Açlık, bir insanın en son başvuracağı dildir. Çünkü o noktaya gelindiğinde artık konuşmanın, beklemenin, umut etmenin bir karşılığı kalmamıştır. Eskişehir’den Ankara’ya yürüyen Doruk Madencilik işçilerinin bugün geldiği nokta tam olarak bu: Duyulmayan bir sesin, bedel ödeyerek kendini duyurma çabası.

Mihalıççık’ın Koyunağılı bölgesinden yola çıkan işçiler, aslında sadece kilometreler kat etmedi. Her adımda biraz daha görünür olmaya, biraz daha “biz buradayız” demeye çalıştılar. Günler süren yürüyüşün ardından Ankara’ya ulaştılar ama anlaşılan o ki asıl mesafe, hâlâ kapatılamadı. Çünkü mesele fiziki uzaklık değil; muhatap bulamamak.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde başlatılan açlık grevi, bir hak arama yönteminden çok, bir çaresizlik ilanı. Yaklaşık 110 işçinin “haklarımızı alana kadar buradayız” demesi, aslında sistemin bir yerinde ciddi bir aksama olduğunun göstergesi. Maaşını alamayan, tazminatını tahsil edemeyen bir işçinin başka ne seçeneği kalır?

Burada görmezden gelinmemesi gereken kritik bir nokta var: Bu insanlar çalıştılar. Emek verdiler. Yerin metrelerce altında risk aldılar. Ve şimdi hak ettikleri karşılığı almak için aç kalmayı göze alıyorlar. Bu, sıradan bir eylem değil; emeğin değersizleşmesine karşı verilen sert bir tepki.

“Verilen sözler tutulmadı” cümlesi ise Türkiye’deki pek çok emek mücadelesinin ortak özeti gibi. Sorun sadece ödeme yapılmaması değil; güvenin zedelenmesi. Çünkü bir işçi için en büyük güvence, alın terinin karşılığını zamanında alabilmektir. Bu ortadan kalktığında geriye sadece belirsizlik kalır.

Açlık grevi, aynı zamanda toplumsal bir sınavdır. Çünkü bu tür eylemler sadece eylemi yapanları değil, izleyenleri de ilgilendirir. Bir yerde insanlar aç kalmayı göze alıyorsa, orada herkesin kendine şu soruyu sorması gerekir: “Bu noktaya nasıl gelindi?”

İşin bir diğer boyutu da şu: Madencilik gibi zaten yüksek risk barındıran bir sektörde çalışan işçilerin, bir de ekonomik güvencesizlikle karşı karşıya kalması kabul edilebilir değil. Yer altında canını ortaya koyan insanların, yer üstünde hak aramak zorunda bırakılması, sistemsel bir çelişkidir.

Bugün Ankara’da süren bu eylem, sadece Doruk Madencilik işçilerinin meselesi değil. Bu, emeğin, adaletin ve sorumluluğun test edildiği bir süreç. Çözüm ise aslında karmaşık değil: Diyalog, şeffaflık ve verilen sözlerin tutulması.

Çünkü unutulmaması gereken bir gerçek var: Açlık grevleri kazanım değil, kayıptır. Hem insanlık adına hem de toplum adına.

Ve hiçbir hak arayışı, insanların aç kalmak zorunda kaldığı bir noktaya gelmemeli.

Esen kalın.