Türkiye’de siyaset artık çoğu zaman kürsülerde değil, sosyal medya paylaşımlarının altındaki cümlelerde şekilleniyor. Bir fotoğraf, bir kelime ya da küçücük bir obje bile saatler içinde ülke gündeminde tartışma başlatabiliyor. Eskişehir’de CHP’nin yeni üyelere dağıttığı anahtarlıklar üzerinden başlayan Barış Yarkadaş ile Talat Yalaz arasındaki polemik de bunun son örneklerinden biri oldu.

Belki de tartışmanın özü tam burada başladı. Çünkü siyaset yalnızca yapılan işten değil, kullanılan dilden de beslenir. “Anahtarlık” demek başka bir çağrışım yaratır, “maskot” demek bambaşka. Bir taraf bunu parti aidiyetini güçlendiren sembolik bir hediye olarak görürken, diğer taraf olayı siyasi fanatizmin bir göstergesi olarak okumayı tercih etti.

Ancak Türkiye’de siyasetin uzun zamandır yaşadığı temel sorun da tam burada başlıyor. Fikirler üzerinden başlayan tartışmalar çok hızlı şekilde kişiler üzerinden yürütülerek devam ediyor. Bir anahtarlığın konuşulduğu ortamda kısa süre sonra insanların siyasi kimlikleri, geçmişleri ve kişisel ilişkileri tartışmanın merkezine yerleşiyor. Oysa toplumun artık daha fazla ihtiyaç duyduğu şey; kimin kimi küçümsediği değil, hangi siyasi anlayışın vatandaşın sorununa çözüm üretebildiği.

Sosyal medya ise bu gerilimi büyütmek için oldukça elverişli bir alan sunuyor. Çünkü dijital ortamda en çok dikkat çeken şey sakin açıklamalar değil, sert çıkışlar oluyor. Bir paylaşımın altına yazılan tek bir cümle, günlerce sürecek bir siyasi kavganın başlangıcına dönüşebiliyor. İnsanlar artık tartışmanın içeriğine değil, kimin daha sert cevap verdiğine odaklanıyor.

Bu olayda dikkat çeken bir diğer nokta da siyasetin semboller üzerinden yürümeye başlaması. Rozetler, kupalar, atkılar, anahtarlıklar… Bunlar siyasi kültürün her döneminde vardı. Sadece bir partiye özgü de değil. Dünyanın birçok yerinde lider figürleri kampanya materyallerinin merkezine yerleştirilir. Ancak mesele bir eşyanın dağıtılması değil, o eşya üzerinden nasıl bir siyasi dil kurulduğu.

Barış Yarkadaş’ın sonraki açıklamalarında tartışmayı kişisel zemine taşıması ise olayın dozunu daha da artırdı. Çünkü siyaset sert olabilir ama kişiselleştiği anda topluma örnek olma vasfını kaybetmeye başlar. Bugün Türkiye’de vatandaşın siyasetten en büyük beklentilerinden biri; kavga eden değil, konuşabilen siyasetçiler görmek. Özellikle ekonomik sorunların, geçim sıkıntısının ve toplumsal gerginliğin arttığı bir dönemde insanların görmek istediği şey “maskot mu anahtarlık mı” tartışması değil.

Sonuç olarak bu yaşananlar küçük bir polemik gibi görünebilir. Ancak aslında Türkiye siyasetinin son yıllardaki dil sorununu özetleyen önemli bir örnek. Birkaç santimlik bir anahtarlık üzerinden başlayan tartışma bile birkaç saat içinde siyasi kamplaşmanın yeni cephesine dönüşebiliyor. Ve ne yazık ki çoğu zaman geriye kalan şey çözüm değil, yalnızca daha fazla gürültü oluyor.

Esen kalın.