Eskişehir için 2026’nın “özel” bir yıl olduğu sürekli vurgulanıyor. Etkinlikler, paneller, organizasyonlar… Şehir vitrine çıkarılıyor. Ancak vitrine konulanla arka tarafta yaşanan gerçeklik arasında ciddi bir uçurum var. “Ekonomi 26 Paneli”nde yapılan açıklamalar, bu süslü tablonun ardındaki sert gerçeği bir kez daha gözler önüne serdi.
Nadir Küpeli açık konuştu: Sanayi tesisleri tam kapasite çalışabilecek durumdayken üretim yüzde 70–80 bandına sıkışmış durumda. Bu ne demek? Atıl kapasite, artan birim maliyet, düşen rekabet gücü demek. Yani sanayici üretmek istiyor ama ekonomik şartlar elini kolunu bağlıyor. Daha da çarpıcısı, yeni yatırımların ve teknolojik dönüşümün neredeyse imkânsız hale gelmesi. Finansmana erişim zor, risk yüksek.
Diğer tarafta Celalettin Kesikbaş var. Onun söyledikleri ise durumun geçici değil, kronik olduğunu ortaya koyuyor. 1970’lerde dile getirilen sorunların hâlâ geçerli olması, aslında Türkiye’de sanayi politikalarının ne kadar yerinde saydığını açıkça gösteriyor. Enflasyon, tarım politikaları, finansmana erişim, plansızlık… Yarım asırdır aynı başlıkları konuşuyoruz.
Şimdi burada durup şu soruyu sormak gerekiyor:
Eğer 50 yıldır aynı sorunları konuşuyorsak, ortada bir “ilerleme” hikâyesi var mı gerçekten?
Sanayici üretimde direniyor, çabalıyor. Ama artan maliyetler, dengesiz sektör politikaları ve plansız yatırımlar bu çabayı adeta cezalandırıyor. Kaynaklar verimli kullanılmıyor, yatırımlar stratejik değil. Sonuç? Düşen verimlilik, artan kırılganlık.
Eskişehir özelinde tablo daha da düşündürücü. Çünkü bu şehir, sanayi kültürü, eğitim altyapısı ve üretim kabiliyetiyle Türkiye’nin en güçlü potansiyellerinden birine sahip. Ama potansiyel, doğru politikalarla desteklenmediğinde sadece bir “ihtimal” olarak kalır. Bugün yaşanan tam olarak bu.
2026 yılı için yapılan organizasyonlar elbette kıymetli. Ancak gerçek sorunları halının altına süpürerek, sadece etkinliklerle bir kalkınma hikâyesi yazılamaz. Panelde konuşulanlar bize şunu net şekilde söylüyor:
Eskişehir ekonomisi vitrine değil, yapısal çözümlere ihtiyaç duyuyor.
Aksi halde önümüzdeki yıllarda daha sert bir gerçekle yüzleşmek kaçınılmaz olacak:
Üretim var ama güç yok.
Potansiyel var ama yön yok.
Çaba var ama karşılık yok.
Ve en tehlikelisi…
Sorunlar konuşuluyor ama hâlâ çözülemiyor.