Türkiye’de siyaset artık sadece partilerin yarışı olmaktan çıktı. İnsanlar sabah markete giderken, faturalarını öderken, çocuklarının geleceğini düşünürken aynı zamanda “Bu ülkede demokrasi gerçekten işliyor mu?” sorusunu da sormaya başladı. Ekonomik sıkıntılar altında ezilen vatandaşın gündemi geçim derdi olsa da, siyasette yaşanan her kırılma toplumsal psikolojiyi doğrudan etkiliyor. Son günlerde CHP içerisinde yaşanan “mutlak butlan” tartışmaları da tam olarak böyle bir kırılma noktası haline geldi.

Eskişehir’de CHP İl Başkanlığı önünde verilen görüntü aslında sadece bir siyasi destek açıklaması değildi. O kalabalık, partinin geleceğine dair duyulan kaygının, öfkenin ve aidiyet hissinin dışa vurumuydu. Özellikle Kazım Kurt’un yaptığı açıklamalar oldukça sert ama bir o kadar da netti. “Atanan bir il başkanını tanımam” çıkışı, sadece bireysel bir tepki değil; parti tabanında oluşan demokratik meşruiyet tartışmasının güçlü bir yansıması oldu.

CHP, tarihsel olarak Türkiye’de demokrasi, hukuk ve halk iradesi söylemini en yüksek sesle savunan partilerden biri oldu. Bu nedenle bugün yaşanan tartışmalar sıradan bir yönetim kavgası gibi değerlendirilmiyor. Çünkü mesele yalnızca kimin genel başkan olacağı değil; yöntemlerin ne kadar demokratik olduğu meselesi. Parti tabanının önemli bir kısmı, delegelerin iradesiyle oluşmuş bir yönetimin yargı ya da farklı mekanizmalar üzerinden tartışmalı hale getirilmesini içine sindiremiyor.

Eskişehir’de mevcut İl Başkanı Talat Yalaz’ın Özgür Özel’e açık destek vermesi de bu nedenle önemliydi. Çünkü bugün CHP içerisinde yaşanan süreç, yalnızca kişiler üzerinden okunmuyor. Bir tarafta “değişim” söylemiyle yola çıkan yeni yönetim anlayışı, diğer tarafta ise partinin geçmiş yönetim kadroları bulunuyor. Ancak tabanın önemli bir kısmı artık kişisel hesaplardan çok halkın beklentilerine cevap verecek bir siyaset görmek istiyor.

Asıl soru ise bundan sonra ne olacağı…

Yeni bir parti ihtimali konuşuluyor mu? Evet, kulislerde bu ihtimal dillendiriliyor. Türk siyasetinde kırılmaların yeni oluşumlara dönüşmesi geçmişte birçok kez yaşandı. Ancak bugün CHP seçmeni için mesele yeni bir tabela görmekten çok, mevcut yapının nasıl bir yol izleyeceği. Çünkü insanlar artık bölünmüş muhalefet görüntüsünden yorulmuş durumda.

Bir başka önemli konu da Kemal Kılıçdaroğlu’nun süreç içerisindeki konumu. Kılıçdaroğlu’nun yeniden etkin bir rol üstlenmesi ihtimali bazı kesimlerde destek bulurken, bazı kesimlerde ise “değişim iradesinin geri itilmesi” olarak yorumlanıyor. Özellikle genç seçmen, siyasette artık aynı yüzleri değil; umut veren yeni bir dil görmek istiyor.

Fakat unutulmaması gereken çok önemli bir gerçek var: CHP sıradan bir siyasi parti değil. Cumhuriyetin kurucu iradesini temsil eden, Mustafa Kemal Atatürk’ün mirasını taşıyan bir yapıdan söz ediyoruz. Bu yüzden parti içerisinde yaşanan her kriz toplumda çok daha büyük yankı uyandırıyor.

DARISI ESKİŞEHİR’İN BAŞINA

Bazı kararlar vardır; bir şehirde umut olur, başka bir şehirde bekleyişi uzatır. Türkiye’de son günlerde yaşanan gelişmeler de tam olarak bu duyguyu yeniden gündeme taşıdı. İstanbul Bilgi Üniversitesi ile ilgili kapatılma sürecinin geri çekilmesi ve bu kararın Resmi Gazete’de yayımlanarak resmileşmesi, aslında devlet mekanizmasının gerektiğinde nasıl hızlı ve esnek çalışabildiğini bir kez daha gösterdi.

Bu gelişme birçok kişi için teknik bir idari düzenleme gibi görünebilir. Ancak mesele sadece bir üniversitenin geleceği değil; kararların geri alınabilirliği, düzeltilebilirliği ve kamu yararı doğrultusunda yeniden şekillendirilebilirliği açısından da önemli bir örnek oluşturuyor.

Tam da bu noktada akıllara doğal olarak şu soru geliyor: Madem bir karar geri çekilebiliyor ve Resmi Gazete üzerinden yeniden düzenlenebiliyorsa, aynı esneklik neden Eskişehir için gösterilmiyor?

Çünkü Eskişehir’de durum farklı. Kentte sağlık alanlarının ve hastanelerin özelleştirilmesine ilişkin süreç hâlâ yürürlükte ve bu konuda verilen iptal beklentisi, resmiyete kavuşmuş değil. Yani bir yanda geri çekilen ve hızla resmileştirilen kararlar varken, diğer yanda aylarca bekleyen ve toplumda belirsizlik yaratan bir süreç var.

İşte adalet duygusunu zedeleyen nokta tam olarak burası.

Eskişehir halkı aslında çok basit bir şey istiyor: tutarlılık. Eğer bir karar kamu yararı gözetilerek geri alınabiliyorsa, bu sadece belirli alanlarda değil, ihtiyaç duyulan her yerde uygulanabilmeli. Sağlık gibi hayati bir konuda “bekleyiş” kelimesi bile fazlasıyla ağır bir yük taşır. Çünkü bu mesele sadece idari bir dosya değil, doğrudan insanların hayatına dokunan bir konudur.

Bugün Eskişehir’de vatandaşın zihninde tek bir düşünce var:

“Eğer bir yerde mümkünse, bizim için de neden mümkün olmasın?”

Bu soru aslında bir talep değil, bir beklentidir. Eşitlik, şeffaflık ve kamu yararının her şehir için aynı şekilde işletilmesi beklentisi. Eskişehir, Türkiye’nin en önemli şehirlerinden biri. Öğrenci nüfusu, sağlık kapasitesi, şehir kültürü ve sosyal yapısıyla ülkenin dikkat çeken merkezlerinden biri. Böyle bir şehirde sağlık hizmetlerine dair kararların belirsizlik içinde kalması, doğal olarak güven duygusunu da zedeliyor.

Bugün mesele sadece bir özelleştirme tartışması değil; devletin karar mekanizmasına duyulan güven meselesidir. Bu yüzden Eskişehir’de dile getirilen beklenti aslında oldukça net ve sade:

Madem geri dönüş mümkün, madem Resmi Gazete ile süreçler yeniden düzenlenebiliyor, o halde Eskişehir için de kamu yararı doğrultusunda aynı irade neden gösterilmesin?

Cevap bekleyen soru tam olarak budur.

Ve belki de bu yüzden cümle yine aynı noktaya bağlanıyor:

Darısı Eskişehir’in başına.

Esen kalın.