflık ve bilgi akışı sağlanmalı, alınan kararlardan, toplumun her kesimi bilgilendirilmeli, madencilik sektörüne ilişkin alınacak kararlara, yöre halkının da katılımı sağlanmalı ve rızası alınmalıdır.

Ülkemizde, madenler, sanayi, teknoloji, enerji, inşaat ve ulaşım gibi temel sektörlerin hammadde ihtiyacını karşılayan, ülke ekonomisine doğrudan katkı sağlayan ve istihdam yaratan en önemli yer altı zenginlikleridir. Bu nedenle de, ülkemizdeki madenler devletleştirilmeli, ekosistem ve kamu yararı gözetilerek de uç ürün üretilerek ihraç edilmelidir. Çünkü madenler ekonomik kalkınma ve dışa bağımlılığın azaltılması da stratejik bir güce sahiptir.